Kültür, toplulukların tarihsel deneyimlerini, değerlerini ve kimlik algılarını kuşaktan kuşağa aktardıkları dinamik bir anlamlar bütünüdür. Bu aktarım süreci yalnızca dil ve yazılı metinler aracılığıyla değil; ritüeller, semboller, beden pratikleri, müzik ve performanslar yoluyla da gerçekleşmektedir. Toplumsal bellek bu bağlamda, geçmişin durağan bir yansıması olmaktan ziyade, güncel pratikler içinde sürekli olarak yeniden üretilen ve müzakere edilen bir alan olarak değerlendirilmektedir (Assmann, 2018, s. 28-30). Dans ve müzik gibi ritüel kökenli performans pratikleri, kolektif kimliğin korunmasında ve kültürel belleğin görünür kılınmasında merkezi bir rol üstlenmektedir. Çerkes toplumu, tarihsel olarak zorunlu göç ve diaspora deneyimiyle şekillenmiş; kültürel sürekliliğini büyük ölçüde sözlü gelenek, ritüel pratikler, müzik ve dans aracılığıyla korumuştur. 1864 sürgünü sonrasında Anadolu’nun farklı bölgelerine yerleşen Çerkesler için dans ve müzik, yalnızca estetik bir ifade değil; kimliğin korunması, aidiyetin sürdürülmesi ve toplumsal belleğin canlı tutulması açısından temel araçlar hâline gelmiştir. Kayseri’ye bağlı Uzunyayla bölgesi ve bu bağlamda faaliyet gösteren Kayseri Kafkas Derneği, Çerkes kültürel pratiklerinin günümüzde de yoğun biçimde yaşatıldığı önemli merkezlerden biridir. Bu çalışma, Kayseri Kafkas Derneği örneğinde Çerkes dans ve müzik pratiklerinin kültürel kimliğin temsilinde ve toplumsal belleğin inşasında nasıl bir işlev üstlendiğini incelemektedir. Araştırma, dans ve müzik performanslarını ritüel, sembol ve performans kuramları çerçevesinde ele almakta; Wuc, Qafe ve Şeşen danslarının sembolik, ritüel ve toplumsal anlam boyutlarını nitel araştırma yöntemiyle çözümlemektedir. Katılımlı gözlem, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve netnografik inceleme yoluyla elde edilen bulgular, dans ve müzik pratiklerinin Çerkes kimliğinin çağdaş koşullar içinde yeniden üretilmesinde ve kültürel sürekliliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Culture constitutes a dynamic system of meanings through which communities transmit their historical experiences, values, and perceptions of identity from one generation to another. This process of transmission is realized not only through language and written texts but also through rituals, symbols, bodily practices, music, and performance. In this context, social memory should be understood not as a static reflection of the past, but as a field that is continuously reproduced and negotiated within contemporary practices (Assmann, 2018, p. 28-30). Ritual-based performance practices such as dance and music play a central role in the preservation of collective identity and in rendering cultural memory visible. Circassian society has been shaped by experiences of forced migration and diaspora, and has largely maintained its cultural continuity through oral tradition, ritual practices, music, and dance. Following the exile of 1864, dance and music became not merely aesthetic forms of expression for Circassians settled in different regions of Anatolia, but also fundamental means for preserving identity, sustaining a sense of belonging, and keeping social memory alive. The Uzunyayla region of Kayseri, together with the Kayseri Caucasus Association operating in this context, stands out as one of the important centers where Circassian cultural practices continue to be actively maintained today. This study examines how Circassian dance and music practices function in the representation of cultural identity and the construction of social memory, taking the Kayseri Caucasus Association as a case study. The research approaches dance and music performances within the frameworks of ritual, symbol, and performance theories, and analyzes the symbolic, ritual, and social dimensions of the Wuc, Qafe, and Sheshen dances through a qualitative research methodology. The findings obtained through participant observation, semi-structured interviews, and netnographic analysis demonstrate that dance and music practices play a significant role in the reproduction of Circassian identity under contemporary conditions and in ensuring cultural continuity.