Bu çalışma, 1981-2023 yılları arasında Türkiye’de yoksulluğun azaltılması ile doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) ve kamu harcamaları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bulgular, DYY'nin ekonomik büyümeye önemli katkılar sağladığını ancak yoksulluğu doğrudan azaltma konusunda sınırlı etkilerinin olduğunu göstermektedir. DYY’nin istihdam yaratma ve teknoloji transferi gibi olumlu etkileri olmasına rağmen, bu faydalar genellikle düşük gelirli gruplara ulaşmamakta ve yapısal eşitsizliklerin giderilmesine katkı sunamamaktadır. Benzer şekilde, kamu harcamalarının özellikle sosyal yardım, eğitim ve altyapı yatırımları aracılığıyla yoksulluğu dolaylı olarak azaltmada daha etkili olduğu ortaya konmuştur. Çalışma, yoksulluğun azaltılması için DYY ve kamu harcamalarının daha kapsayıcı bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. DYY'nin faydalarının düşük gelirli gruplara ulaşmasını sağlamak için yatırımların emek yoğun sektörlere ve yoksul kesimleri hedefleyen alanlara yönlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, kamu harcamaları eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına öncelik vermeli ve dezavantajlı grupların yaşam koşullarını iyileştirmeye odaklanmalıdır. Sonuç olarak, Türkiye'de yoksulluğun azaltılması, DYY ve kamu harcamalarının sosyal eşitlik öncelikleriyle uyumlu hale getirilmesini gerektirmektedir. Sürdürülebilir büyüme, DYY ve kamu girişimlerinden elde edilen ekonomik kazanımların adil bir şekilde dağıtılmasını ve düşük gelirli kesimlere yönelik fırsatların artırılmasını sağlayarak mümkün olacaktır.
Poverty alleviation and its relationship with foreign direct investments (FDI) and government expenditures are the focus of this study, which examines data from Türkiye between 1981 and 2023. The findings show that while FDI contributes significantly to economic growth, its direct effect on poverty reduction remains limited without targeted policies. Although FDI creates employment and enables technology transfer, the benefits often bypass low-income groups, failing to address structural inequalities. Similarly, government expenditures, particularly in social assistance, education, and infrastructure, demonstrate a stronger indirect impact on poverty alleviation by improving access to essential services for disadvantaged populations. The study highlights that reducing poverty requires a more inclusive approach to FDI and public spending. Directing investments toward labor-intensive and low-income-targeted sectors can help extend FDI's benefits to vulnerable groups. Government spending must also prioritize education, healthcare, and social safety nets to enhance opportunities for upward mobility among impoverished communities. These findings emphasize the importance of integrating economic growth strategies with social equity measures to address poverty more effectively. In conclusion, poverty alleviation in Türkiye necessitates the alignment of FDI and public expenditure with inclusive development policies. Sustainable growth must ensure that the economic gains from FDI and government initiatives are equitably distributed, fostering opportunities for low-income populations and reducing disparities across the socio-economic spectrum.