Bu çalışma, COVİD-19 salgınını bir sağlık krizi olduğu kadar iletişim, medya, kültür, siyaset ve toplumsal davranış örüntüleriyle iç içe geçmiş çok boyutlu bir toplumsal süreç olarak ele almaktadır. Salgın süreci boyunca kitle iletişim araçlarına yansıyan haberler, söylemler ve temsiller üzerinden, bireysel ve toplumsal düzeyde meydana gelen dönüşümler incelenmiştir. Aşı umutları, normalleşme söylemleri, çevrim içi eğitimin yaygınlaşması, dijitalleşmenin hız kazanması, çevresel felaketler, siyasal gelişmeler ve kültürel pratiklerdeki değişimler, medya merkezli bir perspektifle değerlendirilmiştir. Çalışmada, kitle iletişim araçlarının kriz dönemlerinde bilgi aktaran bir mecra olarak kalmadığı, toplumsal algının, korkunun, umudun ve davranış kalıplarının inşasında etkin bir rol üstlendiği ortaya konulmaktadır. Salgın sürecinin bireysel alışkanlıklar, tüketim pratikleri, eğitim, seyahat ve toplumsal hafıza üzerindeki kalıcı etkileri tartışılarak, pandemi sonrası dönemde hibrit bir toplumsal düzenin şekillendiği vurgulanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, COVİD-19 deneyimini iletişim bilimleri bağlamında belgeleyen ve salgın sonrası toplumsal dönüşümleri anlamaya katkı sunan bir değerlendirme niteliği taşımaktadır.
This study examines the COVID-19 pandemic not merely as a public health crisis but as a multidimensional social phenomenon intertwined with communication, media, culture, politics, and everyday social practices. Through an analysis of news coverage, media narratives, and public discourse reflected in mass communication channels, the research explores how individual and collective behaviors were shaped during the pandemic period. Key themes such as vaccine optimism, normalization discourses, the expansion of digital education, the acceleration of digitalization, environmental disasters, political developments, and transformations in cultural production are evaluated from a media-centered perspective. The study emphasizes that mass media functioned not only as a means of information dissemination but also as a powerful actor in constructing social perception, fear, hope, and behavioral patterns during times of crisis. Furthermore, the long-term effects of the pandemic on consumption habits, education, travel, and social memory are discussed, highlighting the emergence of a hybrid social order in the post-pandemic period. In this context, the study contributes to communication studies by documenting the COVID-19 experience and offering insights into the lasting social transformations shaped by media during and after the pandemic.