Bu çalışma, klasik İslâm ahlâk düşüncesinin pratik felsefe disiplini olan “tedbîrü'l-menzil” (ev idaresi) bağlamında kadın algısının nasıl inşa edildiğini incelemektedir. Makale klasik İslâm ahlâk düşünürlerinin kadın anlayışını ahlâk felsefesi bağlamında ele almakta, bu anlayışın toplumsal, kültürel ve felsefî temellerini inceleyerek, klasik İslâm düşüncesinde kadının nasıl konumlandırıldığını, ahlâkî ödevler ve toplumsal rollerle nasıl ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada Farabi (872-950), Mâverdî (972-1058), İbn Sînâ (980-1037), Gazzâlî (1058-1111), İbn Rüşd (1126-1198), Tûsî (1201-1274) gibi önde gelen İslâm filozoflarının metinleri, kadının akıl, ahlâk ve toplumsal konumuna ilişkin yaklaşımları açısından analiz edilmiştir. Filozofların çoğu, kadını aile düzeninin korunmasında işlevsel bir unsur olarak değerlendirmiş, ahlâkı ise toplumsal istikrarın temeli olarak görmüştür. Buna karşın İbn Rüşd gibi bazı filozoflar, kadının aklî kapasitesini erkeğinkiyle eşitleyerek dönemin hâkim ahlâk anlayışını genişletmiştir. Çalışmada, klasik dönemde kadına yönelik ahlâk anlayışının büyük ölçüde rasyonel ve düzen merkezli olduğu, modern dönemde ise bu anlayışın yerini karşılıklı hak ve ödevler üzerine kurulu bir etik perspektife bıraktığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, klasik literatürdeki kadın algısının salt dinî bir zorunluluktan ziyade; tarihsel, kültürel ve sosyolojik zihniyet yapılarının bir yansıması olduğu tespit edilmiştir. Günümüzün sosyo-teolojik yaklaşımları ışığında bu mirasın yeniden yorumlanmasına imkân tanımaktadır.
This study examines how the perception of women was constructed in the context of “tadbīr al-manzil” (household management), a practical philosophical discipline within classical Islamic ethical thought. The article addresses the understanding of women by classical Islamic ethicists within the framework of moral philosophy, examining the social, cultural, and philosophical foundations of this understanding, and reveals how women were positioned in classical Islamic thought and how they were related to moral duties and social roles. In the study, the texts of prominent Islamic philosophers such as al-Farabi (872-950), al-Mawardi (972-1058), Ibn Sina (980-1037), al-Ghazali (1058-1111), Ibn Rushd (1126-1198), and Tusi (1201-1274) were analyzed in terms of their approaches concerning women's reason, morality, and social status. Most philosophers evaluated women as functional elements in maintaining family order and viewed morality as the foundation of social stability. On the other hand, some philosophers, such as Averroes, expanded the dominant moral understanding of the period by equating the intellectual capacity of women with that of men. The study concludes that the moral understanding of women in the classical period was largely rational and order-oriented, whereas in the modern period, this understanding has evolved into an ethical perspective based on mutual rights and duties. In conclusion, this study has determined that the perception of women in classical literature is a reflection of historical, cultural, and sociological mentality structures rather than a purely religious necessity. This perspective allows for the reinterpretation of this heritage in the light of contemporary socio-theological approaches.