YATAY KENTSEL MİMARLIK: SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTSEL GELİŞİM İÇİN YENİLİKÇİ BİR STRATEJİ

Author :  

Year-Number: 2026-172
Publication Date: 2026-01-16 19:20:34.0
Language : İngilizce
Subject : Mimarlık
Number of pages: 227-241
Mendeley EndNote Alıntı Yap

Abstract

Yatay mimari, depremler ve yoğun kentleşmenin yol açtığı yüksek nüfus yoğunluğu nedeniyle içerisinde bulunduğumuz dönemde kent planlamalarında her geçen gün artan bir öneme sahip olmaktadır. Az katlı yapılar inşa edilerek yerleşimin daha geniş bir alana yayılmasını sağlayan yatay mimarinin temel amacı kullanıcı odaklı ve doğayla uyumlu yaşam alanları oluşturmak, sosyal etkileşimi artırmak ve daha sürdürülebilir bir kentleşme modeline geçişi sağlamaktır. Yüksek katlı yapıların aksine bireylerin hem birbirleriyle hem de çevreleriyle daha fazla etkileşim kurmasına olanak tanımaktadır. Yatay mimari komşuluk ve topluluk ilişkilerini güçlendirirken yeşil alanları artıran bir yapılaşma modelidir. Ayrıca geniş açık alanlar sağlayarak çocuklar için güvenli oyun alanları, toplumsal etkinlikler için mekânlar ve sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasına katkıda bulunabilmektedir. Bunlara ek olarak sahip olduğu bazı dezavantajların olduğu söylenilebilir. Yatay mimari, geniş alan gereksinimi dolayısıyla yüksek nüfus yoğunluğuna sahip kentlerde büyük arazi kullanımını zorunlu kılmaktadır. Bu durum ekonomik açıdan bazı dezavantajlar ortaya çıkarmakta ve altyapı maliyetlerini artırabilmektedir. Sürdürülebilir kentleşme hedefleri doğrultusunda yatay mimarinin, dengeli bir şehir planlaması çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu makalede yatay mimari kavramı ele alınmakta ve kentleşme sürecindeki rolü incelenmektedir. Çalışmada yatay ve dikey mimari karşılaştırılarak avantajları ve dezavantajlarına ek olarak çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri değerlendirilmektedir. Dünyadan ve Türkiye’den örnekler ile sürdürülebilir kentleşme açısından yatay mimarinin geleceği tartışılmaktadır. Son olarak şehir planlamasında yatay mimari modelinin nasıl daha verimli kullanılabileceğine dair öneriler sunulmaktadır.

Keywords

Abstract

Horizontal architecture is a critical urban planning model gaining importance due to seismic risks and high population density.1 The primary goal of this low-rise, human-scaled approach is to foster user-oriented, environmentally harmonious living spaces, enhance social cohesion, and promote a sustainable urbanization model. Unlike its vertical counterpart, it increases green spaces, strengthens neighborhood relations, and facilitates safer community activities. However, it requires substantial land use in dense cities and may increase infrastructure costs. This study aims to provide a comparative analysis of horizontal and vertical architectural models by focusing on their environmental, economic, and social impacts within the context of sustainable urban development. The research adopts a qualitative, comparative case study approach, employing thematic analysis of the literature and selected global and Turkish urban projects. The comparison is based on six core criteria: Density, Land Use, Social Cohesion, Energy/Environment, Infrastructure Cost, and Seismic Resilience. The main findings indicate that while horizontal architecture excels in social and environmental sustainability, a balanced, hybrid approach is essential for economically efficient and spatially integrated urban planning in rapidly growing metropolises.

Keywords


                                                                                                                                                                                                        
  • Article Statistics