






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2017 Sayı 52</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=726</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>İBRAHİM ARISOY’UN GÜRCÜCE-TÜRKÇE SÖZLÜĞÜ’NDE YER ALAN TÜRKÇE, FARSÇA VE ARAPÇA KÖKENLİ SÖZCÜKLER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34780</guid>
      <author>Salim KÜÇÜK, Abdulkadir KOÇ</author>
      <description>Gürcüler ve Türkler çok uzun bir geçmişin birlikte yaşanmışlığıyla derin ilişkileri bulunan iki millet olup dilleri bu tarihî bağın izlerini taşır. Her lisanda, standart dilin söz varlığının temel kaynağı sözlüklerdir. Bundan hareketle Gürcücenin standart dilindeki Türkçeden geçmiş sözcükleri tespit etmek için 2010 yılında Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan İbrahim Arısoy’un hazırladığı “Gürcüce-Türkçe Sözlük” taranmış, tespit edilen Türkçe, Farsça ve Arapça kökenli toplam 519 sözcük tematik tasnife tabi tutulmuştur. Sözlükte Türkçeden Gürcüceye geçen sözcük sayısı 137, Farsça kökenli sözcük sayısı 148, Arapça kökenli sözcük sayısı 234 olup bu sözcükler Türkiye Türkçesinde günümüzde de benzer veya farklı anlamlarla kullanılmaktadır. Buna göre Gürcüceye Türkçe ve lehçeleri üzerinden geçen Arapça ve Farsça kökenli sözcük sayısı Türkçe kökenli sözcük sayısından daha fazladır. Çalışmada genel olarak Türkçe üzerinden Gürcüceye geçen Türkçe, Farsça ve Arapça sözcüklerle Türkçe-Gürcüce arasındaki dil etkileşimi ve özellikleri üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİNE GÖRE HİZMETİÇİ EĞİTİM ETKİNLİKLERİNİN İŞLEVSELLİĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34794</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34794</guid>
      <author>Mehmet Şahin AKINCI</author>
      <description>Bu araştırmanın temel amacı öğretmen görüşlerine göre hizmetiçi eğitimin etkinliklerinin işlevselliğini belirlemektir. Araştırmada betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara ili Altında ilçesindeki ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda görevli toplam 304 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışma grubunu oluşturan okul ve öğretmenlerin seçiminde ulaşılabilir örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın verilerini toplama amacıyla iki bölümden oluşan veri toplama aracı kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, öğretmenlerin hizmetiçi eğitim etkinliklerinin işlevselliğine ilişkin olumlu görüşlere katılma düzeylerinin aritmetik ortalaması 2.74 (kararsız), olumsuz görüşlere katılma düzeylerinin aritmetik ortalaması ise 2.72 (kararsız) olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin hizmetiçi eğitim etkinliklerinin işlevselliğine ilişkin görüşleri cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermiş ancak çalıştığı kuruma ve katıldıkları hizmetiçi eğitim etkinliklerine göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Öğretmenlerin hizmetiçi eğitim etkinliklerinin işlevselliğine ilişkin olumlu görüşleri hizmet yıllarına göre anlamlı bir farklılık göstermemiş, ancak olumsuz görüşleri anlamlı farklılık göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PARLAMENTER SİSTEMDEN BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇİŞTE UZLAŞI KÜLTÜRÜ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34619</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34619</guid>
      <author>Volkan TATAR, Mehmet ÜLKER</author>
      <description>Turkey, which has had the experience of parliamentary democracy, has gradually started to discuss the effectiveness of the presidential system, especially since the second half of 1980s. What is more significant is that the presidential system comes to the fore intensively especially during the periods in which political leaders are in power, that is, when they are embraced by both their own political party and by the majority of the public. The parliamentary system is believed to have been the source of the economic crisis, instability, coalition gridlocks, etc. coming into being in different periods and the solution put forward has been the presidential or semi-presidential systems. The indispensable factors which would help implement the presidential system properly and effectively or the ones which would balance the system between the president and the public have mostly been disregarded. At this very point, the characteristics of political culture should be examined thoroughly and it should be checked whether the reconciliation culture, which is a prerequisite to the transition to presidential or semi-presidential system, has been formed or not. It is more likely or probable that the steps taken towards the transition to the presidential or semi-presidential system without the reconciliation culture being embraced by the majority of the public or without the essential institutions being established would bring about more negative consequences rather than bring stability to the country.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALIŞMA HAYATINDA KADININ YERİ VE KARİYER GELİŞİM ENGELLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34674</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34674</guid>
      <author>Münevver KATKAT ÖZÇELİK</author>
      <description>Bu çalışma, kadınların çalışma hayatındaki yerini ve kariyer gelişimini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kadın çalışanlarla ilgili istatistiki veriler kullanılarak kadının çalışma hayatındaki yeri tespit edilmeye çalışılmış, ikinci bölümde kadının kariyer gelişim engelleri tartışılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, Türkiye’de nüfusun % 49,8’ini oluşturan kadının çalışma hayatında temsil oranının düşük olduğu ve nüfusun “diğer yarısı” ölçüsünde etkin olmadığı, mesleki ve teknik işlerde, karar mekanizmalarında ve parlamentoda kadın oranının ise son derece düşük olduğu, kadın çalışan sayısının çok olduğu bankacılık, öğretmenlik gibi mesleklerde bile üst düzey yönetimlerde kadın çalışanlara yer verilmediği, cam tavan engeli ile karşılaştıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE OTOMOTİV SANAYİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34725</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34725</guid>
      <author>Rıdvan ERDOĞAN</author>
      <description>Ülkelerin kalkınmalarının temelinde sanayi faaliyetleri yer almaktadır. Sanayi devrimi ile birlikte sanayinin önemini kavrayan bir takım ülkeler, yatırımlarını bu alana kaydırmışlardır. Kalkınmış, gelişmiş ülkelerin gelişmişliğinin temelinde sanayi faaliyetleri yatmaktadır. Bir çok çeşidi olan sanayiinin bazı kolları diğer sanayi faaliyetlerine de temel teşkil etmektedir. Bunlardan biride otomotiv sanayidir. Dünyada 49 ülkede otomotiv üretimi yapılmaktadır. Bu ülkeler arasında Türkiye,2016 yılı itibariyle 1 485 bin araç üreterek küresel otomotiv sanayiinde 14. sırada yer almaktadır. Pazarda Çin, ABD, Japonya, Almanya ve Güney Kore ilk beş sırayı almaktadırlar. 95 milyon civarında araç üretiminin gerçekleştiği 2016 yılında dünya üretiminde Türkiye’nin payı % 1,56’ dır. 1963 yılından beri üretim yapılan bu sanayi kolunda 7 çeşit ürün üretilmektedir. Üretilen araç sayısı yanı sıra yedek parça üretiminin de gerçekleştiği bu sanayi kolunda 14 firma üretim yapmaktadır. Ülkemizim sanayi tesislerinin yoğunluk kazandığı Marmara bölgesi, otomotiv sanayinin de yoğunlaştığı bölgedir. Bölgede Kocaeli, Sakarya ve Bursa illeri bu sanayi faaliyetlerinin yoğunlaştığı yerlerdir. Bunun yanı sıra İstanbul ve Tekirdağ illerinde de bu sanayi faaliyetleri mevcuttur. Marmara bölgesinden başka İç Anadolu’da (Ankara) ve Akdeniz (Adana) bölgelerinde de bu sanayi faaliyetine yönelik üretim yapılmaktadır. Tüm bu sayılan alanlarda 2015 yılı itibariyle 48 748 kişi istihdam edilmektedir. Otomotiv sanayi kendisi imalat yaptığı gibi başka sanayi kollarından hammaddeye gereksinim duyarak farklı sanayi faaliyetlerininde canlı olmasını sağlamaktadır. Bu açıdan hem küresel pazarda yer etmek hem de ülke kalkınmasını hızlandırmak için çok önemli sanayi kollarından birini hatta belki birincisini oluşturmaktadır. Bu sanayi kolunda ülkemizde hem yerli imalata öncelik verilmesi hem de daha fazla firmaların yatırım yapmaları teşvik edilerek ekonomik kalkınmışlığın sağlanması, gelecek nesillere olan borcumuzun ödenmesini sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÖRÜKLERİN GEÇİM KAYNAĞI VE DOKUMALARINDA: KEÇİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34764</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34764</guid>
      <author>Mustafa GENÇ, Ayşegül KOYUNCU OKCA</author>
      <description>Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine bağlı olarak şekillenen bir yaşama sahip olan Yörükler hayvanlarına daha verimli otlaklar bulmak amacıyla yaylak ile kışlak arasında sürekli yer değiştirmişlerdir. Yörüklerin asıl üretim yerleri olan yaylaların sürdürülen yaşam içerisinde yeri ve önemi büyüktür. Ekonomisi ve geçim kaynağı keçi ile özdeşleşmiş olan bu hayat tarzında gerek beslenme alışkanlıkları gerekse sanatsal üretimler keçi ürünleri ile gerçekleşmiştir. Beslenme alışkanlıkları arasında ağız, süt, yoğurt, çökelek, peynir, kurutulmuş keçi eti ve tereyağının önemli bir yeri vardır. Yaylak ve kışlak arasında süren yaşam içerisindeki üretimlerin birçoğu da keçi kılına dayanmaktadır. Yörük dokumalarında özellikle su heybesi, tohum heybesi, harar, yem çuvalı, kara çul vb. dokumalarda çözgü ve atkı ipliği olarak çoğunlukla keçi kılı kullanılır. Bu yaşama ait olan birçok ritüel de keçi üzerine kurgulanmıştır. Örneğin süt vuruşturma, devşik, yolbacılık, yanaşık, kesik, çeltik, katım, yavrulama, kırkım, damgalama, tuzlama, sağma, bağcak tutma, yatı, örü, emişme, askı, yanıtma gibi uygulamalar. Yörük yaşamı içerisinde keçinin bu kadar yaşam içinde yer alması ve önemini koruması nedeni ile keçi özel bir hayvan olarak atfedilir. Bu yüzden keçilere özelliklerine göre isim verilir. Yanal, akkeçi, halep, küpeli, karadoğu, akkız, sürmeli, yaprak kulak, yazman boynuz, ger, kır yanal bunlardan bazılarıdır. Kadınların günlerinin tamamı keçiler ile birlikte geçer. Bu yüzden Yörükler keçi güdemeyecek duruma düştüklerinde çok üzülürler. Yaylak ve kışlakların azalması ile yok olmak üzere olan Yörük yaşamı ve bu yaşama bağlı olarak sürdürülen üretimlerin genel bir değerlendirilmesinin yapılacağı bu çalışma Silifke, Mut, Gülnar, Karaman, Akseki ve Anamur Yörükleri ile yapılan alan araştırması etrafında temellendirilmiştir. Yüz yüze görüşme tekniği uygulanmış ve isimlerin doğrulanması için 60 yaş üzeri en az 3 kişi ile görüşülmüştür. Ayrıca literatür taraması yapılarak çalışmanın bilimsel bir tabana oturtulması sağlanmış ve Yörük yaşamına ait keçi etrafında şekillenen üretimler fotoğraflanarak belgelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TASARIM EĞİTİM SÜRECİ: YARATICILIK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34769</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34769</guid>
      <author>Funda KURAK AÇICI</author>
      <description>İç Mimari tasarım surecinin karmaşık, bilgi, duygu ve hayal dünyasını kapsayan yaratıcı ve öznel bir süreç olduğu, öğrencinin iç mimarlık bölümüne gelene dek bulunduğu eğitim ve aile ortamının yaratıcılığa yönelik bir hazırlık içermediği dikkate alındığında temel eğitim stüdyolarının yaratıcılıkla ilgili becerilerin ortaya çıkarılacağı mekânlara dönüştüğü görülmektedir. Burada hedeflenen sonuçlar; tasarım eğitiminde tasarım sürecinin doğru ilerleyip ilerlemediğinin tartışılması, öğrencilerin ilk yıl deneyimlerinde kendilerini nasıl tanımladıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu süreçte; yaratıcı olup olmadıklarına, yaratıcılığın gelişip gelişemeyeceğine ve tasarım eğitiminin kendi yaratıcı süreçlerini desteklemeleri için olması gereken yada olabilecek farklı önerilere ulaşılması düşünülmektedir. Ortaya çıkacak sonuçlar eğitimin daha iyi bir seviyeye ulaşması ve örnek olması anlamında önemlidir. Farklı bölgelerden ve farklı eğitim sistemlerinden geldikleri Karadeniz Teknik Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü 1. Sınıfında aldıkları ilk yıl tasarım eğitiminin sonuçlarının öğrenciler için eğitici ve yaratıcı bir sürece dönüşüp dönüşmediği; öğrencilerin kendi değerlendirme biçimleriyle sunulacaktır. Sonucun, hem öğrenciler hem de öğreticiler için bir sonraki eğitim sistemi için veri niteliği taşıyacağı ve gelecek için yenilikçi bir yol olacağına inanılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİNDUİZM’İN ÖNEMLİ TANRI VE TANRIÇA HEYKELLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34774</guid>
      <author>Canan SÖNMEZDAĞ ZÖNGÜR</author>
      <description>Heykel sanatının konusu uzun süre çok tanrılı dinlerde yer alan Tanrı ve Tanrıçaların idealize edilmiş insan bedenleri biçiminde tasviri olmuştur. Bu durum Hinduizm için de geçerlidir. Hinduizm inancında aslında tek görünmez bir Tanrı vardır fakat bu durum sanatsal temsil açısından zordur. Bu nedenle Hindu’lar somut olarak görülen ve ibadet edilebilen insan bedenlerinde betimlenmiş Tanrı ve Tanrıçalara değişik karakter ve görevler tanımlayarak heykel ve resimleri yapmışlardır. Hinduizm’in temel tanrılarını Üçleme (Trimurti) olarak tasvir edilmiştir. Bunlar Vişnu, Şiva ve Brahma’dır. Araştırmada bu üç Tanrının yanı sıra diğer önemli Tanrı ve Tanrıçalardan Lakshima, Durga, Sarasvati, Krishna, Rama, Hanuman, Ganesha, Kali, Nandi, Ganga ve Budha isimli tanrılardan bahsedilmiştir. Her birinin kendine has özellikleri ve görevleri vardır. İlk bakışta birbirine benzemekle birlikte Hindu inancı ile ilgili bazı kavram ve semboller tanımlandığında birbirlerinden farkları açıkça ortaya çıkmaktadır. Çalışmada, bu kavramlardan bahsedilerek Tanrı ve Tanrıçaların kim oldukları, görevleri ve heykellerinin nasıl hangi noktalar ve kavramlar dikkate alınarak yapıldığı araştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TWİTTER’DA DİL KULLANIMLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34776</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34776</guid>
      <author>Burak Erdinç ASLAN</author>
      <description>Bu çalışmada Twitter’da dil kullanımları üzerinde durulmaktadır. Gün geçtikçe kullanıcı sayısı artan ve en çok kullanılan sosyal ağlardan biri olan Twitter, farklı kesimlerden, farklı toplum katmanlarından insanların bir araya geldiği sanal bir ortamdır. Şüphesiz ki böyle bir ortamdaki dil kullanımları arasında da farklılıklar olacaktır. Nitekim bu farklılıklar ve ortaya çıkan yeni durum beraberinde yeni tartışmaları gündeme getirmiş ve görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Bir taraf, sosyal medyada rastgele ve özensiz kullanılan dilin dilde bir yozlaşmaya neden olduğunu ileri sürerken diğer taraf, sosyal medyada kullanılan dilin bugüne kadar kullanılan yazılı dilden farklı olduğunu ve bu farklılığın yozlaşma olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını savunmaktadırlar. Bu çalışmada Twitter’da kullanılan dilin doğruluğu veya yanlışlığından ziyade dil kullanımlarının nedenleri üzerinde durulmaktadır. Seçilen örnek tweetler üzerinde inceleme ve değerlendirme yapılmaktadır. Bu tweetlerin sahiplerine ait profil fotoğrafları ve iletişim adresleri kişisel haklar nedeniyle gizlenmiştir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden biri olan durum çalışması kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini sosyal ağlar, örneklemini ise Twitter oluşturmaktadır. Verilerin çözümlenmesinde ise içerik analizi uygulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALI SANATI ÖRNEĞİNDE SARAY SANATI VE HALK SANATI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34778</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34778</guid>
      <author>Gonca KARAVAR</author>
      <description>Geçmişe doğru baktığımızda birçok sanat ürününün en iyi örneklerinin sarayda ya da saray için üretildiğini, birçok üslubun önce sarayda benimsenip, sonra ülke geneline yayıldığını görmekteyiz. Kişinin tüm yaşamı boyunca doğayla, çevresiyle, toplumuyla uyum sağlayabilmesinde sanat hep bir araç olmuştur. Sanatın sınıflara, zaman ve duruma göre hiç değişmeyen özelliği gerçeği yansıtma ve iletişim aracı olma özelliğidir. Tam da bu noktada halk sanatı üretimleri çağlarına tanıklık etmektedirler. Konu halı sanatı özelinde ele alındığında, Türk halı sanatının Pazırık halısı ile başlayan ve günümüze kadar uzanan varlığı hemen hemen tüm çevrelerde kabul gören bir gerçektir. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süreçte varlığını sürdüren bir sanat dalında değişimlerin ve beraberinde gelişimlerin gözlenmesi kaçınılmazdır. Bu düşünceden hareketle çalışmada saray sanatı ve halk sanatı kavramları halı sanatı örneğinde incelenmeye ve örneklenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞININ REEL VE POTANSİYEL EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ (1970-2015)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34784</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34784</guid>
      <author>Ömer YALÇINKAYA</author>
      <description>Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinde merkez bankası yasal bağımsızlık düzeyinin reel ve potansiyel ekonomik büyüme ile reel ve potansiyel ekonomik büyüme arasındaki fark olarak tanımlanan hâsıla açığı üzerindeki etkileri 1970-2015 dönemi için zaman serisi analizi kapsamında ampirik olarak incelenmektedir. Bu yönüyle çalışmada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanabilmesine ve sürdürülebilmesine yönelik olarak tesis edilen yasal bağımsızlık düzeyinin, Türkiye ekonomisinin reel ve potansiyel ekonomik büyüme performansları üzerindeki uzun dönemli etkilerinin ekonometrik olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma sonucunda, inceleme döneminde TCMB yasal bağımsızlık düzeyinin; Türkiye ekonomisinin reel ekonomik büyüme performansı üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadığı, potansiyel ekonomik büyüme performansını artırdığı ve reel ile potansiyel ekonomik büyüme arasındaki farkı daraltarak hâsıla açığını azalttığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, çalışma döneminde Türkiye ekonomisinin ekonomik büyüme performansının potansiyelinin arttırılmasında ve özellikle uzun dönemde potansiyeli düzeyinde sürdürülebilirlik kazanmasında TCMB yasal bağımsızlık düzeyinin de mevcut yapısıyla önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN BAŞLANGIÇ VE BİTİŞ EVRELERİNDE GAZETE MANŞETLERİ: KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34785</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34785</guid>
      <author>Murat BAŞARIR, Mehtap BAŞARIR</author>
      <description>Çalışma, II. Dünya Savaşı’nın başlangıç ve bitiş evrelerindeki manşetler üzerinden dönemin gazetelerine yönelik karşılaştırmalı bir analiz yapmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, dönemin baskı sayısı yüksek gazetelerinden Akşam, Cumhuriyet, Tan ve Ulus gazetelerinden 707 manşet içerik analizine; analiz neticesinde elde edilen veriler ise Ki-kare testine tabi tutulmuştur. Yapılan analiz ve testler neticesinde elde edilen bulgular, dönemin gelişmelerinin kısıtlılık göstermeksizin gazetelerde aktarıldığını, ancak gazetelere göre duyarlılık gösterilen konuların farklılaştığını göstermektedir. Bu bağlamda, Akşam gazetesinin harpteki gelişmelere, Cumhuriyet gazetesinin diplomatik gelişmelere, Tan gazetesinin problemli konulara, Ulus gazetesinin ise yurtiçi gündeme ve reisicumhura diğer gazetelerden görece daha fazla duyarlılık sergilediği gözlemlenmiştir. Çalışma, dönemin gazetelerini, manşetlerine odaklanarak mukayeseye etmesi bakımından alan yazındaki benzerlerinden ayrılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKNİK BİLİMLER MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNİN BAKIŞLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: HARRAN ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34787</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34787</guid>
      <author>Mehmet Reşit SEVİNÇ, Mehmet Emre EREN , Mehmet CANÇELİK , Mustafa SERT , Gönül SEVİNÇ , Mustafa Hakkı AYDOĞDU</author>
      <description>Günümüzde kalkınma kavramı geçmişte kullanılan, sadece ekonomik kriterlerle açıklanan bir kavram olmanın ötesinde daha geniş bir anlam taşımaktadır. Bu kavram ekonomik kriterlerle beraber siyasi, sosyal, kültürel ve toplumsal nitelikleri de içerisinde barındıran daha kapsamlı bir kavram olup, özünde insan ile anlam bulmaktadır. Beşeri sermayenin değişim ve gelişimi uygulanacak olan eğitim politikaları ile mümkündür. Kalkınmanın gerektirdiği makine, teknoloji ve bilgi yine eğitim yatırımları ile beraber ortaya çıkacak kazanımlardır. Bu nedenle Harran Üniversitesi, Şanlıurfa Teknik Bilimler MYO önemli bir misyon üstlenmektedir. Bu çalışmada, Teknik Bilimler MYO'da 10 programda okuyan, 264 öğrenci ile yüz yüze, basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle, dersler, eğitim, mesleki gelişim ve fiziki şartlara olan bakışları ile bunlara etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Sonuçlara göre, öğrencilerin okudukları programı isteyerek seçme oranı %60.6'dır. Cinsiyet, doğum yeri, okuduğu sınıf, ailenin geliri, mezun olduğu lise, programa yerleşim şekli ve tercih sırası ile değişkenler üzerindeki bakışlar arasında istatistiki olarak anlamlılık tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNOVATİF ŞİRKETLERİN ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34788</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34788</guid>
      <author>Nermin KİŞİ</author>
      <description>Küreselleşmenin beraberinde getirdiği hızlı ve sürekli değişim, şirketleri rekabet ortamına sürüklemektedir. Şirketlerin rekabette başarılı olabilmelerinin yolu ürün, hizmet veya süreçlerinde farklılık yaratarak katma değer sağlayacak faaliyetler sunmaktan diğer bir ifade ile inovasyon yapmalarından geçmektedir. Sürdürülebilir büyümenin anahtarı olan inovasyon günümüzde küçük, orta veya büyük ölçekli tüm şirketlerde temel rekabet aracı olarak görülmeye başlamıştır. Bu araştırmada çeşitli kriterler çerçevesinde Dünya’daki ve Türkiye’deki inovasyon konusunda en başarılı şirketlerin analizi yapılacaktır. Buna göre araştırmada şirketlerin konumu, sektörü, ürün/hizmet konusu vb. temel özellikleri incelenecektir. Yıllar itibariyle sektörler arası farklılıkların olup olmadığı tespit edilecektir. Ayrıca, araştırmanın sonunda inovatif şirketlerin sahip olduğu ortak özelliklere de yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EFEKT KAVRAMI VE REKLAM FİLMLERİNDE EFEKT KULLANIMI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34790</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34790</guid>
      <author>Hüseyin KAZAN, Cem UÇAR</author>
      <description>“Efekt Kavramı ve Reklam Filmlerinde Efekt Kullanımı” isimli çalışma görsel ve özel efekt üzerine yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacı ile hazırlanmıştır. Görsel efekt ve özel efekt üzerine yapılan çalışmalar son derece yetersizdir. Literatür taraması ve sektörel deneyimler sonucu hazırlanan çalışmada sıklıkla karıştırılan özel efekt ve görsel efekt kavramları ele alınmaktadır. Çalışma, görsel efekt, özel efekt ve reklam filmlerinde efekt kullanımları üzerine odaklanmaktadır. Reklam filmlerinde efekt kullanımı markanın güven duygusunu ve prestijini artırarak reklamı yapılan ürün ve hizmetlerin satışının artmasına katkı vermektedir. Verilmek istenen mesaj ve oluşturulmak istenen etkiye göre kullanılan görsel ve özel efektlerle ürün henüz piyasaya çıkmadan ürünün tanıtımı yapılarak satışa hazır hale getirilmektedir. Özellikle ürünün veya markanın güçlülüğüne vurgu yapılan reklam filmlerinde çekimi zor ve tehlikeli sahneler gerçeklik algısından ödün vermeden efektlerle gerçekleştirilmektedir. Maliyet açsısından yüksek olmasına rağmen bilinilirlik, marka imajı, satışa katkı gibi nedenlerden dolayı reklamlarda efekt kullanımı olumlu sonuçlar doğurmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ÖLMEZ AĞACIN” ÖLÜMSÜZ LEZZETLERİ: DİDİM’DE ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞINDAN HAZIRLANAN YÖRESEL YİYECEKLER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34795</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34795</guid>
      <author>Osman ÇULHA, Aytekin KALKAN</author>
      <description>Rakip turizm kentleri ile kıyaslandığında, Türkiye’nin turizm kentlerinden biri olan Didim, turizmde hak ettiği ilgiyi görememektedir. Didim’de deniz, kum, güneş ve tarihi çekiciliklere ek olarak, Akdeniz üçlüsünden biri olarak kabul edilen ve kültürel izleri tarihöncesi çağlardan başlayıp günümüze kadar uzanan zeytin ve yağından hazırlanan yöresel yiyecekler ön plana çıkartılarak, yöresel yiyeceğin ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel faydalarından yararlanılabilir. Bunun için öncelikle zeytin ve zeytinyağından hazırlanan yöresel yiyeceklerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı Didim’de zeytin ve zeytinyağından hazırlanan yöresel yiyecekleri belirlemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için Didim’e Balkanlar’dan gelerek yerleşen yöre sakinlerden veriler, nitel veri toplama tekniklerinden yararlanarak toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, yöre sakinlerinin mutfak kültürünün ana unsurunu zeytinyağı oluşturduğunu ve çorbalar, salatalar, ot kavurmaları, hamur işleri, ana yemekler, tatlılar ve mezeler gibi birçok yemeğin zeytinyağı ile hazırlandığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, destinasyon imajını geliştirmek isteyen yöneticilere fayda sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİST SINAİ ENDEKSİ İLE ÇEŞİTLİ METALLER ARASINDAKİ İLİŞKİ: TODA-YAMAMOTO NEDENSELLİK TESTİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34797</guid>
      <author>Sümeyra GAZEL</author>
      <description>Metaller geçmişten günümüze birçok devlet, kurum ve kişi açısından önem arz etmektedir. Sanayi kuruluşları açısından ham ya da yardımcı madde niteliğinde olması sebebi ile dikkat çeken metaller, son zamanlarda bir yatırım aracı olarak da portföylerde yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı Borsa İstanbul (BIST) Sınai Endeksi ile sıklıkla kullanılma kriterine göre seçilen metaller (bakır, alüminyum, nikel, kurşun) arasındaki ilişkinin 2004:08-2016:08 yılları arasındaki süreç için Toda-Yamamoto nedensellik testi ile incelenmesidir. Analiz sonuçlarına göre alüminyum ve bakırdan BIST Sınai Endeksine doğru bir nedensellik tespit edilirken diğer metaller için Sınai endeksine doğru nedensellik saptanamamıştır. Ayrıca karşılıklı nedensellik ilişkisi incelendiğinde BIST Sınai Endeksinden alüminyum ve bakıra bir nedenselliğin olmadığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NORMATİF ÖRGÜTSEL BAĞLILIĞIN ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: SAĞLIK ÇALIŞANLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34799</guid>
      <author>Engin KANBUR, Kubilay ÖZYER , Müslüme AKYÜZ</author>
      <description>Örgütlerin değişen çevre koşullarına uyum sağlama ve sürdürebilirlik yolunda attıkları adımlar, çalışanlarının üzerlerine düşen görevlerden daha fazlasını yerine getirmelerini, geleneksel görev performanslarının ötesinde örgüte daha bağlı davranmalarını gerekli kılmakta ve çalışanların gönüllü olarak sergiledikleri davranışlar önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sağlık sektörü çalışanlarının normatif örgütsel bağlılıklarının örgütsel vatandaşlık davranışı ve alt boyutları üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, Malatya ilinde, sağlık sektöründe bulunan bir kamu hastanesindeki 130 çalışan oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri anket tekniği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; güvenilirlik, frekans, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, normatif örgütsel bağlılığın örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Ayrıca, normatif örgütsel bağlılığın örgütsel vatandaşlık davranışı alt boyutlarından; diğergamlık, vicdanlılık ve centilmenlik üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu, nezaket ve sivil erdem üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EĞİTİMİN TOPLUMSAL FAYDA ÜZERİNDE ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34802</guid>
      <author>Atalay ÇAĞLAR, Ferda Esin GÜLEL</author>
      <description>2000 yılında OECD-Avrupa Yatırım Bankası çalışmasında eğitimin neden olduğu çeşitli faydalar incelenmiş ve eğitimin dokuz net çıktısından bahsedilmiştir: gelirlerdeki artış, daha iyi birey ve halk sağlığı, düşük doğurganlık oranı, demokratikleşme, siyasi istikrar, yoksulluğun ve eşitsizliğin azaltılması, artan çevre bilinci, suç oranındaki düşme, toplumsal suçlarda ve mülkiyet suçlarında düşme. Bu çalışmada eğitimin yukarıda verilen net çıktılara etkisi Türkiye’deki iller üzerinden incelenmiştir. Eğitim girdisi olarak 1996 yılı Öğrenci Seçme Sınavı ve Öğrenci Yerleştirme Sınavı sonuçlarından il bazında elde edilen ham puan ortalamaları ile öğretmen başına ve şube başına öğrenci sayısı alınmıştır. Eğitimin sonuçlarının alınmasının zaman alan bir süreç olduğu düşünülerek, dokuz net çıktıya ilişkin bulunabilen en son yıllara ilişkin veriler kullanılmıştır. Dokuz net çıktıyı temsil ettiği düşünülen değişkenler ile girdi değişkenleri arasındaki ilişkiyi görmek üzere Doğrusal Olmayan Kanonik Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Çalışmada öğretmen başına öğrenci sayısının oldukça önemli olduğu, sayısal alandaki derslerde puanı yüksek olan illerde yabancı yatırımların da yüksek olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LÜTFİ PAŞA’NIN DEVLET ADAMLIĞI VE DEVLET YÖNETİMİNE DAİR GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34803</guid>
      <author>Kayhan ATİK</author>
      <description>Toplu halde yaşayan insanlar, kendilerine bir idareci seçme gereğini duymuşlardır. İdari yöntemleri farklı olmakla birlikte, idarecinin otorisini tanımışlar ve bu durum günümüze kadar gelmiştir. Her dönemde, başta hükümdar, padişah, halife, sultan, vezir, sadrazam gibi devlet adamlarının özelliklerini, en iyi devlet idaresinin nasıl olması gerektiğini, idare sanatının inceliklerini anlatan, fikir adamları çıkmıştır. Bu eserlere siyaset-nâme veya nasihat-nâme adını veriyoruz. Osmanlı döneminde de kıymetli eserler verilmiştir. Nasihat-ı Sultan Murat, Kitab-ı Müstetab, Düstürü’l- Amel, Nasihatü’l- Selatin, Koçi Bey Risalesi, vb. Bu yazarlardan bazılarının hem genel Osmanlı Tarihler vardır, hem de siyasi konuları ihtiva eden eserleri vardır. Mesela, Lütfi Paşa’nın hem ‘’Tevarih-i Âl-i Osman’’ hem de ‘’Asaf-nâme’’ isimli siyasi konuları ihtiva eden bir eseri vardır. Bizde bu çalışmada ‘’Lütfi Paşa’nın Devlet Adamlığı ve Devlet Yönetimine Dair Görüşlerini’’ incelemeye çalışacağız. Yazar siyasi görüşlerini gerek Tevarih-i Âl-i Osman’da ve gerekse Asaf-nâme isimli eserlerine serpiştirmiştir. Bu siyasi görüşler, ütopya veya hayali fikirler değildir. Lütfi Paşa bizzat devletin birçok kademesinde görev aldığı için bizzat uygulanabilir ve kendisinin uyguladığı kurallardan bahsetmiştir. Lütfi Paşa, devletin en küçük kademelerinde görev yapmaya başlayarak, en yüksek mevki olan sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Dolayısıyla vezir olunca, bulunduğu bütün kademelerde edindiği tecrübelerinden faydalanmış, eksiklikleri, aksaklıkları, düzeltmeye çalışmıştır. Onun fikirleri diğer siyasetnamelerin bazılarında olduğu gibi kuru çekişme ve çok hayali fikirler değildir. Onun ileri sürdüğü fikirler bizzat yaşayıp uygulanabilen fikirlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>METAPHERNTHEORIEN REVISITED</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34711</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34711</guid>
      <author>Nihal DURMUŞ</author>
      <description>Bu yazının konusu metafor teorileri. Araştırmanın odak konuları olarak Jonathan Cohen‘nin (1979) anlambilim metafor teorisi, John R. Searle‘ün (1979) edimbilim metafor teorisi ve George Miller‘in (1979) psikolojik metafor teorisi incelinecektir. Cohen‘nin yaklaşımı esasen doğal dilin bir metodik seçiminde mevcut olan çıkarma ve çoğaltma yönteminde dayanmaktadır. Searle’ün metodolojik yaklaşımı bir yandan sözcük ve cümle anlamı diger yandan mecazi söyleyiş anlamı arasındaki ayrım üzerine kurulmaktadır. Miller’in geleneksel yaklaşımında mecaz zihinsel işleminde benzerlikleri ve benzetmeleri taban alarak kısaltılmış bir karşılaştırılma olarak kabul edilmektedir. Metafor teorileri analizinde teorilerin yapısı ve anlatımı tanımlanacaktır. Incelemede teorilerin karşılaştırması söz konusu olmayacaktır. Çalışmanın genel amaçı metaforlar analizinde olası farklı yaklaşımların tanıtımıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİTLER TÜRÜ PROPAGANDA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34716</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34716</guid>
      <author>Mahmut Mert ASLAN</author>
      <description>“Propaganda”, ilk kez 1622 yılında Avrupa’da Papa XV. Gregory’nin kilisenin inanç ilkelerini yayma ve Protestanların aykırı fikirleriyle etkili mücadele edebilmek amacıyla kiliseye bağlı bir yan kuruluş oluşturmasıyla başlamıştır. Papa, bu kuruluşa “Sacra Congregatio Christiana Nomini Propaganda” adını uygun görmüştü. O günden bu yana propaganda kavramı üzerinde sayısız akademik çalışma, tanım ve uygulama yapılmış, dolayısıyla zaman içinde eklenen farklı içerik ve uygulamalar yoluyla kavramın çerçevesi gittikçe genişletilmiştir. Uygulama bazında en iyi bilinen örnekler, Adolf Hitler ve Vladimir İlyiç Lenin’in kavramla ilgili pratikleridir. Bu iki liderin propaganda faaliyetlerinin kavramın zenginleşmesi ve daha popüler hale gelmesine çok büyük katkılar sunduğu çok açıktır. Adolf Hitler’den önce yaşamış olması nedeniyle, Vladimir İlyiç Lenin’in propaganda kuramının daha özgün ve bağımsız olması gerektiğini düşünmek yerinde olacaktır. Propaganda geçen zaman içinde birtakım olumsuz anlamlar yüklenmiş olsa da, özellikle politik alanda çok iyi bilinen, kullanılan ve işe yarayan bir araçtır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EŞCİNSELLİK VE İSLÂM CEZA HUKUKUNDAKİ DURUMU</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34754</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34754</guid>
      <author>Üzeyir KÖSE</author>
      <description>Cinsellik, insanın fıtratında var olan bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın giderilmesinin en uygun yolu da evliliktir. Tarihi süreçte evlilik bağı olmadan cinsel birliktelik kuranlar olduğu gibi hemcinslerine cinsel ilgi duyanlar, hatta bu ilgiyi cinsel birleşme seviyesine çıkaranlar da olmuştur. İslâm hukuku bu tür cinsel sapmaları önlemek için çeşitli tedbirler almıştır. Bunlar içerisinde en dikkati çeken homoseksüellik ve lezbiyenlik için öngörülen bedensel cezalardır. Eşcinsellere uygulanacak cezaların türü noktasında mezhepler arasında tam bir ittifak olmamakla birlikte amaç birliğinin olduğu söylenebilir. O da suçun tekrarlanmasının ve toplumda yaygınlık kazanmasının önüne geçmektir. Çalışmada sünnî mezheplerin yanında zaman zaman Caferîlerin görüşlerine de temas edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI TESİS VE REKREASYON ALANLARININ KULLA-NIM DEVAMLILIĞININ SAĞLANABİLMESİ İÇİN GEREKLİ YER SEÇİM KRİTERLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34771</guid>
      <author>Veli Ozan ÇAKIR, Sevda KORKMAZ , Rıza Tayfur ÖZKAN</author>
      <description>21.yüzyılın yaşama alanı olan şehirler, sosyal ve ekonomik kalkınmalarının gelişimini ve sürekliliğini sağlamak, yaygın söylemle marka şehir olmak adına dünya gündeminde yer tutmayı hedeflerler. Heyecanı ve seyir hazzını canlı tutan yapısı dolayısıyla spor etkinliklerine katılmak için sayıca çok büyük bir kitle, şehir, ülke ve hatta kıta değiştirmekte, mabet olarak adlandırdıkları stadyum ve salonlardaki etkinlikleri yerinde takip etmektedir. Öte taraftan izlenme ve takip edilme oranı sebebiyle şehirlerin düzenlemek için kıyasıya yarıştıkları mega etkinlikler, ulaşım, şehircilik, turizm gibi bağlantılı pek çok alanı etkilemekte, fiziksel ve toplumsal doku üzerinde izler bırakmaktadır. Bu izlerden bir tanesi de evsahibi şehirler tarafından organizasyonun düzenlenmesi için inşa edilen ancak organizasyon bitiminde atıl durumda kalan, literatürde ‘beyaz fil’ olarak tanımlanan yapılardır. Olimpiyat oyunları, Avrupa ve dünya şampiyonaları gibi mega ölçekli uluslararası organizasyonlarda, uluslararası kriterlerde spor ve rekreasyon tesisleri yapma zorunluluğu nedeniyle milyonlar harcanarak kısa süreli organizasyonlar hedefli yapılan ve ardından verimli kullanılamayan beyaz fil denilen hantal yapıları gündeme taşımıştır. Çalışmamızda İstanbul örneğinde oluşturduğumuz yerel kriterlerin; uluslararası organizasyonların yapılabileceği spor tesisi ve rekreasyon alanlarının yerinin seçiminde göz önünde bulundurulmasının tesislerin yerel kullanıcı taleplerinin devamlılığını sağlayarak atıl duruma düşmesini önlemekte fayda sağlayacağını göstermeyi amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANADOLU’NUN FETİH SÜRECİNDEKİ ANADOLU’DA NÜFUS HAREKETLİLİĞİ VE TÜRKMEN AŞİRETLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34781</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34781</guid>
      <author>Mehibe ŞAHBAZ</author>
      <description>Ulu bir ağacın adı olan Türk adı tarihte birçok kollara ayrılır. Oğuz kolu, Uygur, Kırgız, Kıpçak gibi kollar, bu ulu ağacın ulu dallarıdır. Bu dallardan birisi, Oğuz veya Türkmen adıyla bilinen kitlenin göç etmesi ve Anadolu’ya yerleşmesi, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndaki siyasî ve demokrafik gelişmeleriyle ilgilidir. X. yüzyıl ortalarından sonra Oğuzların önemli bir kısmının göç etme sürecine girdikleri görülmektedir. On birinci yüzyıl Türk tarihinin en mühim dönüm noktası olarak kabul edilir. Zira bu zamana gelinceye kadar Orta Asya’dan batıya doğru gelişen Türk fütuhat geleneği, yedi yüzyıl boyunca hep Hazar ve Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırları takip ederek Tuna havzasına uzanmıştı. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk kuvvetleri başlarındaki kumandanları ile batı istikametinde bütün Anadolu’yu kat ederek Adalar Denizi’ne ve Marmara sahiline ulaşmışlardı. Anadolu fethedilmiş olmakla beraber, bazı müstahkem kalelerin fethi henüz tamamlanmamıştı. Bu münasebetle Selçuklu ailesinden birçok Türkmen beylerinin vazife aldıkları bilinmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN OKUL YAŞAM KALİTESİ ALGILARI: DEMOGRAFİK BİR İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34743</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34743</guid>
      <author>Melek BABA ÖZTÜRK, Mehtap KARALAR , Yücel ÖKSÜZ</author>
      <description>Bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin okul yaşam kalitesi algılarını cinsiyet, sınıf düzeyi, anne- baba eğitim düzeyi ve kendini akademik olarak algılama gibi çeşitli değişkenler açısından incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya 2015-2016 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Samsun ili Atakum ilçesinde öğrenim gören 459 ortaokul öğrencisi katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Sarı (2007) tarafından geliştirilen Okul Yaşam Kalitesi Ölçeği (OYKÖ) ile araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgiler Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.00 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde, frekans gibi betimleyici istatistiklerin yanı sıra ilişkisiz örneklemler t testi ile tek yönlü varyans analizinden faydalanılmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde .05 hata düzeyi göz önünde bulundurulmuştur. Çalışma sonucunda öğrencilerin OYKÖ puan ortalaması 114.51 ( 3.27) olarak bulunmuştur. Ayrıca okul yaşam kalitesi algılarının cinsiyet ve algılanan akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterirken sınıf ve anne baba eğitim düzeyine göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen veriler literatür ışığında yorumlanmış ve çeşitli öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE VE ULUSLARARASI ALANDA YAYINLANAN TURİZM PAZARLAMASI MAKALELERİNİN KARŞILAŞTIRMALI BİBLİYOMETRİK ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34751</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34751</guid>
      <author>Beyza ADIGÜZEL, Ayşe EREN , Azize HASSAN</author>
      <description>Bu araştırmada turizmle ilgili SSCI ve ULAKBIM’de taranan makaleler incelenmiştir, makaleler 2011 yılı itibariyle ele alınmıştır. SSCI’da taranan 5 üst düzey dergi ile ULAKBIM’de taranan 5 hakemli dergi seçilmiştir. 253’ü Türkiye’de (Türkçe) yayınlanmış, 2424’ü uluslararası yayınlanmış toplamda 2677 turizmle ilgili makale analiz edilmiştir. Türkiye’de yayınlanan toplamda 253 makalenin 63’ünün (%25) turizmle alakalı olduğu görülmüştür; bu oran uluslarası alanda yayınlanan makaleler için 2424 makalenin 1081’i olmak üzere %45’tir. 1144 turizmle ilgili makale yazarlar, ülkeler, konular itibariye kategorize edilmiş ve yazarlık durumu ve konu itibariyle de karşılaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖLÜMÜN FOTOĞRAF YOLUYLA ESTETİZE EDİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34770</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34770</guid>
      <author>Yeliz TUNA</author>
      <description>Yaşam ve ölüm kavramları tarih boyunca üzerinde en çok düşünülen, yazılan, eserler ortaya konulan, özellikle de bu bağlamda, pek çok kez sanata konu olan ögelerden olmuşlardır. Özellikle ölüm konusu yüzyıllardır yeni yaratımlar konusunda insanoğlunu harekete geçiren heyecanlandıran unsurların başında yer almaktadır. Bu bağlamda ölüm ve yaratma arasındaki ilişki fotoğraf ile doğrudan ilişkilendirilebilecek türdendir. Çalışmada fotoğraf ve ölüm kavramları üzerinden bir bağlam oluşturulmuştur. Yaşamın içerisinden alınmış bir an ve hayatın bir parçasını ölümsüzleştirmekle eş tutulan fotoğraf doğal olarak hayatın son bulması olarak görülen ölüm kavramı ile tezatlık göstermektedir. Ölüm gibi soğuk ve kabullenilemeyen bir son buluş kavramının fotoğrafın doğası ile yaşadığı bu karşıtlık ve fotoğraf ve ölüm arasındaki bu yoğun ilişki, pek çok sanatçıyı ve fotoğraf üzerine çalışan birçok eleştirel kuramcıyı bu noktada çalışmalar yapmaya sevketmiştir. Ölüm kavramının orjinalliğinin keşfedilmesi ile de çalışmalarını bu noktaya çeviren pek çok fotoğraf sanatçısı ölümü her yönüyle tepkisel bir sunumla ele almışlardır. Bu çalışmada ölüm ve fotoğraf ilişkisi ile ilgili olarak alanında öncü sanatçılardan olan Paul Frecker , Walter Schels ve Beate Lakotta, Elizabeth Heyert, Daniela Edburg gibi sanatçıların fotoğrafları üzerinden modern ve postmodern dönemde ölüm kavramının nasıl farklı bir şekilde estetize edildiği araştırılmıştır. Araştırmanın amacı fotoğraf üzerinden ölüm, ölümlülük ve varoluş kavramlarının düşünsel altyapıları ve bu kavramların beraberinde fiziksel bedenin algılanışını sorgulamaktır. Bu araştırma yapılırken postmodern olanın, modern olana başvurması ve sanatçıların kendi hayat hikayelerinin bu fotoğraflara nasıl yansıdığı gibi konular üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RABİNDRANATH TAGORE’UN ESERLERİNDE KÜÇÜK KADINLAR</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34777</guid>
      <author>Nuray ÖZENÇ, Nuray ÖZTÜRK ŞEN</author>
      <description>Avrupa ve Hint alt kıtası halkları sömürge dönemlerinde birbirlerini tanıma fırsatı bulmuş, bu tanışıklık kıtalararası tavır ve yaklaşım farklılıklarını gözler önüne sermiştir. Cinsiyet gözetilerek uygulanan bebek katli, çok kadınla evlilik, bebeklik çağında evlilik, Purdah sistemi, geniş aile biçiminde yaşama ve kast sistemi gibi birtakım adetler, İngilizlerin bu toplumu küçümsemesine neden olmuştur. Batıda eğitim alan ve Avrupa Liberalizmiyle tanışan Hintliler, giderek kendi değer sistemlerine eleştirel yaklaşmışlardır. Kültürlerinde bulunan ancak görmezden gelinen eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve baskıyı idrak etmiş ve eserlerinde dile getirmişlerdir. Var olanı içselleştirme, adeta kadına eziyete dönüşen uygulama ve adetlerin kökünü kazımayı hedefleyen sosyal bir reform hareketine dönüşmüştür. Kardeşlik, ahlaklılık, insan severlik, kastları reddetme ve kadının yüceltilmesi gibi değerleri içinde barındıran Brahmo Samac hareketinde yetişen Rabindranath Tagore eserlerini sevgiye dayalı bir anlatımla verir. Bu çalışmada, Tagore’un “Gora” adlı romanında ve öykülerinde, kadına bakış açısı, Hindistan’da kadının algılanma biçimi ve kadının toplum içinde oynadığı rol görüntülenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GIDA SEKTÖRÜNDE TÜKETİCİ BEKLENTİLERİNİ KARŞILAMADA HELAL GIDA GÜVENCESİNİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34782</guid>
      <author>Zuleyhan BARAN, Orhan BATMAN , Mehmet Selami YILDIZ</author>
      <description>Bu çalışmada, Helâl Gıda kavramında gıda güvenliği ve tüketici beklentilerinin karşılanması konuları incelenmiştir. Bu nedenle, Gıda Sektörüne yönelik tüketici güveninin arttırılması ve beklentilerinin karşılanması yönünde yapılan “Helâl Gıda” çalışmalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bunun için; literatürde yer alan “Helâl Gıda” ve Tüketici kavramını bir arada içeren yayınlanmış olan yerli/yabancı tezler, erişimi mümkün olan veri tabanlarından elde edilen makaleler, yayınlanmış bildiri, makale ve araştırma yazıları derlenmiştir. Daha sonra, elde edilen bu veriler nitel çalışma yöntemlerinden Betimsel analiz tekniğiyle değerlendirilmiştir. “Helâl Gıda” ve “Tüketici” kavramını bir arada içeren 16 yabancı ve 3 yerli tez/makale çalışması incelenmiştir. Bu çalışma, yapılan araştırmaların derlenmesi niteliğindedir ve ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri ülkemizde tüketici farkındalığının yeterli düzeyde olmadığı yönündedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KANT’IN RADİKAL KÖTÜLÜK TEZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34786</guid>
      <author>Metin TOPUZ</author>
      <description>Kant, bütün felsefi hayatı boyunca kötülük kavramına örtük veya açık biçimde yer vermiştir. Lizbon Depremi üzerine yazdığı makalelerde bunu örtük halini görmek olanaklıdır. Öte yandan teodise üzerine yazdığı makalede, geleneksel kötülük kavrayışına nasıl karşı olduğunu, aklın mahkemesi önünde ifade etmeye çalışmıştır. Eleştiri-sonrası döneminde daha çok kişilerarası ilişkilerde etik ilkeler bakımdan uygun bir eylemin olanaklarına odaklanır. Bu bağlamda aklın, kendisinin oluşturduğu ahlak yasası aracılığıyla belirlenen istenç ile ilişkisini ele almıştır. Bu noktada kötülük, istencin ahlak yasasına uymak yerine başka güdüleyicilere uyması olarak belirlenir. Antropolojik ve dinsel çalışmaları kapsamında Kant ilerleyen yıllarda, kötülüğün kendi başına ne anlama geldiğine odaklanır. Düşüncelerini radikal kötülük teziyle temellendirir. Tezi, yüzeysel biçimde söylenecek olursa, üç varsayıma dayanır. (1) İnsan doğal olarak doğuştan kötülüğe yatkındır. (2) Kötülüğe yatkınlık evrenseldir. (3) Kötülüğün insan doğasındaki kökü kazınamaz. Çalışmanın ilk amacı Kant’ın radikal kötülük tezini bu üç kabul bağlamında incelemektir. İkinci olarak bu tezin önceki düşünceleriyle tutarlı olup olmadığını değerlendirmektir. Üçüncü olarak bu tez ile Arendt’in kötülüğün sıradanlığı tezi arasındaki bağlantıya kısaca temas etmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK HALK MÜZİĞİ FONETİK NOTASYON SİSTEMİ LEKTOLOJİ ÖZELLİKLERİ/THMFNS LÖ: URFA YÖRESİ ÖRNEKLEMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34789</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34789</guid>
      <author>Gonca DEMİR, Erol Parlak</author>
      <description>Türk Halk Müziği Fonetik Notasyon Sistemi/THMFNS ulusal/uluslararası platformlardaki dilbilimsel/müzikbilimsel uygulamalara paralel bir uygulama başlatabilmek amacıyla ses bilgisi/şekil bilgisi/söz varlığı ölçütleri ekseninde yerel/evrensel ilintilerle birlikte Standart Türkiye Türkçesi/STT-Türk Dil Kurumu Çeviriyazı İşaretleri/TDKÇYİ-Uluslararası Fonetik Alfabe/IPA sesleri üzerinde yapılanan notasyon sistemi örneğidir. Lektolojide dilbilimsel yaklaşımlar ekseninde yerel varyasyon yöntemi ile yapılanan araştırmalar sonucu lekt (değişkebilimsel eksende her türlü değişkesel terim/kavram/öğe-değişkedilbilimsel eksende her türlü değişkedilsel varyant/değişke/çeşitlenme) terimine dikkat çeken lektologlarca dilbilimsel yasalara bağlı olarak varlığını sürdüren linguistik özelliklerin etnomüzikolojide dilbilimsel yaklaşımlar (etnomüzikbilimsel eksende her türlü etnomüzikolojik terim/kavram/öğe-etnomüziksel varyant/değişke/çeşitlenme) ekseninde sözel/sanatsal bir performans türü olarak tanımlanan Türk halk müziği edebi/müzikal metinlerinin kuramsal/icrasal altyapısında yerel/evrensel ilintilerle birlikte sesbilgisi/şekilbilgisi/sözvarlığı ölçütleri düzeyinde varlığını sürdürdüğü vurgulanmıştır. Dilbilimsel/müzikbilimsel yasalar ekseninde yapılanan lektoloji özelliklerinin Türk Halk Müziği Fonetik Notasyon Sistemi Veritabanı/THMFNS V’nına aktarım/adaptasyon süreçleri Urfa yöresi örneklemi üzerinden gerçekleştirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OLGA BERGGOLTS’UN ŞİİRLERİNDE LENİNGRAD KUŞATMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34793</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34793</guid>
      <author>Sevgi ILICA</author>
      <description>Sovyet şair Olga Fedorovna Berggolts özellikle II. Dünya Savaşı’nda Leningrad Kuşatması süresince şehir radyosundaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Şehirden tahliye edilmeyi kararlı bir şekilde reddeden Berggolts kuşatmanın 872 gününün tamamını Leningrad’ta geçirir. Radyo programında mikrofonundan şiirlerini okur, şehirdeki bombardıman hakkında haberler aktarır, aç ve üzgün Leningradlılara konuşmaları ve şiirleriyle cesaret verir. Berggolts’un milli birliği savunan şiirleri Leningradlıların umut ve inancını canlı tutmayı hedefler. Şiirleri kuşatmanın tüm acı gerçeklerine ayna tutar. Bunun yanı sıra, Berggolts’un şiirlerinde Sovyet kadınının savaş döneminde gösterdiği olağanüstü sabır, direnç ve kararlılık tasvir edilir. Bu çalışmanın amacı Olga Berggolts’un Leningrad Kuşatması döneminde 1941-1944 yılları arasında kaleme alınan şiirlerinin özelliklerini açıklamaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞLETME YÖNETİMİNDE SANAYİ 4.0 KAVRAMI İLE FARKINDALIK OLUŞTURARAK ETKİN BİR ŞEKİLDE DEĞİŞİMİ SAĞLAMAK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34807</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34807</guid>
      <author>Naci Atalay DAVUTOĞLU, Birol AKGÜL , Erşan YILDIZ</author>
      <description>İşletme yönetiminde geleceğin vizyonu olan Sanayi 4.0; ürün geliştirimi, üretim süreci, üretim sonrası hizmet süreçlerinin iyileştirilmesi ve birbirleriyle iletişimi, makineler ile ürünler arasında bilgi alışverişi, otonom kontrol ve optimizasyon, modüler yapılı fabrikalardaki fiziksel işlemleri içerir. Sanayi 4.0 aynı zamanda Siber-Fiziksel Sistem, Nesnelerin İnterneti ve Hizmetlerin İnterneti olmak üzere üç kavramın bileşkesinden oluşur. Yani Sanayi 4.0 kavramı nesnelerin birbirleriyle iletişimimin yanı sıra insanlarla olan iletişimi de ele alır. Bu çalışmada Sanayi 4.0 kavramı irdelenerek, küresel pazarda yer bulmaya çalışan ülkemizde, başta işletmelerde; yöneticiler ve çalışanlar, üniversitelerde; akademisyenler ve öğrenciler, tüm kamu kurum-kuruluş yöneticileri ve çalışanlarında farkındalık yaratmaktır. Bu kapsamda Sanayi 4.0 kavramını tanıtarak, benimsenmesini sağlama, Sanayi 4.0 kavramını benimsemiş işletmeler aracılığı ile ülkemizin küresel pazar payının hızlı yükselişini sağlama, bunun yanı sıra işletmelerin büyük değişime zaman geçirmeden uyumunu sağlamak amacıyla bilgilendirmektir. Sonuç olarak çalışmada amaç; Sanayi 4.0 kavramını ikincil el veri olarak ifade edilen literatür taramasıyla teorik açıdan analiz etmek, işletmelerin vizyon ve bilgi birikimlerine farklı bir bakış açısı kazandırmak ve yeniden yapılandırılması için fırsatın kaçırılmamasını sağlamaktır. İşletmelerin güçlü olması ancak fırsatları yakalaması ve bunu iç dinamiklerinde kullanması ile mümkündür. İşletmeler faaliyetlerinde değer zinciri oluşturacaklarsa öncelikle geleceğin endüstri devrimi sayılan Sanayi 4.0 ile fırsatları yakalayıp bünyelerine uyumlaştırarak farkındalık yaratıp yeni nesil işletmeler olabilirler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REKABET STRATEJİLERİ İLE KURUMSAL İTİBAR ARASINDAKİ İLİŞKİ: BEŞ YILDIZLI OTEL İŞLETMELERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34820</guid>
      <author>Emrah ÖZTÜRK, Orhan BATMAN , Muammer MESCİ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, otel işletmelerinin uyguladıkları rekabet stratejileri ile sahip olduğu kurumsal itibar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nicel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Araştırma evrenini Türkiye’deki beş yıldızlı otel işletmeleri oluşturmaktadır. Araştırmaya ilişkin veriler ise beş yıldızlı otel işletmelerinin üst düzey yöneticilerine uygulanan anket tekniği ile elde edilmiştir. Toplamda 303 ankete ulaşılmış ve analiz gerçekleşmiştir. Elde edilen verilerin analizinde yüzde, frekans, korelasyon ve faktör analizine yer verilmiştir. Araştırmada yapısal eşitlik modeli kapsamında oluşturulan modele yönelik ise Path analizi uygulanmıştır. Verilerin analizinde ise SPSS 22.00 ve LISREL 8.72 Paket programları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Türkiye’deki beş yıldızlı otel işletmelerinin uyguladığı rekabet stratejileri ile kurumsal itibarı arasında istatistiksel olarak pozitif yönde, anlamlı bir ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL PSİKOLOJİK DANIŞMANLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34762</guid>
      <author>Abdullah ALDEMİR, Yalçın DEMİR , Rukiye ŞAHİN , Oğuzhan ÇAKAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, psikolojik danışmanların karşılaştıkları problemlerde kullandıkları problem çözme becerilerini incelemektir. Bu çalışma Orta Karadeniz Bölgesinde bulunan bir ile bağlı merkez ilçe dâhil olmak üzere beş ilçede çalışmakta olan ve uygun örnekleme yöntemiyle seçilen 36 psikolojik danışman ile yürütülmüştür. Katılımcıların 21’i kadın 15'i erkektir. Katılımcılardan toplanan verilerin analizinde, içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Bulgular katılımcıların, Örnek Olay 1'de yer alan sorulara mağdur öğrencinin etkilenmesi, sosyal medyanın kullanımı ile siber zorbalık hakkında bilgi vermeyle bireysel ve grupla çalışmalar yapma şeklindeki cevapları verdiklerini göstermiştir. Katılımcıların Örnek Olay 2'de ise mağdur öğrencinin olumsuz etkilenmesi, bireysel ve grupla görüşme/danışma yapma cevaplarını verdikleri görülmüştür. Katılımcıların Örnek Olay 3'te de, öğretmenin fiziksel şiddet uygulaması, bireysel ve grupla görüşme/danışma yapma ve okul yönetimini, öğrenciyi ve veliyi bilgilendirme biçiminde yanıtladıklarını göstermiştir. Araştırma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANRI İÇİN KURBAN EDİLEN FUTBOLCULAR</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34763</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34763</guid>
      <author>Ünsal TAZEGÜL</author>
      <description>Günümüzde oldukça popüler olan futbolun ilk nerede ve ne zaman ortaya çıktığı bilinmese de, geçmişte birçok medeniyet tarafından, bu sporun farklı amaçlarla oynandığı bilinmektedir. Bu toplumlardan, ikisi de Aztek ve Maya toplumudur. Diğer toplumlardan farklı olarak bu iki toplumda oyun sonucunda kaybeden taraf kurban edilmekteydi. Aztek medeniyetinde top oynanan alan, ''tlacbitli'' yada ''tlacbco'' olarak adlandırılırken, futbol oyunu ise ''ullamaliztli'' olarak adlandırılmıştır. Aztek medeniyetinde futbol oyunu yaklaşık olarak 30 ile 65 metre uzunluğundaki sahalarda oynanmaktaydı. Futbol oyunu sırasında sporcular bedenlerinin çeşitli bölgelerine deriden yapılan materyaller takmaktaydılar. Deriden yapılan materyaller sporcuların bedenlerini topun darbelerinden korumaktaydı. Maya toplumunda futbol oyunu pok-a-tok olarak adlandırılmıştır. Pok-a-tok hakkındaki bilgiler, döneme ait futbol sahsının duvarlarından, dini resimlerden ve yazılı bazı kaynaklardan elde edilmiştir. Diğer toplumlardan farklı olarak Aztek ve Maya medeniyetlerinde yapılan futbol karşılaşmalarından sonra kaybeden takım oyuncuları kurban edilmekteydi. Yapılan bu çalışmanın amacı, Aztek ve Maya toplumlarındaki futbol anlayışını ortaya koymaktadır. Bunun için yapılan literatür taramasında sınırlı sayıda Türkçe kaynakla karşılaşılmıştır. Konuyla ilgili yapılan Türkçe ve Yabancı kaynakların incelenmesi sonucunda, bu iki büyük medeniyette bu spora, kozmolojik ve dini anlamlar yüklendiği anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>O. HENRY - THE GIFT OF THE MAGI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34768</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34768</guid>
      <author>Betül ÖZCAN DOST, Bilge Metin TEKİN</author>
      <description>Çeviri eylemi insanlık tarihinin ilk günlerinden beri var olmuştur. En az iki farklı dil ve kültürü içeren bu eylem doğası gereği karmaşık bir etkinliktir. Çeviri sürecinde çevirmenlerin amacı bu karmaşık etkinliği en uygun şekilde sonuçlandırmaktır. Bu çalışma kapsamında O. Henry tarafından yazılan The Gift of Magi başlıklı kısa öykünün (KM) Püren Özgören tarafından Bir Noel Hediyesi başlığıyla yapılan çevirisi (Ç1) ve Leyla İsmier Özcengiz tarafından Noel Hediyesi başlığıyla yapılan çevirisi (Ç2) kapsamlı bir karşılaştırmalı bakış açısıyla incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, her iki metinde kültürel öğelerin ve kültürel öğeler dışındaki öğelerin çevirisinde kullanılan çeviri stratejilerini ve çeviri metinlerdeki bağdaşıklık, bağlaşıklık ve tutarlılık sorunlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu karşılaştırmalı inceleme sonucunda, her iki çevirmenin farklı çeviri stratejilerine başvurdukları, kültürel öğelerin Türkçeye aktarımında çeşitli çeviri stratejileri kullandıkları ve çevirilerde birtakım bağdaşıklık ve bağlaşıklık sorunlarının ortaya çıktığı, ancak tutarlılık sorununa rastlanmadığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERLE ÇALIŞAN ÖĞRETMENLERİN EĞİTİMDE TEKNOLOJİ KULLANIMINA YÖNELİK GÖRÜŞLERİ VE ÖNERİLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34791</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34791</guid>
      <author>İsmail GEÇAL, Müzeyyen ELDENİZ ÇETİN</author>
      <description>Teknoloji, hayatımızın her aşamasında yer aldığı gibi eğitimde de kullanılmaktadır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerle çalışan öğretmenlerin eğitimde teknoloji kullanımına yönelik görüş ve önerilerinin belirlenmesi bu araştırmanın amacıdır. Araştırmaya, 7 si bayan 5’si erkek toplam 12 Zihinsel engelliler öğretmeni katılmıştır. Araştırma nitel araştırma desenine göre kurgulanmış olup araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Görüşmeler altı ile 15 dk arasında sürmüştür. Yapılan görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin, eğitimde teknoloji kullanımının öğrenciler üzerindeki etkilerine, kullanım amaçlarına, sınıflarında kullandıkları teknolojiye, özel eğitimde teknoloji kullanımının sıklığına, teknoloji kullanımına yönelik kendi yeterliklerine dair görüş ve önerileri incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUPPİT'İN NON-REALIZMIN OTONOMI BİR ELEŞTİRİSİ.</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34900</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34900</guid>
      <author>Mohammed HASHİRU</author>
      <description>Din Felsefesi, dinsel gerçekçilik ile gerçek dışılık arasındaki bir başka tartışmada sıkıştı. Dini olmayan gerçekçiliğin savunucusu Don Cupitt bu tartışmada önemli bir figürdur. Cupitt'in gerçekçilikle ilgili olmayan yazıları, 1980'lerde yayınlanan çalışmalarının çoğunda bulunabilir. Nietzsche, Wittgenstein ve bazı modern Fransızlardan bazı izlere sahip olmak bu radikal teolog / filozof kendi felsefi dostluğunu belirledi. Cupitt'in tezinin merkezinde modern insanlığın günümüz insanı için zorlayıcı bir neden olarak realist Tanrı'ya olan inancının otoriter doğasından kaynaklandığı iddiası var. Modernlikle başa çıkmak için, ancak, insanlar kendi yasalarını yapabilmeli ve kendileri üzerinde empoze edebilmelidir. Özerklik çağrısında bulundu. Birçok realist, Cupitt'in özerklik iddiasında bir hata bulsa da, savunduğu özerklik, teolojik ve felsefi tartışmalarda yeterli savunmaya sahip olmadığı görülümektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIK ÇALIŞANLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİNİN KANITA DAYALI TUTUM ALGILARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34834</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=34834</guid>
      <author>Mustafa DURMUŞ, Abdullah GERÇEK , Necmettin ÇİFTCİ</author>
      <description>Bu çalışma hemşirelerin problem çözme becerilerinin kanıta yönelik tutum algıları üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş tüm hemşireler(n=368) çalışmaya alınmak istenmiş fakat çalışmayı kabul eden 150 hemşire ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırma, Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesi, Muş ilinde bulunan Muş Devlet Hastanesinde Ekim-Aralık 2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veri toplamada “Hemşirelerin sosyo- demografik özelliklerine ait sorular ”, “Problem Çözme Envanteri’’ ile ‘’Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği ” kullanılmıştır. Araştırma için etik kurul onayı ve kurum izni alındıktan sonra hemşirelere açıklamalar yapılarak gönüllülük esasına göre veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde frekans ve yüzdelik hesaplama, verilerin dağılımı, bağımsız gruplarda t testi, çoklu regresyon analizi ve tek yönlü varyans analizi testi kullanılmıştır. Problem çözme becerilerinin kanıta dayalı tutum algıları üzerinde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p&lt;0.001). Bu çalışmada, hemşirelerin problem çözme becerilerinin kanıta dayalı tutum algılarını etkilediği belirlenmiştir. Bu çalışma Alanya Alaattin Keykubad Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu'nda sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


