






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2026 Sayı 177</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=4148</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>REKREASYON ETKİNLİKLERİNİN BİREYLERİN FİZİKSEL, SOSYAL, ZİHİNSEL VE SAĞLIK GELİŞİMLERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90362</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90362</guid>
      <author>Mücahit OKUYUCUBetül BAYAZIT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-layout-grid-align: auto; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu araştırmada, rekreasyon etkinliklerinin bireylerin fiziksel, sosyal, zihinsel ve sağlık gelişimlerine nasıl bir etki sağladığı araştırılmıştır. Rekreatif etkinliklerin yaşamın her döneminde ve her yaşta bireylerin yaşam kalitesine ve genel gelişim süreçlerine önemli katkılar sunduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Rekreatif etkinliklerin özellikle fiziksel sağlık açısından düzenli, sistemli, yaşa uygun doğru planlanarak uygulanması bireylerin hareketsiz yaşam tarzından kaynaklanan sağlık sorunlarının azalmasına ve yaşam kalitesinin artmasına olanak tanıyacaktır. Sosyal açıdan ise rekreatif etkinliklerin, bireylerin toplumsal ilişkilerini güçlendirdiği, yalnızlık hissini azalttığı ve sosyal statülerini geliştirdiği ifade edilebilir. Grup etkinlikleri aracılığıyla bireyler, dayanışma, iş birliği ve iletişim gibi beceriler kazanırken aynı zamanda topluma aidiyet hislerini pekiştirmektedir. Zihinsel ve psikolojik açıdan ise rekreatif etkinlikler bireylerin stres düzeylerini azaltmada, motivasyonlarını artırmada ve özgüven geliştirmelerinde büyük bir rol oynamaktadır. Araştırmada, rekreatif etkinliklerin hem bireysel hem de toplumsal refah üzerindeki olumlu etkileri vurgulanmış olup bu tür etkinliklerin daha geniş kitlelere ulaştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODA VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BAĞLAMINDA META-ANALİZ ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90456</guid>
      <author>Seda ÇANKAYA DENİZ Esen ÇORUH ,  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-no-proof: yes;"&gt;Son yıllarda “Moda” ve “Sürdürülebilirlik” konularında yapılan araştırmaların önemli ölçüde arttığı bilinmektedir. Araştırmalar farklı bakış açıları ile yürütülmüş olmakla birlikte birbirinden bağımsız araştırma bulgularının birleştirildiği, bütüncül sonuçların çıkarıldığı herhangi bir meta-analiz çalışmasına rastlanmamaktadır. Bu nedenle farklı araştırma bulgularından bütüncül &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;sonuçlar elde etmek için meta-analiz çalışmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmada meta-analiz yöntemi ile “Moda” ve “Sürdürülebilirlik” bağlamında yapılan farklı araştırma bulgularının birleştirilmesi, ortak sonuçların çıkarılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda; &lt;span style="mso-no-proof: yes;"&gt;“Moda” ve “Sürdürülebilirlik” konusunda 2018-2023 yılları arasında Türkiye’de yapılan 15 araştırma meta-analize dahil edilmiş, araştırmalarda sadece “Satın Alma Niyeti” faktörü ortak değişken olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte analize alınan 15 araştırmanın toplam örneklem grubunu 6826 tüketici oluşturmuştur. Meta-analize &lt;/span&gt;dahil edilen araştırmaların: (1) etki büyüklüğü, (2) heterojenlik testi, (3) yayın yanlılığı, (4) olasılık oranı değerleri hesaplanmıştır. İlk olarak etki büyüklüğünde bağımsız değişkenin (her bir araştırma) bağımlı değişken (Satın Alma Niyeti) üzerindeki etkisini belirlemek adına Cohen’s d değeri 1.49 olarak bulunmuş, etkinin mükemmel büyüklükte olduğu belirlenmiştir. İkinci olarak heterojenlik testinde Cochrane’s Q ve I&lt;sup&gt;2 &lt;/sup&gt;değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunmamış, araştırmaların benzer-homojen olduğu tespit edilmiştir. Üçüncü olarak yayın yanlılığı için oluşturulan huni grafiğinde ve uygulanan Egger’in regresyon testinde araştırmaların yayın yanlılığı içermediği tespit edilmiştir. Son olarak olasılık oranı değerlerine göre; &lt;span style="mso-no-proof: yes;"&gt;“Satın Alma Niyeti” faktörünü Araştırma 3, 6, 10, 11’in önemli ölçüde etkilemediği, Araştırma 1, 2, 9 ve 13’ün ise negatif yönde etkilediği saptanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, meta-analiz çalışmalarının uygulanması ve g&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-GB; mso-no-proof: yes;"&gt;eçerli ve güvenilir ölçme araçlarının geliştirilmesi önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI TASAVVUF GELENEĞINDE İBNÜ’L-FÂRIZ DÎVÂNI: ŞERHLER VE TERCÜMELER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90322</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90322</guid>
      <author>Zeliha ÖNER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;İbnü’l-Fârız (öl. 1235), İbnü’l-Arabî ile aynı dönemde yaşamış önemli bir sûfî şâirdir. Günümüze ulaşan tek eseri, ölümünden sonra farklı kasîdelerinin bir araya getirilmesiyle teşekkül eden &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’dır. Bu &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt; içinde yer alan kasîdeler arasında en fazla tanınan metin, &lt;em&gt;Nazmü’s-sülûk&lt;/em&gt; olarak da isimlendirilen &lt;em&gt;Kasîde-i Tâiyye&lt;/em&gt;’dir. Bunun yanı sıra &lt;em&gt;Kasîde-i Mîmiyye&lt;/em&gt; (&lt;em&gt;Hamriyye&lt;/em&gt;) de tasavvuf geleneğinde geniş bir şöhret kazanmıştır. Özellikle bu iki kasîdenin Osmanlı tasavvuf düşüncesinde belirli bir tesirinin bulunduğu görülmektedir. Bu çalışma, &lt;em&gt;İbnü’l-Fârız Dîvânı&lt;/em&gt;’nın Osmanlı tasavvuf geleneği içerisindeki konumunu, şerh ve tercüme faaliyetleri bağlamında ele almayı hedeflemektedir. Araştırmada, Osmanlı döneminde kaleme alınan şerh ve tercümeler ile ilgili yazma eserler ve literatür incelenmiş, bu metinler üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular, İbnü’l-Fârız kasîdelerinin Osmanlı ilim ve tasavvuf çevrelerinde özellikle şerh ve tercüme faaliyetleri aracılığıyla geniş bir yayılım kazandığını ortaya koymaktadır. Özellikle Dâvûd el-Kayserî (öl. 1350) ile başlayan şerh geleneğinin, sonraki dönemlerde Ankaravî ve Nâblusî gibi isimlerle devam ettiği görülmektedir. Bu süreçte kasîdelerin çoğunlukla vahdet-i vücûd çerçevesinde yorumlandığı ve beyit beyit ilerleyen bir yöntemle ele alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’ın Türkçe’ye tercüme edilmesi, metinlerin daha geniş bir çevrede okunmasına imkân sağlamıştır. Sonuç itibariyle, &lt;em&gt;İbnü’l-Fârız Dîvânı&lt;/em&gt;’nın Osmanlı tasavvuf geleneğinde şerh ve tercüme faaliyetleri sayesinde belirgin ve kalıcı bir yer edindiği anlaşılmaktadır. Bu faaliyetler, metnin anlaşılmasının ötesinde, tasavvufî düşüncenin aktarılmasında da etkili olmuştur. Bu yönüyle &lt;em&gt;İbnü’l-Fârız Dîvânı&lt;/em&gt;, Osmanlı tasavvuf çevrelerinde başvurulan metinler arasında yer almış ve yorum geleneği içerisinde süreklilik kazanan bir yapı oluşturmuştur. Bu durum, İbnü’l-Fârız’ın çoğu zaman İbnü’l-Arabî düşüncesiyle birlikte anılmasına rağmen, Osmanlı tasavvuf çevrelerinde şerh ve tercüme faaliyetleri sâyesinde belirgin bir tesir meydana getirdiğini göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2000 SONRASI AMERİKAN SİNEMASINDA MİMARİ BİR ESTETİK OLARAK ART DECO</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90606</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90606</guid>
      <author>Mustafa Özer ÖZKANTAR Duygu ŞAŞMAZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Sanat ve tasarım disiplinleri, sinema anlatısında yalnızca görsel bir arka plan üretmekle kalmayıp anlatının ideolojik ve duygusal katmanlarını biçimlendiren aktif unsurlar&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;olarak işlev görmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt; Bu noktada bu çalışma, iç mimarlık ve sinema disiplinlerinin kesişim noktasında, Art Deco üslubunun sinemadaki mekânsal temsil biçimlerini ve anlatıdaki aktif rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, Art Deco'nun sinematografik anlatıdaki potansiyelini kapsamlı bir biçimde ortaya koymak amacıyla, üslubu birbirine zıt iki farklı atmosfer üzerinden yorumlayan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;The Great Gatsby&lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;(2013) ve &lt;a name="_Hlk215410357"&gt;&lt;/a&gt;&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Nightmare Alley&lt;/em&gt; (2021) filmleri kasti örneklem yoluyla seçilmiştir. Araştırmada nitel yöntemlerden tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda filmlerin mekânsal kurgusu; geometrik formlar ve dikey kurgu, malzeme karakteri ve yüzey estetiği ile dekoratif motifler ve stilize süsleme olmak üzere belirlenen üç ana tema çerçevesinde çözümlenmiştir. Tematik analiz bulguları, The Great Gatsby filminde Art Deco’nun Yeni Para’nın yükselişini ve umudu simgeleyen bir kutlama aracı olarak kurgulandığını öte yandan Nightmare Alley filminde ise aynı üslubun karakterin sıkışmışlığını ve otoriter baskıyı simgeleyen Neo-Noir bir hapishane estetiğine dönüştüğünü göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Art Deco'nun sinemada yalnızca dekoratif bir fon olmadığını, karakterleri yönlendiren ve hikâyenin alt metnini somutlaştıran aktif bir anlatı aracı olduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEYAHAT ACENTALARININ TURİST REHBERLERİ İLE YAŞADIKLARI SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: İSTANBUL ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94141</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94141</guid>
      <author>Ayşe ASLANLütfi Mustafa ŞEN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırmanın temel amacı, seyahat acentaları ile turist rehberleri arasında ortaya çıkan sorunları incelemek ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Çalışmada, söz konusu iki taraf arasındaki ilişkiler analiz edilerek mevcut problemlerin belirlenmesi ve bu problemlere yönelik uygun çözüm yollarının ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu kapsamda, İstanbul’da faaliyet gösteren seyahat acentalarına anket uygulanmış; 255 farklı acentada görev yapan toplam 355 kişiden veriler elde edilmiştir. Araştırmada nicel yöntemler kullanılmış olup, toplanan veriler SPSS-20 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Yapılan analizler kapsamında tüm ifadeler için güvenilirlik testleri gerçekleştirilmiş; ayrıca Faktör Analizi, t-testi ve ANOVA testlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulguların değerlendirilmesi sonucunda, turist rehberlerinin bilgi aktarma, acil durumları yönetme, tur öncesi hazırlık yapma ve iletişim kurma becerileri açısından başarılı oldukları belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, rehberlerin destinasyonlara ilişkin yeterli bilgiye sahip oldukları, gerekli güvenlik önlemlerini aldıkları ve karşılaşılan sorunları etkin biçimde çözüme kavuşturdukları ifade edilmiştir. Ancak bazı rehberlerin tur iptallerine yönelme eğilimi göstermeleri, zaman planlamasında yetersiz kalmaları, olumsuz ifadeler kullanmaları ve diğer rehberlerin çalışmalarını engellemeye yönelik tutumlar sergilemeleri gibi uygun olmayan davranışlar da tespit edilmiştir. Bu çalışma seyahat acentaları ile turist rehberleri arasındaki sorunları analiz ederek çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular rehber performansının hizmet kalitesindeki kritik rolünü vurgulamakta, acenta- rehber ilişkilerine yönelik güçlü çıkarımlar sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖLÜM OLGUSUNUN SANAT TARİHİNDE PSİKANALİTİK VE TANATOLOJİK BAĞLAMDA ANTİK DÖNEMDEN RÖNESANS DÖNEMİNE KADARKİ SÜREÇTE İKONOGRAFİK ÇÖZÜMLEMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94279</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94279</guid>
      <author>Hüseyin ÖZNÜLÜERMeltem GÜNAY ,Güneş DEMİR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu çalışma, ölüm olgusunu psikanalitik ve tanatolojik bağlamda ele alarak Antik dönemden Rönesans’a kadar uzanan süreçte sanat eserleri üzerinden ikonografik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Ölüm, insanlık tarihi boyunca yalnızca biyolojik bir gerçeklik değil, aynı zamanda varoluşsal bir problem olarak ele alınmış; felsefe, psikoloji ve sanat gibi disiplinlerde farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Bu bağlamda felsefe, ölümü çoğunlukla ontoloji üzerinden dolaylı olarak ele almış ancak ölümün doğrudan incelenmesine yönelik bir alanın eksikliği Tanatoloji’nin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Tanatoloji, ölüm olgusunu disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirirken, bu çalışma kapsamında Martin Heidegger’in varlık felsefesi çerçevesinde ölüm-varoluş ilişkisi incelenmiş; psikanalitik boyutta ise Sigmund Freud’un Topografik Kişilik Kuramı, Yapısal Kişilik Kuramı ve İçgüdü Kuramı (Eros&amp;ndash;Thanatos) kuramsal çerçeveyi oluşturacak şekilde ele alınmıştır. Araştırmada nitel yöntemlerden betimleyici tarama modeli kullanılmış; seçilen eserler ikonografik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Antik Mısır, Antik Yunan, Antik Roma, Gotik ve Rönesans dönemine ait eserler üzerinden ölümün farklı kültürlerde nasıl anlamlandırıldığı incelenmiştir. Bu dönemlere ait seçili eserler üzerinden yapılan incelemede, ölüm olgusunun farklı dönemlerde incelenmesi ele alınmıştır. Bu süreçte ölümün; bu dönemlerde bir geçiş ve denge unsuru olduğu ilahi yargı, kaçınılmaz son ve bireysel varoluşsal sorgulama çerçevesinde anlamlandırıldığı görülmüştür.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Aynı zamanda bu çalışma, ölümün tarihsel süreç içerisinde farklı biçimlerde yorumlanmasına rağmen, insanın bilinç dışında süreklilik gösteren bir kaygı unsuru olduğunu ve sanatın bu kaygının; psikanalitik bağlamda id, ego, süperego, Eros ve Thanatos gibi yapılar aracılığıyla görünür kılındığı en etkili ifade alanlarından biri olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAKIN VE UZAK MESAFELİ ROMANTİK İLIŞKİLERDE İLIŞKİ DOYUMU, BAĞLANMA VE İLİŞKİ SÜRESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89373</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89373</guid>
      <author>Esra ALICI DUYULERMüge Simay TAŞÇILAR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, uzun mesafeli ve yakın mesafeli romantik ilişkilerde fiziksel mesafenin ilişki doyumu, bağlanma ve ilişki süresi üzerindeki etkisini incelemektedir. Bağlanma kuramı ve Rusbult’un yatırım modeli ele alınmış; bu kuramsal çerçevede çiftler arasındaki güven, sadakat, ortak hedefler ve iletişim kalitesinin ilişkiler üzerindeki önemi açıklanmıştır. Çalışma, romantik ilişkilerin genel kavramlarına odaklanmakta ve yakın mesafeli ilişkiler ile uzun mesafeli ilişkileri karşılaştırmaktadır. Bulgular, yakın ve uzun mesafeli romantik ilişkiler karşılaştırıldığında, uzun mesafeli ilişkilerin daha fazla çaba ve emek gerektirdiğini; fiziksel mesafenin yol açtığı zorluklar nedeniyle kıskançlık, iletişim güçlükleri ve zaman zaman bir araya gelmede daha fazla sorun yaşandığını göstermektedir. Bu güçlüklerin varlığına rağmen, ilişkilerin güven, açık iletişim ve ilişkiye yapılan yatırımlar yoluyla dengelendiği görülmüştür. Çocukluk döneminde gelişen ve yetişkinlikte bireyleri etkileyen bağlanma stilleri ile bireylerin değişen duyguları ve ruhsal durumları, ilişkiden alınan doyumu ve ilişkinin sürdürülebilirliğini etkilemektedir. Bazı durumlarda bağlanma artarken, ilişki doyumunun azaldığı ya da arttığı gözlemlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÖĞRETİM BİYOLOJİ DERS KİTAPLARINA YÖNELİK KURAMSAL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90378</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90378</guid>
      <author>Yağmur Suzan SÖNMEZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext; mso-ansi-language: EN-GB; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bu çalışma, ortaöğretim biyoloji ders kitaplarına yönelik yurt içi ve yurt dışında yapılmış araştırmaları inceleyerek mevcut durumu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği ile yürütülmüş; bu kapsamda Google Scholar, YÖK Ulusal Tez Merkezi ve Web of Science veri tabanlarında yer alan tezler ve akademik makaleler incelenmiştir. Çalışmaya dâhil edilen araştırmaların seçiminde biyoloji ders kitaplarını konu edinmiş olması ve içerik, bilimsel süreç becerileri, öğretim programına uygunluk, görsel tasarım veya değerler eğitimi gibi alanlardan en az birini ele alması ölçüt olarak belirlenmiştir. Bulgular, ders kitaplarının genel olarak öğretim programlarıyla uyumlu olduğunu ancak içerik açısından bilgi eksiklikleri, kavram yanılgıları ve bilimsel hatalar barındırdığını göstermektedir. Ayrıca ders kitaplarının bilimsel süreç becerileri açısından özellikle problem çözme, hipotez kurma ve deney tasarlama gibi üst düzey becerileri yeterince desteklemediği; daha çok gözlem ve çıkarım gibi alt düzey becerilere yer verdiği belirlenmiştir. Benzer şekilde Bloom taksonomisi açısından değerlendirildiğinde, bilişsel düzeylerin dengeli dağılmadığı ve üst düzey bilişsel basamaklara yeterince yer verilmediği tespit edilmiştir. Görsellerin bazı durumlarda içeriği desteklediği, bazı durumlarda ise içerikle tam uyumlu olmadığı ve öğrenmeyi destekleme açısından yetersiz kaldığı görülmüştür. Değerler eğitimi ve çevre konularına ise sınırlı düzeyde yer verildiği belirlenmiştir. Sonuç olarak biyoloji ders kitaplarının eğitimde temel kaynak olma özelliğini sürdürdüğü, ancak içerik doğruluğu, pedagojik yapı, üst düzey düşünme becerilerini destekleme ve değerler eğitimi açısından geliştirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELİR EŞİTSİZLİĞİ VE SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM ARASINDAKİ İLİŞKİ: SEÇİLİ OECD ÜLKELERİ ÜZERİNE AMPİRİK BİR ANALİZ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90514</guid>
      <author>Beyza MIYNAT TAŞDEMİR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Sağlık hizmetlerine erişim her insanın en temel hakkıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın yolu öncelikle sağlıklı bir toplumdan geçmektedir. Bu kapsamda ülkeler vatandaşlarının sağlık hizmetlerine erişimini arttırmak için çalışmalar yürütmektedir. Sağlık hizmetlerine erişim ve hizmetlerin kapsayıcılığı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bu çalışmada seçilmiş OECD üyesi ülkelerde gelir eşitsizliği ile sağlık hizmeti kullanımı arasındaki ilişki incelenmiş, bu ilişkinin ülkeler arasındaki farklılıkları ampirik olarak analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan veriler Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Göstergeleri, Dünya Sağlık Örgütü-Küresel Sağlık Gözlemevi, Demografik ve Sağlık Araştırmaları ile İnsani Kalkınma Göstergeleri veri tabanından elde edilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;1995-2023 dönemine ait 29 yıllık veriler OECD üyesi gelişmiş ve gelişmekte olan 18 ülke için derlenmiş olup, söz konusu ülkeler için dengeli panel veri seti oluşturulmuştur. Sabit etkiler panel regresyon yöntemiyle gerçekleştirilen analiz sonucuna göre kişi başına düşen gelirdeki %1’lik artışın kişi başına düşen hekim başvurusunu ortalama 0,38 birim, hastaneye yatış oranını 0,33 birim arttırdığı ortaya konmuştur. Bölgesel heterojenik analiz sonucuna göre, bu etkinin seçili Avrupa OECD ülkelerinde (ort. 0,54), seçili Latin Amerika ülkeleri Kolombiya, Şili, Meksika ve Kosta Rika’ya göre (ort. 0,29) çok daha güçlü olduğu söylenebilmektedir. Bununla birlikte, yoğunlaşma indeksi bulguları çerçevesinde sağlık reformlarının gelir etkisini zayıflattığı ve hizmet kullanımında zengin yanlısı eşitsizliği azalttığı tespit edilmiştir. Bulgular, sağlık hizmeti kullanımında ülkeler arasındaki farklılıkların sadece bireysel gelir düzeyine ve gelir eşitsizliğine bağlı olmadığını, sağlık sisteminin finansman modeli ve sağlık politikalarına göre şekillendiğini göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE 1942 YILI KODAK AFİŞLERİNİN GRAFİK TASARIM VE ANLAM AÇISINDAN ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90567</guid>
      <author>Ayfer DEMİREL </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, 1942 yılında Akşam Postası gazetesinde yayımlanan Kodak firmasına ait afişleri grafik tasarım ilkeleri ve anlam üretimi açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, aynı tipografik düzen ve slogan yapısını koruyan, farklı illüstratif sahneler içeren altı adet Kodak gazete afişi oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve görsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Afişler, grafik tasarım ilkeleri doğrultusunda denge, ritim, uyum, zıtlık, bütünlük, vurgu, orantı, görsel hiyerarşi ve devamlılık ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra görsel ve dilsel göstergeler aracılığıyla kurulan anlam ilişkileri göstergebilimsel bir yaklaşımla ele alınmıştır. Bulgular, 1940’lı yıllarda gazete ortamında yayımlanan bu görsellerin ilan olmanın ötesinde; tasarım dili, kompozisyon yapısı ve seri üretim anlayışı bakımından afiş özelliği taşıdığını göstermektedir. Tipografik yapının korunması ve illüstratif sahnelerde çeşitlilik sağlanması, erken dönem marka bütünlüğü ve kampanya kurgusuna işaret etmektedir. Afişlerde tekrar eden görsel ve dilsel yapıların, izleyiciye yönelik tutarlı bir iletişim dili oluşturduğu görülmektedir. Bu inceleme, gazete afişlerini grafik tasarım ilkeleri ve anlam üretimi açısından ele alarak, Türkiye’de afiş tasarımı tarihine yönelik bir değerlendirme sunmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞDAŞ TÜRK SERAMİK SANATINDA ARKEOLOJİK UNSURLARIN FARKLI YORUMLANIŞ BİÇİMLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90573</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90573</guid>
      <author>Hülya AK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Çağdaş seramik sanatında arkeolojik verilerden esinlenme, sanatçılar tarafından sıklıkla kullanılan bir yöntem hâline gelmiştir. Güncel seramik sanatına bakıldığında, antik uygarlıklara ait birçok örnekle karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak üretilen seramik eserler ve günümüz sanatçılarının bu kültür, kavram ve eserleri kendi çalışmalarına nasıl yansıttıkları incelenmiştir. Araştırmanın amacı, antik uygarlıkların ortaya koyduğu sanat eserleri ve kültürlerinin güncel seramik sanatına etkilerini tespit etmek; sanatçıların bu kültür, kavram ve eserlerden yola çıkarak kendi çalışmalarına yansıtma biçimlerini ve farklı yorumlanış şekillerini örneklerle irdeleyerek anlaşılmasını sağlamaktır. Konuyla ilgili literatür taranmış ve arkeolojik buluntulardan esinlendiği düşünülen farklı örneklere değinilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olarak betimsel tarama kullanılmış, bulgular &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;biçimsel esinlenme, sembolik esinlenme ve kavramsal esinlenme&lt;/span&gt; olmak üzere üç başlık altında ele alınmıştır. Sonuç olarak, arkeolojik unsurların çağdaş seramik sanatçıları tarafından, geçmişle kurulan bağlar üzerinden farklı biçimlerde yorumlandığı görülmüştür. Ayrıca, arkeolojik buluntuların çağdaş seramikte kullanımı, yaratıcılık ile kültürel mirasın korunması ve tanıtılması açısından önemli katkılar sağlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ GİYSİ TASARIMINDA PRATİĞE DAYALI BİR YAKLAŞIM: TÜRK MOTİFLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90587</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90587</guid>
      <author>Kartal Murat AYVAZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, Türk motiflerinin sembolik değerlerini üretken yapay zekâ teknolojileriyle bütünleştirerek, somut olmayan kültürel mirasın çağdaş moda tasarımına entegrasyon potansiyelini ve algoritmik sistemlerin tasarımcılara sunabileceği entegre desteği derinlemesine araştırmayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma metodolojisi bağlamında, uygulamaya dayalı araştırma deseni kullanılarak, kültürel C temeline dayanan, yenilikçi ve özgün bir kapsül koleksiyon geliştirilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde farklı coğrafyalarda kullanılmış zengin Türk motifleri arasından, yalnızca yapay zekâ tarafından algoritmik olarak belirlenen desenlerden ilham alınan bu süreçte, dijital araçların yaratıcı alanlardaki etkin kullanım potansiyeli deneyimlenmiştir. Araştırma bulguları; yapay zekânın pazar analizi, hedef kitle tespiti, konsept inşası, hikâye panosu hazırlığı, artistik çizim, detaylı model geliştirme, uygun kumaş dokusu ve aksesuar seçimi evrelerinde salt bir araç olmanın ötesine geçerek aktif bir ortak tasarımcı işlevini yerine getirdiğini kanıtlamaktadır. Sonuç itibarıyla, insan-makine etkileşimi ekseninde sağlanan bu multidisipliner sentez, kültürel mirasın sürdürülebilirliğine ölçülebilir düzeyde doğrudan katkı sağlarken, küresel moda endüstrisi için son derece yenilikçi ve ufuk açıcı bir vizyon sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞLETMELERDE MENKUL KIYMETLERE YATIRIMIN KISA VADELİ BİLEŞENLERİ VE RİSKLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94121</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94121</guid>
      <author>Ali Faruk AÇIKGÖZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Firmalar faaliyetleri sürerken edindikleri hazır değerleri farklı amaçlarla menkul kıymetlere (pazarlanabilir menkul kıymetlere) yatırarak kısa vadeli değerlendirme tercihinde bulunabilmektedirler. İşletmelerin içinde bulundukları ekonomik ortamda menkul kıymetlerin yatırım aracı olarak sundukları getiri potansiyeli, eğilim ve beklentiler ile görece daha likit değerlendirme olanakları menkul kıymetlere yatırımlarını özellikle kısa vadede şekillendirebilmektedir. Ancak, firmaların bilançolarında söz konusu menkul kıymetlere riske göre düzeyi, türü ve bileşimi konusunda aşırı ve/veya yetersiz yatırım yapabilecekleri ve böylece potansiyeli dengeleyecekleri genel düzey ve bileşim konusunda yol gösterici genel bilgilere sahip olmalarının yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Çalışma bu amaçla, seçilmiş uzun dönem verilerini kullanarak Türkiye örneğinde işletmelerin genel olarak kısa vadede menkul kıymetlere temel bilanço değişkenleri bakımından ne ölçüde yatırım yaptıklarını incelemekte ve oransal karşılaştırmalı değerlendirmelerle değişkenlikleri üzerinden tespitlerde bulunmaktadır. İşletmelerin menkul kıymetlere ayırdıkları payın dönen varlıklar ve aktif içindeki genel düzeyi, alt bileşenleri olarak hisse senetleri, özel ve kamu kesimi tahvilleri veya bonoları ile diğer menkul kıymet türleri ve değer düşüklüğü karşılıkları ile birlikte ele almaktadır. Böylece, işletmelerin menkul kıymet yatırımlarının hazır değerler, ticari alacaklar, stoklar veya kısa vadeli yabancı kaynaklar bakımından ne ölçüde risk taşınmasına yol açtığı karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonuç ve önerilerinin işletmelerde menkul kıymet yatırım yönetiminde ve değerleme süreçlerinde yararlı olması beklenmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARISTIDE MAILLOL’UN HEYKELLERİNDE ZAMANSIZLIK VE DURAĞANLIK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94220</guid>
      <author>Mustafa DUYULER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Maillol’da zamansız ve kalıcı olan, Onu öncü bir sanatçı yapan şey nedir? sorusuna aranan yanıt çalışmanın ana konusudur. Klasik ölçüleri ve sanatın zanaat yanını bırakmadan, geçmiş biçimleme yöntemleri terk edilmeden yeni olana ulaşılamaz mıydı?&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu çalışmada Maillol ‘un getirdiği yenilikler heykel estetiği açısından analitik incelemelerle temellendirilmek istenmiştir. Maillol ’un İçinde bulunduğu sanat ortamının genel çerçevesi çizildi. Maillol Heykellerinin başat ögesi olan zamansızlık ve durağanlık plastik analizlerle irdelenerek kuramsal çerçeveye oturtulmaya çalışıldı. Köklerinin Antik Mısırdan, Antik Arkaik ve Klasik Yunan’a, Antik Roma’ya, Gotik Formlara, Rönesans tektonik formuna varıncaya kadar Maillol’ un Heykellerindeki plastik unsurlar irdelendi. Sanat Tarihindeki bütün Klasiklere nasıl bağlandığını, onları nasıl aştığını ve bu nedenle Maillol ‘un kendinden sonrakiler için nasıl bir öncü olduğu üzerinde duruldu. Bütün bunlar Maillol’ un başyapıtları sayılabilecek; Akdeniz, Dağ, Pomone, Harmony gibi heykellerinin plastik analizleri yapılarak işlendi. İncelenen heykellerin Işık, kütle, kompozisyon, ritim, çizgi, hacim, doku, anlam, ifade tanımlamaları yapıldı. Heykellerin estetiği, form ve kompozisyon özellikleri incelendi.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜZELLİK VE SAÇ BAKIM HİZMETLERİNDE KALFALIK VE USTALIK SINAVLARININ YAPISAL ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90330</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90330</guid>
      <author>Sinan GİRGİN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu araştırma, Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri alanında uygulanan kalfalık ve ustalık sınavlarının 2021 Çerçeve Öğretim Programı ile yapısal hizalanma düzeyini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel doküman analizi yöntemi kullanılmış, içerik analizine dayalı kategorilendirmeler betimsel nicel göstergelerle bütünleştirilmiştir. Öğretim programındaki 34 kazanım, sınav kriterleri ve denklik kapsamındaki MYK ile kurs belgeleri içerik analizi yoluyla karşılaştırılmıştır. Kazanımlar bilişsel, psikomotor ve duyuşsal öğrenme alanlarına göre sınıflandırılmış, yapısal uyum 0-3 ölçekli bir hizalanma indeksi ile değerlendirilmiştir. Kodlayıcılar arası uyum Cohen’s Kappa katsayısıyla 0,85 olarak elde edilmiştir. Bulgular, programın ağırlıklı olarak psikomotor becerilere odaklandığını, bilişsel ve duyuşsal alanların sınav sisteminde sınırlı biçimde temsil edildiğini ortaya koymaktadır. Kalfalık sınavlarının büyük ölçüde 11. sınıf modüllerini ölçtüğü, ustalık sınavlarında 12. sınıf modüllerinin ölçme kapsamı dışında kaldığı belirlenmiştir. Seçmeli sınav yapısı incelendiğinde dal kazanımlarının yalnızca yaklaşık %11’inin temsil edildiği görülmektedir. Hizalanma indeksi sonuçlarına göre psikomotor boyutta orta düzey, bilişsel, duyuşsal, alan ortak, dal uzmanlaşma ve süre boyutlarında düşük düzey uyum bulunmuştur. Boyut indekslerinin aritmetik ortalamasına dayalı genel hizalanma değeri 0,59 olarak belirlenmiştir. Bu değer, ölçek sınır değerleri doğrultusunda düşük düzeyde bir yapısal hizalanmaya işaret etmektedir. Sonuç olarak çalışma, mevcut sınav sisteminin teknik becerileri ölçmede görece yeterli, bilişsel ve duyuşsal yeterlilikleri ölçmede ise sınırlı kaldığını göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİŞİSEL KİMLİK VE SOSYAL KİMLİK İÇİN ÖZTANIMLAYICI ANILARIN ÖZELLİKLERİ VE İŞLEVLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90035</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90035</guid>
      <author>Kıvanç KONUKOĞLUİnci BOYACIOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırma, bireylerin kişisel ve sosyal kimlikleriyle ilişkili öztanımlayıcı otobiyografik anılarının fenomenolojik özelliklerini ve işlevsel kullanımlarını karşılaştırmayı, ayrıca sosyal kimlikle özdeşim düzeyinin sosyal kimlikler için öztanımlayıcı anılar ile olan etkileşimini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında 99 yetişkin katılımcıdan çevrim içi oluşturulan form aracılığıyla bir adet kişisel ve bir adet kendi seçtikleri sosyal kimlikleri (örn. öğrenci, taraftar, cinsiyet, vb.) için iki farklı öztanımlayıcı anı anlatmaları istenmiş, ardından çalışma değişkenleri olan anıların özellikleri, işlevleri ve sosyal kimlikle özdeşim düzeyi için özbildirime dayalı ölçekler kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen veriler, gruplar arası karşılaştırmalar için İki Yönlü Tekrarlı Ölçümler ANOVA, çoklu karşılaştırmalar için Bağımlı Örneklem t-testleri ve değişkenler arası ilişkiler için Kendall’s Tau Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, sosyal kimlik için öztanımlayıcı anıların kişisel kimlik anılarına kıyasla anlamlı düzeyde daha olumlu duygu yüklü olduğunu, daha düşük duygusal mesafeyle hatırlandığını, duygusal olarak daha az aşırılaştırıldığını ve daha az gözlemci perspektifiyle hatırlanan anılar olduğunu göstermiştir. Korelasyon analizleri, sosyal kimlik özdeşim düzeyinin öztanımlayıcı anıların canlılığı, ulaşılabilirliği, paylaşımı ve duygusal yoğunluğu ile pozitif; duygusal mesafe ile ise negatif yönde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Sonuçlar, sosyal kimliklerin otobiyografik belleğin yapılandırılmasında temel bir rol oynadığını göstermektedir. Bu çalışma, kimlik ve bellek etkileşimini sosyal psikolojik bir perspektifle ele alarak alanyazına önemli bir katkı sağlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL BELLEĞİN DANS VE MÜZİK YOLUYLA İNŞASI: KAYSERİ KAFKAS DERNEĞİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90580</guid>
      <author>Süheyla ÇİÇEKALİ ÖZDEK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Kültür, toplulukların tarihsel deneyimlerini, değerlerini ve kimlik algılarını kuşaktan kuşağa aktardıkları dinamik bir anlamlar bütünüdür. Bu aktarım süreci yalnızca dil ve yazılı metinler aracılığıyla değil; ritüeller, semboller, beden pratikleri, müzik ve performanslar yoluyla da gerçekleşmektedir. Toplumsal bellek bu bağlamda, geçmişin durağan bir yansıması olmaktan ziyade, güncel pratikler içinde sürekli olarak yeniden üretilen ve müzakere edilen bir alan olarak değerlendirilmektedir (Assmann, 2018, s. 28-30). Dans ve müzik gibi ritüel kökenli performans pratikleri, kolektif kimliğin korunmasında ve kültürel belleğin görünür kılınmasında merkezi bir rol üstlenmektedir. Çerkes toplumu, tarihsel olarak zorunlu göç ve diaspora deneyimiyle şekillenmiş; kültürel sürekliliğini büyük ölçüde sözlü gelenek, ritüel pratikler, müzik ve dans aracılığıyla korumuştur. 1864 sürgünü sonrasında Anadolu’nun farklı bölgelerine yerleşen Çerkesler için dans ve müzik, yalnızca estetik bir ifade değil; kimliğin korunması, aidiyetin sürdürülmesi ve toplumsal belleğin canlı tutulması açısından temel araçlar hâline gelmiştir. Kayseri’ye bağlı Uzunyayla bölgesi ve bu bağlamda faaliyet gösteren Kayseri Kafkas Derneği, Çerkes kültürel pratiklerinin günümüzde de yoğun biçimde yaşatıldığı önemli merkezlerden biridir. Bu çalışma, Kayseri Kafkas Derneği örneğinde Çerkes dans ve müzik pratiklerinin kültürel kimliğin temsilinde ve toplumsal belleğin inşasında nasıl bir işlev üstlendiğini incelemektedir. Araştırma, dans ve müzik performanslarını ritüel, sembol ve performans kuramları çerçevesinde ele almakta; Wuc, Qafe ve Şeşen danslarının sembolik, ritüel ve toplumsal anlam boyutlarını nitel araştırma yöntemiyle çözümlemektedir. Katılımlı gözlem, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve netnografik inceleme yoluyla elde edilen bulgular, dans ve müzik pratiklerinin Çerkes kimliğinin çağdaş koşullar içinde yeniden üretilmesinde ve kültürel sürekliliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ASAYİŞTE MODERN ARAYIŞLAR: OSMANLI GÜVENLİK YAPILANMASININ SİVİLLEŞME VE KURUMSALLAŞMA SÜRECİ (1845-1923)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90361</guid>
      <author>Barış GEZİCİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu çalışma, Türk Polis Teşkilatı’nın 10 Nisan 1845 tarihinde modern anlamda “Polis” ismiyle kuruluşundan, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki idari yapılanmasına kadar geçirdiği kurumsal dönüşüm, modernleşme süreci ve teşkilatlanma aşamalarını ele almaktadır. Osmanlı Devleti’nde özellikle 19. yüzyılda değişen suç profilleri, yükselen asayiş problemleri ve Tanzimat Fermanı ile başlayan batılılaşma hareketleri, güvenlik bürokrasisinde de köklü reformları zorunlu kılmıştır. Makalede, ilk aşamada İstanbul’un, özellikle yabancı nüfusun ve ticaretin yoğun olduğu Galata ve Beyoğlu bölgelerinde pilot uygulama olarak “Polis Meclisi”nin kurulması ve Tophane Müşirliği’ne bağlı olarak yürütülen ilk faaliyetler incelenmektedir. 1845 Polis Nizamnamesi ile polise verilen pasaport kontrolü, ahlak zabıtası, ruhsat denetimi ve kamu güvenliği gibi görevlerin, teşkilatın sivil bir kimlik kazanmasındaki rolü vurgulanmaktadır. Çalışma, teşkilatın tarihsel süreçte Zaptiye Müşiriyeti ve Zaptiye Nezareti dönemlerinde askeri yapıdan ayrılarak sivil bir otoriteye evrilme çabalarını ve bu süreçte yaşanan yetki karmaşalarını irdelemektedir. Bu dönüşümde, Batılı devletlerin Osmanlı iç işlerine müdahale aracı olarak kullandıkları güvenlik talepleri, Valentine Baker ve Celestine Bonnin gibi yabancı uzmanların hazırladığı raporlar ve Avrupa polis teşkilatlarını incelemek üzere gönderilen heyetlerin (özellikle Ali Galip Bey dönemi) etkileri detaylıca analiz edilmiştir. II. Meşrutiyet sonrası kurulan Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti ile Fransız modelinin benimsenmesi, parmak izi ve fotoğrafçılık gibi bilimsel yöntemlerin müfredata girişi ve polis mekteplerinin açılması modernleşmenin somut adımları olarak değerlendirilmiştir. Son olarak makale, I. Dünya Savaşı ve Mütareke döneminde işgal kuvvetlerinin İstanbul polisini işlevsiz hale getirmesini, Milli Mücadele yıllarında İstanbul ve Ankara (Milli Hükümet) arasında oluşan ikili güvenlik yapısını ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla birlikte teşkilatın tek bir merkezden yönetilen, yeknesak ve ulusal bir yapıya kavuşma sürecini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VERGİ KAYIP VE KAÇAKLARININ ÖNLENMESİNDE SMMM’LERİN ROLÜ: DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ ÜZERİNE STRATEJİK BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90428</guid>
      <author>Melehat ÖZEREmine Vasfiye KORKMAZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Demir çelik sektörü, birçok sektöre girdi sağladığı için endüstride önemli bir konumundadır ve stratejik açıdan önemi fazladır. Sektörün stratejik önemi yanında sektörde hammadde ithalatının yüksek seviyede olması, enerji maliyetleri ve girdi temininde yaşanan problemler ve vergi yükünün de yüksek olması, sektördeki işletmelerin rekabet gücünü azaltmaktadır. Dolayısıyla sektörde faaliyet gösteren mükelleflerin zaman zaman vergi mevzuatındaki düzenlemeleri kötüye kullanması, ekonomide kayıt dışı kazanç ve vergi kayıplarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada vergi kayıp ve kaçağın sıklıkla yaşandığı demir çelik sektörüne finansal danışmanlık hizmeti veren Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin, bu sektörde karşılaştıkları vergi kaybı ve kaçaklarının nedenleri ve bu konudaki rollerinin değerlendirilmesine ilişkin veriler İskenderun örnekleminde toplanıp analiz edilmiştir. Araştırmada anket yöntemi kullanılmıştır. Anket demir-çelik sektörüne hizmet sunan SMMM’lere uygulanmıştır. Araştırma sonucunda; SMMM’ler, vergi oranlarının ve yaptırımları arttıracak cezaların düzenlenmesi, vergi sisteminin basitleştirilmesi, denetimin arttırılması, süreçlerin teknoloji ve eğitim ile daha da geliştirilmesi, toplumda vergi bilinci ve ahlakının gelişmesi için yeni düzenlemelerin yapılması gerekliliğini ifade etmişlerdir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL CİNSİYET ÇERÇEVERİNDE İSLAM DİNİ VE KADIN</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90572</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90572</guid>
      <author>Büşra ŞENSES </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Toplumsal cinsiyet, bireyin biyolojik özelliklerinin ötesinde, içinde bulunduğu toplum tarafından sosyokültürel süreçlerle inşa edilen özgün kimliğini temsil eder. Bu kimlik yapısının şekillenmesindeki ana unsurlardan biri, kültürün merkezinde yer alan dinî yaşam pratikleridir. Sosyolojik düzlemde toplumsal cinsiyet kavramı; makro ve mikro kuramlar çerçevesinde ele alınmış, biyolojik cinsiyet ile toplumsal beklentilerin çizdiği sınırlar netleştirilmeye çalışılmıştır. Bireyin sosyalleşme ve kimlik kazanma sürecinde kuşkusuz en belirleyici kurumlar din ve ailedir. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyetin kapsamı, toplumların yapısına ve kültürel dinamiklerine göre farklılık arz etmektedir. Çoğu zaman her iki cinsiyet üzerinde de kısıtlayıcı bir baskı unsuru haline gelen bu algı, özellikle kadınların kendilerini gerçekleştirmeleri ve varlıklarını kanıtlamaları noktasında çeşitli engeller teşkil etmiştir. Modernleşme ve sekülerleşme dalgasıyla beraber dönüşüme uğrayan toplumsal cinsiyet tasavvuru, kadınların kamusal alanda daha aktif rol almalarına zemin hazırlamıştır. Türk Müslüman toplum yapısında ise kadınların geleneksel rollerle sınırlı temsil biçimleri değişime uğramış, ancak beraberinde farklı bağımlılık süreçleri de gündeme gelmiştir. Bu araştırmada, nicel araştırma desenlerinden tarama (survey) modeli kullanılmış; veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen bir anket formu aracılığıyla, kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen 108 üniversite öğrencisinden toplanmış ve SPSS programı kullanılarak betimsel istatistik teknikleriyle (frekans ve yüzde dağılımları) analiz edilmiştir. Kadın haklarının merkeze alındığı bir zeminde, kadınları belirli kalıplara entegre etme çabaları, toplumsal cinsiyet kavramının evrilen niteliğini ve bu değişimi destekleyen istatistiksel verileri net bir biçimde ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ TOPLUMSAL HAREKETLER BAĞLAMINDA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDE SOSYAL MEDYA KULLANIMI: “PETA” ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90578</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90578</guid>
      <author>Pınar AYNihal PAŞALI TAŞOĞLU ,Zeynep Benan DONDURUCU DEDE </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Günümüzde hayvanları “araçsal bir nesne” olarak gören geleneksel yaklaşımlar, yerini hayvanların "hissedebilen özneler" olduğunu ve ahlaki sorumluluk gerektirdiğini savunan modern paradigmalara bırakmaktadır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Sınıf temelli mücadelelerden ziyade kimlik, yaşam tarzı ve etik değerleri merkeze alan Yeni Toplumsal Hareketler, bu paradigma değişiminin en önemli taşıyıcılarından olmuştur.&lt;/span&gt; Dijitalleşme süreci ise bu hareketlere ve sivil toplum örgütlerine stratejik iletişim olanakları sunarak hayvan hakları savunuculuğunu kitleselleştirmiştir. Bu çalışma, dijital aktivizmin sivil toplum örgütlerinin kamuoyu oluşturma gücü üzerindeki etkisini, &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;YTH bağlamında ve&lt;/span&gt; dünyanın en büyük hayvan hakları organizasyonlarından biri olan PETA (People for the Ethical Treatment of Animals) örneği üzerinden incelemektedir. Araştırma kapsamında, PETA’nın resmi Instagram hesabında 07 Mayıs-07 Temmuz 2025 tarihleri arasında paylaşılan içerikler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Bulgular; PETA’nın temel tematik çerçevesini vegan yaşam, endüstriyel üretim ve eğlence sektöründeki sömürü üzerine kurduğunu göstermektedir. Örgütün genel algısında “provokatif bir dil” baskın olsa da araştırma döneminde olumlu mesaj tonunun ve başarı hikâyelerinin daha yoğun kullanıldığı, böylece takipçilerle empati ve aidiyet temelli duygusal bağlar kurulduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, provokatif mesajların ve şok edici görsellerin varlığı, örgütün toplumsal tartışma yaratma ve gündem belirleme stratejisinin bir parçası olarak devamlılığını korumaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KATOLİK HIRİSTİYANLIĞI’NDA İNKÜLTÜRASYON</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90589</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90589</guid>
      <author>Döne ERGÖREN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 42.45pt 0cm 21.3pt;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu çalışmada Hıristiyanlık’ta bir misyon yöntemi olarak kullanılan inkültürasyonun kelime kökeni, ne olduğu ve nasıl uygulandığı örnekler verilerek ele alınmaktadır. Misyon, misyonerlik, kültür, yerel kilise, inkültürasyon kendi anlamları ve Hıristiyanlık özelinde incelenmiştir. İnkültürasyon kavramı Katolik Kilisesi’nin kullandığı bir misyon aracıdır. II. Vatikan Konsili sonrasında daha çok gündeme gelen bu kavramlar Hıristiyanlık mesajının diğer dinlerin mensuplarına ulaştırılması anlam ve amacına sahip olduğu için dünyadaki bütün toplumları ilgilendiren bir öneme sahiptir. Çalışma Hıristiyanlık mesajının kilise teşkilatı veya herhangi bir hıristiyan cemaat tarafından diğer kültürlere uyarlanması için hangi referanslarla ve hangi yöntemler kullanılarak yapıldığı konuları üzerine odaklanır. Bu yöntemlerin bilinmesi başta İslam dini mensupları olmak üzere diğer din ve kültürlerin farkındalığını artırarak kendi din ve kültürünü korumak açısından bir zihinsel altyapı oluşturmaya olanak sağlar.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OMURGA DESTEK ORTEZLERİNDE MODEL VE MALZEME ÖZELLİKLERİNİN KULLANICI KONFORUNA ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90609</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90609</guid>
      <author>Mukadder AKSAKALPınar GÖKLÜBERK ÖZLÜ </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; line-height: 115%; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Omurga destek ortezlerinde kullanım konforu, bireyin ortezi düzenli kullanma eğilimiyle ilişkili bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın amacı, omurga destek ortezlerinde konforu oluşturan bileşenleri belirlemek, bu bileşenler arasındaki ilişkileri değerlendirmek ve model ile malzeme özelliklerinin konfor boyutlarıyla ilişkisini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında, omurga destek ortezlerinde konforu ele alan çalışmalar incelenmiş; fiziksel/duyusal, fizyolojik ve psikolojik konfor boyutları ile bu boyutların model ve malzeme özellikleriyle ilişkisi değerlendirilmiştir. İncelenen çalışmalarda, kullanıcıların konfor değerlendirmeleri bakımından ortezlerin kapama özellikleri, beden ölçüsüne uyum, malzemenin vücutla temasıyla ilişkili yapısal özellikler ve malzeme nitelikleri birlikte ele alınmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, beden uyumu, malzeme özellikleri ve kullanım kolaylığının tasarım sürecinde öne çıkan temel nitelikler olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, kullanıcı deneyimi ve kullanım konforu bakımından tasarım değerlendirme ölçütleri önerilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEVLÂNÂ’DA FENÂ KAVRAMININ, BENLİĞİN DÖNÜŞÜMÜNÜ MÜMKÜN KILAN AHLÂKÎ BİR SÜREÇ OLARAK TEMELLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90634</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90634</guid>
      <author>Rukiye KIZILTUNÇ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu makale, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (1207-1273) düşünce sisteminde fenâ kavramının salt bir mistik tecrübe ya da spekülatif bir ontoloji olmayıp; ahlâkî arınmayla başlayıp varoluşsal dönüşümle nihayete eren işlevsel ve sistematik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma sorusu şu şekilde çerçevelenmiştir: Mevlânâ’da fenâ kavramı, benliğin dönüşümünü mümkün kılan ahlâkî bir süreç olarak nasıl temellendirilir? Bu soruyu yanıtlamak için iki temel şerh kaynağı olan Ahmed Avni Konuk’un (ö. 1938) metafizik odaklı yorumları ile Tâhirü’l-Mevlevî’nin (1877-1951) ahlâkî ve psikolojik ağırlıklı okumaları karşılaştırmalı biçimde analiz edilmektedir. Tâhirü’l-Mevlevî’nin &lt;em&gt;Mesnevî Şerhi&lt;/em&gt; ile Ahmed Avni Konuk’un &lt;em&gt;Mesnevî-i Şerîf Şerhi&lt;/em&gt; ayrı ayrı okunarak &amp;nbsp;iki şarihin yorumlarındaki farklılık ve tamamlayıcılık incelenmektedir. Bu incelemede Mevlânâ’da fenânın, mistik vecd olarak değil, sistematik bir ahlâkî-ontolojik süreç olduğu savunulmaktadır. Bu itibarla Mevlânâ’nın düşünce sisteminde benliğin dönüşüm sürecine dâhil olan ahlâk, fenânın zemini ve iç dinamiğini oluştururken; sürecin nihayetinde benliğin dönüşümü ise ontolojik olarak fenânın sonucu ve statüsü şeklinde tahakkuk etmektedir. Makale, Mevlânâ’da ahlâk, fenânın sadece bir ön koşulu değil; aşkın dönüştürücü gücüyle birlikte işleyen, fenânın kendisini inşa eden ve onunla iç içe geçen ontolojik bir dinamik olduğunu iddia etmektedir. Çalışmada öncelikle fenânın ahlâkî zemini tartışılmakta ve bu tecrübenin bir nihilizm olmayıp cüz’i iradenin küll-i irade ile yer değiştirmesiyle neticelenen varoluşsal dönüşüm süreci olduğu temellendirilmek; aynı zamanda hem &amp;nbsp;ıztırarî hem de irâdî fenâ hâli her iki boyutta da ahlâkî içerik taşıdığını vurgulanmaktadır. Sonrasında &lt;em&gt;Mesnevî&lt;/em&gt; kıssalarındaki fenânın iç dinamiklerini oluşturan mahv-sekr-cem kavramları irdelenmektedir. Vahdet hâlinin epistemolojik boyutu ile tüm bu süreçlerin nihaî hedefi olan İnsan-ı Kâmil ideali incelendikten sonra; çalışma, fenâ-bekâ sürecinin bir ontolojik ve ahlâkî değerlendirmesiyle sonuçlanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BERNARD LEWİS’İN ESERLERİNDE İSLAM VE MÜSLÜMAN ALGISI: ORYANTALİST SÖYLEMİN ELEŞTİREL BİR ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94079</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94079</guid>
      <author>Mahmoud Ahmed Abdullahi AHMED</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: kashida; text-kashida: 0%; mso-pagination: widow-orphan; tab-stops: 31.5pt 36.0pt 40.5pt 67.5pt; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-EG; mso-no-proof: yes;"&gt;Bu çalışma, Britanyalı tarihçi ve oryantalist düşüncenin önemli temsilcilerinden biri olan Bernard Lewis’in İslam ve Müslümanlara yönelik yaklaşımını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada özellikle &lt;em&gt;İslam Krizi: Kutsal Savaş ve Kutsallaştırılmış Terör&lt;/em&gt; adlı eser temel alınarak Batı’da İslam algısının hangi tarihsel, siyasal ve kültürel söylemler üzerinden şekillendirildiği analiz edilmektedir. Betimleyici ve analitik yöntemlerin birlikte kullanıldığı çalışmada, Lewis’in entelektüel arka planı, oryantalist düşünceyle ilişkisi ve eserlerinin Batı kamuoyu ile siyasal karar alma mekanizmaları üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Çalışma, Lewis’in Avrupa medeniyetini modernliğin ve ilerlemenin temsilcisi olarak konumlandırırken İslam dünyasını çoğu zaman homojen, durağan ve sorun üreten bir yapı şeklinde tasvir ettiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda modernlik, terörizm, köktencilik ve Müslüman kimliği etrafında üretilen söylemler eleştirel bir perspektifle incelenmektedir. Ayrıca Edward Said ile Bernard Lewis arasında oryantalizm ekseninde gelişen entelektüel tartışma değerlendirilerek, Batı akademisinde İslam ve Müslüman imgesinin yeniden düşünülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN VE EBEVEYN GÖRÜŞLERİYLE GÖÇMEN ERGENLERİN KÜLTÜRLEŞME STRESLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94103</guid>
      <author>Büşra KAYAEnder DURUALP </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırma, Hollanda’da yaşayan Türk göçmen ergenlerin kültürleşme streslerine yönelik öğretmen ve ebeveyn görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Fenomenolojik araştırma, altı öğretmen ve altı ebeveyn olmak üzere toplam 12 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle toplanan veriler, Braun ve Clarke’ın (2006) tematik analiz yaklaşımıyla değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, ebeveynler çocuklarının kimlik karmaşası ve kültürel denge arayışı içinde olduklarını; öğretmenler ise özellikle dil becerilerindeki eksikliğin akademik başarı ve sosyal etkileşim üzerinde belirleyici bir etkisi olduğunu vurgulamışlardır. Araştırma bulguları, Türk göçmen ergenlerin uyum sürecinde öğretmen, aile ve eğitim sistemi iş birliğinin gerekliliğini ortaya koymuştur. Bulgular, göçmen ergenlerin yaşam deneyimlerinin yalnızca bireysel psikolojik faktörlerle değil, aynı zamanda sosyo-kültürel, dilsel ve yapısal dinamiklerle iç içe şekillendiğini göstermektedir. Bu bulgular, eğitim politikalarının göçmen öğrencilerin çok kültürlü kimlik gelişimlerini destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini işaret etmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


