






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2025 Sayı 171</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3859</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>BİR EKOTURIİZM BİÇİMİ OLARAK ORNİTOLOJİ TURİZMİ: ÇİNE ÇAYI ÇAYBAŞI BÖLGESİ ÖRNEĞİ (AYDIN, TÜRKİYE)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87359</guid>
      <author>Candan AYDIN UĞURLUBarış KARA , </author>
      <description>Bu çalışmada, Aydın İli, Çine Çayı kıyısındaki Çaybaşı bölgesinin, bir ekoturizm türü olan kuş gözlem turizmi açısından potansiyeli değerlendirilmiştir. Çine Çayı kıyısında dürbünle gözlemler yapılmış ve beş farklı kuş türü tespit edilmiştir: Kara Leylek (Ciconia nigra), Gri Balıkçıl (Ardea cinerea), Küçük Karabatak (Microcarbo pygmaeus), Büyük Akbalıkçıl (Ardea alba) ve Kızılkuyruk (Phoenicurus phoenicurus). Çaybaşı bölgesi ayrıca, Büyük Karabatak (Phalacrocorax carbo), Küçük Karabatak (Microcarbo pygmaeus), Kara Leylek (Ciconia nigra), Küçük Akbalıkçıl (Egretta garzetta) ve Büyük Akbalıkçıl (Ardea alba) gibi kışlayan türler açısından da önemlidir. Çine Çayı boyunca çeşitli noktalarda taş ve ahşaptan yapılmış kuş gözlem kulübeleri için öneriler oluşturulmuştur. Bu tasarımların inşa edilmesiyle Aydın ilinde ornitoloji turizminin gelişmesi hedeflenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONSEPTİN LİNQVOİDRAKİ İNTERPRETASİYASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87360</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87360</guid>
      <author>Şehrabanı ALLAHVERDİYEVAElmira HAMZEYEVA </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="AZ-LATIN" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: AZ-LATIN; mso-fareast-language: RU;"&gt;Konseptin mahiyyətinin təsviri, linqvoidraki interpretasiyası müasir dilçilik elmi üçün olduqca aktual bir məsələdir və bu problem koqnitiv dilçilik tərəfindən həyata keçirilir. Konseptin yaratdığı sistem insanın reallığı necə dərk etməsini göstərir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Konsept insanın idrak şüurunun məhsuludur və buna görə də konsept mürəkkəb ifadə vasitələrini tələb edir ki, buraya emosiyalar, simpatiyalar, antipatiyalar və s. daxildir. Konsept - zehni olaraq milli səciyyəvi formalaşma, bəşəri dəyərlər və insan təcrübəsidir. Məna isə linqvistik şüurun məhsuludur. Konseptin əhatə dairəsi ilə mənanı müqayisə etməklə onların diferensiasiyasını müəyyən etmək olar. Təqdim olunan məqalədə konseptin məzmununu təşkil edən linqvoidraki interpretasiyası ilə bağlı olan fikirlərə aydınlıq gətirilir və bu, konseptual təfəkkürlə dil arasında korrelyasiya kimi nəzərdən keçirilir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL SEKTÖR BANKACILIK SEKTÖRÜNDE ENTEGRE RAPOR YAYINLAYAN BANKALARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI KAPSAMINDA ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87405</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87405</guid>
      <author>Meral EROL FİDAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bankalar ülkelerinin ekonomik gelişimine ve topluma destek olan önemli kurumlardandır. Çalışmanın amacı hizmet sektörü içinde oldukça büyük bir paya ve öneme sahip olan bankaların yayınlamış oldukları entegre raporlarında sürdürülebilirlik çalışmalarının incelenmesidir. Türkiye’de 2023 ve 2024 yıllarında entegre rapor yayınlamış, özel sektörde yer alan bankalar çalışmaya dâhil edilmiş olup, yayınladıkları raporlardaki sürdürülebilir kalkınma hedefleri (SKH) ve sürdürülebilirlik faaliyetleri ile ilgili açıklamaları kapsamında belirlenen değişkenlere göre Nvivo15 programı kullanılarak metin analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre; SKH alt başlıklarının bankaların entegre raporlarında geçme sıklık sayısında artış gösterdiği görülmüştür. Her iki yılda da entegre raporlarında SKH alt başlıklarını en çok belirten iki bankanın Akbank ve Türkiye İş Bankası olduğu, en fazla tekrar eden SKH başlığının “iklim eylemi” başlığı olduğu, sürdürülebilirlik çalışmaları türlerinin raporlarda geçme oranı açısından % 8’lik bir azalış gösterdiği tespit edilmiştir. 2023 döneminde entegre raporlarda en fazla adı geçen sürdürülebilirlik çalışması “UNEP FI” olurken, 2024 yılında ise “Bilime Dayalı Hedefler Girişimi SBTi” olduğu, her iki yılda da raporlarında en fazla sayıda sürdürülebilirlik çalışmaları türlerinden bahseden bankanın “TKSB” olduğu görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR YÖNETİM FELSEFESİ OLARAK AGİLE (ÇEVİK) YÖNETİM, KARAMAN OSB’DE FAALİYET GÖSTEREN FİRMALARIN ÇEVİK YÖNETİM FELSEFESİNİ UYGULAMA YETERLİLİĞİ ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87412</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87412</guid>
      <author>Murat BAYSelman ARSLAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Son yıllarda, Çevik yönetim ve yönetim modeli konusu, yönetim literatüründe önemli bir yer edinmiştir. 2001 yılında bir grup yazılımcının bir araya gelerek yayınladığı “Çevik Manifesto” ve J. Birkinshaw’ın 2010 yılında yayınladığı “Reinventing Management” gibi çalışmalar, bu konuya farklı perspektiflerden yaklaşarak önemli açılımlar sağlamıştır. Ancak, bu alandaki araştırmaların büyük bir kısmı belirli bir coğrafya veya sektör ile sınırlı kalmıştır. Bu çalışmanın amacı ise, gıda ve gıda makineleri üreten işletmelerde çalışanların çevik yönetim konusundaki algılarını ve bu algıların iş performansı üzerindeki etkilerini, Karaman OSB bağlamında incelemektir. Özellikle, işletmelerin yönetimlerinin çevik yönetim felsefesine yatkınlığı incelenmiştir. Değişimi yönetme, müşterilere değer yaratma, işbirlikçi uygulamalar konusunda yatkınlık olmasına rağmen insan kaynaklarına değer verme yönünün geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL İLETİŞİM TASARIMINDA KALİGRAFİNİN ÖNEMİ VE SAYISALLAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88001</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88001</guid>
      <author>Çİğdem DEMİR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-hyphenate: none; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Deneysel yazı sanatı olan kaligrafi, tasarımın doğuşundan önce de var olan bir sanat formu olarak, tasarım alanı içerisine vazgeçilmez bir şekilde yer almaktadır. Yaratıcı ve özgünlük temeline dayalı olan kaligrafi içinde deneyselliği barındırdığı için, aynı teknikle üretilse bile, her üretimde yaratıcı ve biricik sonuçlar sağlamaktadır. Hedef kitle ile iletişim kurma amacında olan ve gönderdiği her iletinin özgün olmasına odaklanan görsel iletişim tasarımı için kaligrafinin sunduğu benzersizlik olgusu önemlidir. Bu araştırma makalesinde, görsel iletişim tasarımının farklı alanlarında yer alan geleneksel kaligrafik uygulamalarının sayısallaştırılması analiz edilmektedir. Tasarım alanlarının farklı form ve mecralarıyla değişiklik gösteren kaligrafik uygulamalarda, farklı tasarım örnekleri belirlenerek, gözleme dayalı nitel araştırma yöntemiyle ürünler incelenmiştir. Geleneksel kaligrafinin baskı ve sayısal ortama geçişinde kullanılan sayısallaştırılma teknikleri, sonuçları, farklı alanlardaki uygulamaları incelenerek, kaligrafik çözümlemelerin etkileri ile sonuçları değerlendirilmektedir.&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ VE MÜZİK ÖĞRETMENLERİNİN PİYANO EĞİTİMİNDE KULLANILAN DİJİTAL UYGULAMALARA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88096</guid>
      <author>Onur IŞIKDuygu PİJİ KÜÇÜK </author>
      <description>&lt;p class="a9" style="text-indent: 0cm; line-height: 115%; margin: 6pt 1cm 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%;"&gt;Bu araştırmanın temel amacı, müzik öğretmeni adaylarının ve müzik öğretmenlerinin piyano eğitiminde kullanılan dijital uygulamalara ilişkin görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı’nın 3. ve 4. sınıfında öğrenim gören 16 öğrenci ve piyano eğitimi veren 16 müzik öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, müzik öğretmenlerinin ve müzik öğretmeni adaylarının piyano eğitiminde kullanılan dijital uygulamaları tanıma ve faydalanma durumlarının, bu uygulamaların piyano eğitimini desteklemesine yönelik görüşlerinin, olumlu/olumsuz yönlerine ve bu uygulamaların kullanımına ilişkin önerileri ile ilgili görüşlerinin belirlenmesi için hazırlanan yedi açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, müzik öğretmenleri ve müzik öğretmeni adaylarının çoğunluğu dijital piyano uygulamalarını, ağırlıklı olarak da Simply Piano uygulamasını tanıdıklarını ve piyano eğitiminde kullanılan dijital uygulamalardan faydalanmayı düşündüklerini ifade etmişlerdir. Müzik öğretmeni ve müzik öğretmeni adaylarının çoğunluğu dijital uygulamaların başlangıç piyano eğitimini ilgi ve merak uyandırması açısından destekleyeceğini düşündüklerini belirtmişlerdir. Müzik öğretmenleri ve müzik öğretmeni adayları dijital uygulamalara erişim sürecinde yaşadıkları olumlu durumlara ilişkin, bu uygulamaların kolay erişilebilir olması, nota tanıma ve okuma becerisini geliştirmesi yönünde, olumsuz durumlara ilişkin ise bu uygulamaları kullanmadıkları ve teknik el pozisyonlarında hatalara yol açtığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Müzik öğretmenleri ve müzik öğretmeni adayları dijital uygulamaların detaylı bir eğitim içeriğinin olması gerektiği ve bu uygulamaları kullanımının öğretmen kontrolünde ve takibinde olması yönünde öneri sunmuşlardır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜRÜN METALAŞMASI VE KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ PERSPEKTİFİNDEN FRANKFURT VE BİRMİNGHAM EKOLLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87627</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87627</guid>
      <author>Mehmet Emin ŞENCan AYDOĞDU </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; line-height: 115%; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%;"&gt;Bu çalışma, kültürün metalaşması ile kültür endüstrisi ilişkisi, iki etkili düşünce geleneğine sahip Frankfurt ve Birmingham ekollerinin kuramsal çerçeveleri üzerinden incelenmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Frankfurt ekolü; kültür endüstrisi, estetik üretimde standardizasyon, sahte bireyselleşme ve rasyonelleştirilmiş eğlence ekonomileri yoluyla kültürel olanın meta formuna indirgenmesini eleştiri konusu yaparken Birmingham ekolü ise kültürü gündelik yaşam pratikleri, hegemonya ve müzakere ekseninde ele alarak medya, toplumsal sınıf ve alt kültürel konumlanışlar üzerinden anlam üretimini odağına alır. Kültürel çalışmalar, Frankfurt ekolünün açtığı eleştirel hattın devamı olarak, kültürün belirli toplumsal sınıflar, etnik gruplar, cinsiyetler ve diğer kimlik kategorileri üzerindeki etkilerini ve bu grupların kendi kültürel üretimlerini nasıl şekillendirdiklerini anlamaya yönelen bir disiplin niteliği kazanarak Birmingham Okulu’nun kültürel çalışmalar geleneğinde kurumsallaşmıştır. Birmingham Okulu'nun kültürel çalışmaları, kültürün toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla inceleyerek, toplumsal değişim ve özgürleşmeye katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmalar; kültürel direniş, medya ve popüler kültür, kültürel kimlik ve temsil gibi konular üzerinde yoğunlaşarak daha adil ve eşitlikçi bir toplumun inşasına yönelik önemli bir bilgi birikimi sağlamıştır. Çalışmada, araştırma olgusunu yansıtan ve problemle bütünleşen literatür taranmış, ayrıca mevcut duruma ilişkin betimleyici bir durum saptaması yapılmıştır. Kültürün metalaşması ve kültür endüstrisinin tarihsel olarak kapitalist üretim koşullarında yeni biçimler alması olgusu sürerken her iki ekolün sunduğu perspektiflerin günümüzde de karşılığı bulunmaktadır. Bu bağlamda Frankfurt ekolü, endüstriyel kültürün ideolojik etkilerini görünür kılarken Birmingham ekolü, toplumsal pratikleri yeniden anlamlandırmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLÂM BİRLİĞİNİN SİMGESİ KABUL EDİLEN “NÛREDDÎN ZENGİ” YA DA “SELÂHADDÎN MİNBERİ” NİN KUDÜS’ÜN FETHİNDEKİ ÖNEMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87907</guid>
      <author>Gülşen İSTEK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Camilerde imamın Cuma ve bayram namazlarında üzerine çıkarak insanlara hitap ettiği yer olan minber, sadece somut görüntüsü ve sanatsal değerleri ile değil bazen de taşıdığı anlamla sonraki nesle önemli bilgiler sunmaktadır. Nûreddin Mahmud Zengî tarafından yaptırılan ve Selâhaddin Eyyûbî tarafından Mescid-i Aksâ’ya yerleştirilen minber, bahsedilen duruma verilebilecek en güzel örneklerden birisidir. Bahse konu minber, Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olabilmesi ve Kudüs’ün Haçlı işgalinden kurtulabilmesi için bir moral ve motivasyon aracı olarak düşünülmüş ve bu nedenden olsa gerektir ki hikayesi dilden dile dolaşarak efsaneleştirilmiştir. Uzunca bir zaman Mescid-i Aksâ’da yer alan bu minber, 21 Ağustos 1969’da Michael Dennis Rohan tarafından yakılmış ve bu hadiseden sonra da “Yakılan Minber” olarak da adlandırılmıştır. Minberin kimin tarafından yapıldığı ve yerine konduğu gibi durumlar göz önüne alındığında ve bunun yanı sıra tarihi serüvenine bakıldığında yakılarak ortadan kaldırılma düşüncesinin basit bir eylem olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu çalışmada “Nûredddin Zengî Minberi”, “Selâhaddin Minberi”, “Fethin Nişanesi Minberi” ya da “Yakılan Minber” olarak adlandırılan minberin tarihi süreç boyunca semiyotik bir anlam kazanıp kazanmadığı, bu durumun bir hikâye mi gerçek mi olduğu, şayet doğruysa hangi bilgilerin çarpıtıldığı, dönemin İslâm tarihi eserlerinden ve günümüz çalışmalarından yararlanarak ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENDÜSTRİ 4.0 BAĞLAMINDA DİJİTALLEŞME, MAKİNE ÖĞRENİMİ VE BÜYÜK VERİ ANALİTİĞİ PERSPEKTİFİNDEN YAPAY ZEKANIN MUHASEBE VE DENETİM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88074</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88074</guid>
      <author>Ali ANTEPLİŞükrü GÜVEN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan lines-together; page-break-after: avoid; mso-outline-level: 1; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'MS Gothic'; color: windowtext; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Muhasebe mesleği, tarih boyunca sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle sürekli bir evrim geçirmiştir. Günümüzde, Endüstri 4.0, dijitalleşme ve yapay zeka teknolojilerinin yükselişi, muhasebe ve denetim süreçlerinde köklü dönüşümler getirmektedir. Bu çalışma, muhasebe ve denetim alanlarında yapay zekanın getirdiği fırsatları ve tehditleri, profesyoneller ve muhasebeci adayları üzerindeki etkilerini ve muhasebe eğitimine yansımalarını incelemektedir. Kapsamlı bir literatür taraması ile yürütülen araştırma, ulusal ve uluslararası akademik yayınları analiz etmekte ve bulgulara dayalı olarak muhasebe mesleğinin geleceğine ilişkin öngörüler geliştirmektedir. Sonuçlar, yapay zekanın hız, doğruluk, maliyet verimliliği ve stratejik karar desteği gibi muhasebe uygulamalarında önemli avantajlar sağlarken, etik sorunlar, iş kaybı ve veri güvenliği riskleri gibi zorluklar da getirdiğini göstermektedir. Türkiye bağlamında, yapay zekanın muhasebe mesleğine entegrasyonunun sunduğu fırsatlardan yararlanılırken, potansiyel tehditlerin önleyici politikalar ve düzenleyici önlemler yoluyla yönetilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSPANYA’DA CAMİDEN KİLİSEYE DÖNÜŞEN YAPILARIN İZİNDE</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88148</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88148</guid>
      <author>Firdevs KULAK TORUNHatice AŞKIN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Tarih boyunca dini yapılar farklı toplumların kültürel kimliklerinin mekâna yansımasına tanıklık eden çok katmanlı miras ögeleri olmuştur. İspanya’da Müslüman egemenliği döneminde cami olarak inşa edilen, Hıristiyan egemenliği sırasında ise kiliseye dönüştürülen yapılar bu konuda en dikkat çekici örnekler arasında yer almaktadır. Çalışma kapsamında da İspanya’da yer alan Müslüman döneminde cami olarak inşa edilip, Hristiyan egemenliği sonrasında kiliseye dönüştürülen yapılar örneklem olarak belirlenmiştir. Örneklemde yer alan yapılar Kurtuba Ulu Camii, İşbiliye Ulu Camii, Granada Ulu Camii ve Babü’l Merdüm Camii’dir. Çalışmada yöntem olarak literatür taraması ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri kullanılmıştır. Yapıların özgün malzeme kullanımı, plan ve süslemelerinin değiştirilmesi, yapıların dönemsel katkılarına saygı gösterilmesi gibi durumları ile birlikte müdahale sebepleri ve türleri açısından değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulardan ise Kurtuba Ulu Camii ve Babül Merdüm Camii’lerinin özgün kimliklerini kısmen korudukları; İşbiliye Ulu Camii ve Granada Ulu Camii’nin ise yapısal bütünlüğünün büyük ölçüde ortadan kalktığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar dini yapıların dönüşümlerinin yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda toplumların egemenlikleri sonrasında kültürlerini de mekanlara yansıttıklarını ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK GRAVÜR SANATININ TARİHSEL SÜRECİNDE İNSAN-HAYVAN DOSTLUĞUNUN SEYRİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88360</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88360</guid>
      <author>Elif MAMUR YILMAZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;Bu araştırmanın amacı Türk gravür sanatının tarihsel gelişim ve değişim sürecinde insan-hayvan dostluğunu &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;konu alan eserleri biçim, içerik ve anlatım yönünden incelemektir. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımlarından doküman incelemesi tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Konu ile ilgili basılı ve dijital materyaller &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;sistematik olarak toplanarak veri seti oluşturulmuştur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Araştırmada yargısal (kasti) örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu nedenle insan-hayvan dostluğunu konu alan eserlerin tümüne ulaşma imkanı olmadığından Türk gravür sanatı evrelerini temsil edebilecek sayıda sanatçının bir örnek eseriyle sınırlamaya gidilmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;Araştırma bulguları, Türkiye’de gravür tekniğinin gelişimine &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;katkı sağlayan sanatçıların içinde yaşadıkları toplumun kültürel özelliklerinin en önemlilerinden biri olan insan-hayvan dostluğunu kendilerine özgü anlatım dilleriyle ve tekniğin sunduğu olanakları etkili bir şekilde kullanarak sıklıkla eserlerine yansıttıklarını ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DONANIM İLE VST SENTEZLEYİCİLER ARASINDAKİ FARKLARIN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88546</guid>
      <author>Hüseyin Eren ERKİLETHasan DELEN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Gelişen insan yaşamı beraberinde yeni gereklilikleri getirirken, insanın müziğe olan ilgisi ve sesleri yönetme arzusu da bu oranda gelişmiştir. Enstrümanların keşfi ve evrimleşmesi ile insanların sesleri yönetmesi, kendi isteğine göre ayarlaması yeni kompozisyonlar yaratma isteğini de artırmıştır. Bu sayede teknolojik araçların yeni ses sentezleri yaratmada kullanılması da kaçınılmaz olmuştur. Günümüz müzik çalışmalarında her ne kadar VST sentezleyiciler yaygın kullanılsa da donanımların yerlerini alabilmesi ya da donanımlara ne derece benzerlik gösterdiği akıllarda bir soru olarak kaldığı aşikârdır. Bu nedenle bu araştırmada, donanım sentezleyiciler ile VST sentezleyiciler arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda elde edilen verilerin, müzik teknolojileri alanına hizmet eden bireylere kaynak sağlaması açısından önem arz ettiği düşünülmektedir. Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda belirlenen donanım ve VST sentezleyicilerden elde edilen osilatör seslerine, “Matlab” yazılımı aracılığıyla THD verilerine ve “Voxengo Span” yazılımı aracılığıyla ise spektrum analiz bulgularına ulaşılmıştır. Daha sonra donanım ve VST sentezleyiciler ile belirli bir ezgi hazırlanıp, üç uzman onayından geçen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile 20 ses mühendis ve 20 aranjör olmak üzere toplamda 40 kişiye sunulmuştur. Elde edilen bilgilere içerik analiz uygulanılarak bulgulara ulaşılmıştır. Her üç ses örneğini (sade-efektli-aranje içerisinde) ele aldığımızda; araştırmaya katılan aranjör ve ses mühendislerinin çoğunluğu MS-20 donanımını, Tal-U VST’i ve Roland JX-8P donanımını ve genel itibariyle ele aldığımızda ise donanımları tercih ettikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada, tercih sebepleri kapsamında ise aranjör ve ses mühendislerinin çoğunlukla hoşlarına giden sesleri seçtiği ve donanım/analog duyumu aradıkları gibi daha birçok sonuçlara yer verilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOCUKLARDA BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALARIN VOSVIEWER İLE BİBLİYOMETRİK ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87382</guid>
      <author>Osman SÖNER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmada, çocuklarda bilişsel davranışçı terapi üzerine yapılan bilimsel yayınlar VOSviewer programı aracılığıyla bibliyometrik olarak analiz edilmiştir. Araştırmada veri kaynağı olarak, güvenilirliği ve gelişmiş filtreleme seçenekleriyle bilinen Web of Science veri tabanı kullanılmıştır. “Cognitive Behavioral Therapy” ve “Child” OR “Kid” OR “Preschool” olmak üzere iki aşamalı arama&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;11.08.2025 tarihinde yapılan tarama sonucunda elde edilen 9811 kayıt arasından yayın türlerine göre en fazla sayıda çalışmanın 7.389 ile makale (article) formatında olduğu belirlenmiştir. Bunu sırasıyla 2.077 derleme makalesi (review article) ve 249 kitap bölümleri (Book Chapters) takip etmektedir. Ayrıca bildiri özetleri, editöryal materyal, bildiriler, mektuplar ve geri çekilmiş yayınlar gibi türlere de yer verildiği görülmüştür. Bu sayede, çocuklarda bilişsel davranışçı terapiye yönelik öne çıkan araştırmacılar, kurumlar, ülkeler ve çalışma odakları ortaya konulacak, alanın gelişim yönü ve araştırma boşlukları belirlenmiştir. Elde edilen bulgular bilimsel literatüre stratejik katkı sunacağı umulmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARŞILAŞTIRMALI EDEBIYAT’IN BIR DISIPLIN OLARAK GELIŞIMINE TARIHSEL BIR BAKIŞ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87727</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87727</guid>
      <author>Özlem SAYAR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;Karşılaştırmalı metod, edebiyat tarihinin erken dönemlerinden beri kullanılsa da bir disiplin olarak Karşılaştırmalı Edebiyat’ın ortaya çıkışı ve yaygınlaşması 19. Yüzyıl sıralarında gerçekleşmiştir. Temel olarak Fransa’da başlayan Karşılaştırmalı Edebiyat’ın bir alan veya disiplin olarak kabul görmesi, üniversitelerde kürsü bulması ve disiplin ilkelerinin belirlenmesi zaman almıştır. Bu süreçte sadece Fransa ile kalmayıp İngiltere, Almanya, Amerika gibi diğer ülkelere de yayılması, Karşılaştırmalı Edebiyat’ın tarihsel sürecinde farklı gelişim ve etkilere maruz kalmasına sebep olmuş, bunun sonucunda farklı ekollerin doğuşunu beraberinde getirmiştir. Bu makale, edebi ve tarihi kaynaklardan derlediği bilgilerle, Karşılaştırmalı Edebiyat’ın farklı ülkelerdeki tarihsel gelişimine odaklanarak ve disiplinin öncülerinden bahsederek ilerideki çalışmalar için tarihsel bir arkaplan ve taban sunmayı hedeflemektedir. Bu amaç doğrultusunda bu çalışma, Fransa’dan başlayarak Almanya, İngiltere, Amerika, İtalya, Rusya, Doğu Avrupa ülkeleri gibi ülkelerde Karşılaştırmalı Edebiyat’ın ortaya çıkışı, uygulanışı ve yayın organlarını ele alarak alana tarihsel bir bakış açısı ile katkı sunacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRİŞİMCİLİK EĞİTİMİ: GİRİŞİMCİLİK HAKKINDA EĞİTİM Mİ? GİRİŞİMCİLİK İÇİN EĞİTİM Mİ?</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87746</guid>
      <author>Bilal ERDEMCelal YILMAZ ,Durdu Mehmet BİÇKES ,Hacı Arif TUNÇEZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, girişimciliği etkili bir şekilde öğretmek için eğitim yönteminin nasıl olması gerektiğine dair bir bakış açısı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yakın zamana kadar, girişimciliğin öğretilip öğretilemeyeceği literatürde tartışma konusu olmuştur. Bireyin genlerinde yer alan kişilik özelliklerinin girişimciliği gizlediğini öne süren erken dönem girişimcilik araştırmalarının söylemi, bu tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Ekonomik yaşamdaki çeşitli gelişmeler, kişilik özelliklerinin girişimciliği etkilediği ve öğretilemeyeceği şeklindeki geleneksel bakış açısını ortadan kaldırmıştır. Gündemde artık girişimcilik eğitiminin girişimciliğin çeşitli yönlerini öğretebileceği anlayışı yer almaktadır. Bu noktada, girişimcilik eğitiminin içeriği ve yöntemi yeni tartışma alanlarıdır. Literatürde girişimcilik eğitimi konusunda iki farklı anlayış ortaya çıkmaktadır: ‘girişimcilik hakkında eğitim’ ve ‘girişimcilik için eğitim’. Girişimcilik eğitiminde, derslerde girişimci, girişimcilik ve küçük işletme yönetimi gibi konular geleneksel teknikler kullanılarak açıklanmaktadır. Bu yöntem, öğrencilere girişimcilik için gerekli beceri ve yetkinlikleri kazandırmada daha başarılı olabilir. Girişimcilik için eğitim yöntemi ise, yaparak öğrenmeye odaklanmaktadır. Araştırmacılar, bu yöntemin girişimcilik niyetini olumlu yönde etkilediğini ve girişimcilik becerileri ve yetkinliklerinin geliştirilmesine yardımcı olduğunu bulmuşlardır. Bununla birlikte, girişimcilik eğitimi bu eğitim yöntemini yaygın olarak kullanmaya devam etmektedir. Girişimcilik eğitiminden beklenen faydaları sağlamak için, eğitimin anlayışını doğal kanalına taşımak çok önemlidir. Bu çalışma, akademik topluluğun yanı sıra, girişimcilik ruhunu canlandırmak, etkili politika araçları tasarlamak ve nihayetinde sosyal refahı artırmak isteyen girişimcilik eğitimcileri ve politika yapıcılarına da rehberlik etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMLARI BAĞLAMINDA YEŞİL YÖNETİM VE İŞLETME PERFORMANSI ÜZERİNE KURAMSAL BİR DERLEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87885</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87885</guid>
      <author>Saniye HAYDAROĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde yeşil yönetim uygulamaları ile işletme performansı arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı bir kuramsal derleme sunmaktadır. Araştırmanın amacı, ampirik bir analiz gerçekleştirmekten ziyade, önceki çalışmaların kavramsal ve teorik yaklaşımlarını sentezleyerek mevcut literatüre bütüncül bir bakış açısı kazandırmaktır. Ulusal ve uluslararası literatürden yararlanılarak, üretim, tasarım, tedarik zinciri yönetimi, pazarlama, muhasebe ve insan kaynakları yönetimi gibi temel işletme fonksiyonlarında uygulanan yeşil yönetim stratejilerinin işletme performansının ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, yeşil yönetim yaklaşımının benimsenmesinin yalnızca operasyonel verimliliği ve kurumsal itibarı artırmakla kalmayıp, uzun vadeli finansal istikrarı ve sosyal sorumluluk düzeyini de güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, gelecekte gerçekleştirilecek ampirik araştırmalar için teorik bir zemin oluşturmakta ve çevresel faktörleri yönetim süreçlerine entegre etmek isteyen işletmelere yönlendirici nitelikte pratik öneriler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEMSİLİ DEMOKRASİNİN TEMSİL KRİZİ: ADAY BELİRLEMEDE PARTİ EGEMENLİĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88005</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88005</guid>
      <author>Mehmet KAPUSIZOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, temsili demokrasinin Türkiye’de yaşadığı temsil krizini siyasal partilerin tüzükleri üzerinden inceleyerek aday belirleme süreçlerinde yaşanan demokratik meşruiyet sorununu ele almaktadır. Çalışmanın temel amacı, temsili demokrasi pratiklerinin aday belirleme süreçlerinde giderek artan merkezileşme eğilimini görünür kılmak; söz konusu eğilimin temsilin niteliğiyle birlikte yasama&amp;ndash;yürütme ilişkileri ve parti içi demokratik işleyiş üzerinde nasıl bir etki yarattığını çözümlemek ve bu çerçevede daha katılımcı ve demokratik bir aday belirleme yöntemine yönelik politika önerileri geliştirmektir. Çalışmada temsili demokrasinin eleştirilere maruz kalan zayıf yönleri siyasi partilerden kaynaklı kriz dinamikleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra 28. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin tüzükleri incelenerek milletvekili aday belirleme mekanizmaları karşılaştırmalı biçimde analiz edilmiştir. Çalışmada literatür taraması ile siyasal parti tüzüklerinin metin çözümlemesine dayalı betimleyici analiz yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca çalışmayı desteklemek amacıyla uluslararası göstergelerden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, Türkiye’deki siyasi partilerin tüzüklerinde aday belirleme açısından yöntem çeşitliliği bulunduğunu ancak hangi yöntemin uygulanacağına ilişkin kararın parti merkezlerine bırakıldığını ve aday belirlemede lider sultasının kurumsallaştığını göstermektedir. Çalışma, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasal partilerin demokratik ilkelere sıkı sıkıya bağlı olması beklenirken şeffaflık eksikliği, katılım düşüklüğü ve kontenjan uygulamaları nedeniyle toplumun geniş kesimlerinin temsilinde yetersiz kaldıklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Türkiye’de parti içi demokrasinin güçlendirilmesi için ön seçimlerin yaygınlaştırılması ve bağlayıcı hale getirilmesi, lider ve merkez kontenjanlarının sınırlandırılması, üye kayıt sistemlerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesi, yerel teşkilat üyelerinin aday belirleme süreçlerine etkin biçimde dahil edilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GESTALT İLKELERİNE DAYALI KULLANICI ODAKLI TASARIM: BİR HASTANE BEKLEME ALANI UYGULAMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88010</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88010</guid>
      <author>H.Özlem YURTGÜNZeynep Fatma NİĞDELİ ,Mehmet NORASLI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Hastane yapılarında yer alan bekleme alanları, hastaların ve ziyaretçilerin genellikle kaygı ve belirsizlik duyguları içerisinde bulundukları mekânlardır. Bu durum, bireylerin hastanede geçirdikleri süre boyunca yaşadıkları deneyimlere bağlı olarak psikolojik duyarlılık seviyelerinin artmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, hastane bekleme alanları yalnızca geçici bekleyişlerin gerçekleştiği işlevsel mekânlar değil aynı zamanda kullanıcıların duygusal durumlarını etkileyebilecek, psikolojik ve estetik açıdan da dikkatle tasarlanması gereken alanlardır. İyi tasarlanmış bir iç mekân, kullanıcıların stresini azaltarak olumlu bir mekânsal deneyim yaratma potansiyeline sahiptir. Bu çalışma, bir hastane yapısında yer alan bekleme alanının tasarım sürecini; mekânsal analiz, kullanıcı ihtiyaçlarının belirlenmesi, tasarım geliştirme ve uygulama olmak üzere dört temel başlık altında sistematik bir yaklaşımla ele almaktadır. Tasarım geliştirme aşamasında, kullanıcı odaklı, okunabilir ve bütüncül bir mekânsal kurgu oluşturulması amacıyla Gestalt kuramı çerçevesinde; şekil-zemin ilişkisi, yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik ve basitlik ilkeleri temel alınmıştır. Bu ilkeler doğrultusunda, kullanıcı deneyimini ve mekânsal algıyı merkezine alan bir tasarım yaklaşımı benimsenmiş ve tasarım kararları bu yönde biçimlendirilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma; geometrik formların mekânsal organizasyondaki yönlendirici etkisini ve Gestalt kuramının iç mekân tasarımının farklı aşamalarındaki uygulanabilirliğini ortaya koyarak, sağlık yapılarında algıya dayalı tasarım yaklaşımlarının önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, merkezî çekirdek etrafında şekillenen işlevsel dağılım; mekânsal organizasyon, yönlendirme sistemleri, oturma birimleri, ayırıcı elemanlar ve görsel iletişim öğeleri gibi tasarım bileşenleri ile bütüncül bir yaklaşımla ele alınmış hem estetik hem de işlevsel açıdan nitelikli bir iç mekân kurgulaması hedeflenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞI VE DIŞ BORÇ FİYAT İSTİKRARINDA ETKİLİ Mİ? GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER ÖRNEĞİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88059</guid>
      <author>Ömer YILMAZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmada, Türkiye, Çin, Hindistan ve Brezilya’ya ait 1995&amp;ndash;2023 yılları verileri ile merkez bankası bağımsızlığı (CBI), dış borç stoku (LNDEBT) ve enflasyon (LNINF) arasındaki ilişki incelemektedir. Öncelikli olarak yatay kesit bağımlılığı testi ile ülkeler arasındaki karşılıklı ilişkiler değerlendirilmiş ve ardından CIPS birim kök testi ile serilerin durağanlık düzeyleri tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiler Westerlund eşbütünleşme testi ile incelenmiş ve değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisi belirlenmiştir. Son olarak, değişkenlere ait katsayıları tahmin etmek amacıyla heterojenliği ve yatay kesit bağımlılığını dikkate alan AMG (Augmented Mean Group Estimator) yöntemi ile hem panel hem de ülke bazında değişkenlere ait katsayı tahmini yapılmıştır. Katsayı tahmin sonuçlarına göre dış borçta meydana gelen artış enflasyonu artırırken, merkez bankalarının bağımsızlığı ise enflasyonu azaltıcı etkiler göstermektedir. Sonuç olarak, dış borçta meydana gelen artış enflasyonu artırmakta, merkez bankası bağımsızlığının ise fiyat istikrarını sağlamada önemli bir gücünün olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada politika yapıcılara bazı önerilerde de bulunulmuştur. Öncelikle ülkelerin mali disiplininin sağlanması, kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılması, borçlanmanın sürdürülebilir olması ve merkez bankalarının bağımsızlığına müdahale edilmemesinin önemli olduğu ayrıca bu bağımsızlığın uygulanması da güvence altına alınmış olması gerekmektedir. Para politikasının istenilen hedeflere uygun bir şekilde kullanılması ve kapasitenin güçlendirilmesi, uzun vadede ülkelerin ekonomik istikrarının sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVRE SORUNLARI AÇISINDAN DİYARBAKIR’DA ANIZ YANGINLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88200</guid>
      <author>Aydoğan MEŞELİŞahin AKTAY </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Tarımsal ürünlerin, özellikle de başta buğday olmak üzere, tarla bitkilerinin biçerdöver ile hasat edilmesinden sonra tarlada kalan saplara genel olarak anız denmektedir. Toprağın daha kolay işlenmesi, zaman ve enerji tasarrufu sağlamak, zararlı canlıları yok etmek gibi amaçlar doğrultusunda anızlar yakılmaktadır. Anız yangınları sonucu erozyon, toprak altı ve üstü canlıların yok olması, hava kirlenmesi, küresel ısınma, gibi pek çok zarara neden olmaktadır. Diyarbakır’da yarı kurak ılıman karasal (bozkır) ikliminin varlığı, bozkır bitki örtüsü ile kuraklığa dayanıklı tahıl ürünleri yetiştirilmesinin ana nedenleri arasındadır. Bu ürünlerin üstten kesilerek hasadının yapılması&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;anız yangınları için geniş bir alan ortaya çıkarmaktadır. 2024 yılının ilk altı ayında 1196 anız yangını ve bu yangınlar sonucunda 19.577 dekar anız yanmıştır. 2024 Haziran ayında Diyarbakır ili Çınar ilçesi ile Mardin ili Mazıdağı ilçeleri arasında çıkan anız yangınında 5 insan yaşamını yitirmiş, 5811 dekar anız, 2089 dekar hasat edilmemiş alan yanmış ve 924 küçükbaş hayvan telef olmuştur. Diyarbakır’da anız yangınlarının önlenmesi için çiftçilerin eğitilerek bilinçlendirilmesi, konunun ilk ve orta öğretim okullarında derslerde işlenmesi, yakanlara cezai işlemlerin uygulanması ve ürünlerin hasat sırasında dipten biçilmesi gibi tedbirler alınması bu sorunun çözümünde etkili olabilir. Anızların kağıt ve enerji üretiminde kullanılması ve hayvan yemi olarak değerlendirilmesi gibi önlemler de anız yangınlarını azaltacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞAL AFETLERİN ETKİLEŞİMİNE DAYALI OLARAK AFETLERE DİRENÇLİ KENT PLANLAMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87501</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87501</guid>
      <author>Sema KARAGÜLERBengi KORGAVUŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Dünyamızda etkileri giderek artan doğal afetlerin gerek kırsal bölgelerde gerekse kentlerde oluşturduğu tahribat, afetlere dirençli kent planlaması konusunu gündeme getirmiştir. Bu makalede, afetlere dirençli kent planlamasında doğal afetler ile tetikledikleri ikincil afetler arasındaki ilişkiler ele alınmakta ve bu ilişkilere dayalı olarak kent tasarımında alınacak planlama önlemlerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, ilk olarak doğal afetlerin doğrudan ve dolaylı tetiklenmelerine dayalı oluşumları, özellikleri ve tasarıma yansımaları açıklanmaktadır. Bu bölümde, her bir afetin tasarıma yansıyan yönlerine dayalı alınacak önlemler belirtilmektedir. Özellikle kentlerde ve yapılı çevrelerde yarattıkları büyük tahribat nedeniyle depremlerin kentler ve binalar açısından önemi ile depreme dirençli kentlerin oluşturulması için uyulması gereken aşamalı koşullar ortaya konmaktadır. Ardından, yerleşim alanları belirlenirken afet risklerine göre yerleşilebilir alanların saptanmasının önemi üzerinde durulmaktadır. İlerleyen bölümlerde, afetlerin birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşime bağlı olarak alınacak kentsel planlama önlemleri doğal afet türlerine göre sınıflandırılmakta, ardından bu önlemler ikincil afetler açısından değerlendirilmektedir. Son bölümde ise, doğal afetlere karşı alınan tüm bu önlem, karar ve koşulların kent planlama disiplinlerinin birlikte çalışmasını gerektirdiği vurgulanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> VERGİ YARGILAMA HUKUKUNDA MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKI TEMELİNDE “ADLİ YARDIM”</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87571</guid>
      <author>Ali SAKLAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Çalışmada öz itibariyle vergi yargılaması özelinde kişilerin hak arama hürriyeti açısından önemli bir husus olan mahkemeye erişim hakkı temelinde adli yardım kurumu değerlendirilmiştir. Vergi yargılaması açısından kuruma ilişkin düzenleme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun (İYUK) 31. maddesinde yapılan atıf ekseninde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki (HMK) hususlar dikkate alınarak şekillenmiştir. Konuyla ilgili olarak HMK hükümleri incelendiğinde, özellikle adli yardım başvurusunda bulunacak istem sahiplerinin yasada belirtilen şartları taşımaları halinde gerçek kişiler ve yabancılar olduğu belirtilmiştir. Vergi yargılaması açısından istem sahiplerinin yetersiz ve yasada belirtilen dışında tüm vergi mükelleflerini kapsamadığından dolayı bazı sorunlara sebep verebileceği çalışmada değerlendirilmiştir. Yaşanan bu sorun çalışmanın amacını ortaya çıkarmıştır. Çalışmanın amacı ortadaki sorunun gerek yasal düzenleme gerekse de içtihat temelinde tespit edip düzelmenin sağlanması, yaşanılan hak kaybının önlenmesi için öneride bulunmak olmuştur. Bu bağlamda ya istem sahiplerinin HMK’ta istem sahiplerinin gerçek kişi, yabancılar dışında tüzel kişi olan ve olmayan diğer başvurucular nezdinde kapsayıcı olarak düzenlenmesi ya da vergi yargısındaki davacı konumundaki istem sahipleri dikkate alınarak İYUK’ta ayrıca bir madde eklenmesi gerektiği önerilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞAÇLAMA ÇALIŞMALARINA YÖNELİK TROMPET EĞİTİMİNİN İŞLEYİŞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87636</guid>
      <author>Mehmet Ali AÇIKSÖZ </author>
      <description>&lt;p class="A9" style="text-indent: 0cm; line-height: 115%; margin: 6.0pt 1.0cm .0001pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu araştırma trompet dersleri için hazırlanan doğaçlama çalışmalarının, öğrencilerin doğaçlama performansları ve trompet derslerine yönelik tutumları üzerindeki etkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem olarak nitel araştırma desenlerinden olan eylem araştırması kullanılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%;"&gt;Çalışmalar 5E öğretim modelinin basamaklarına göre planlanmış ve etkinlikler belirlenmiştir. Çalışma grubu, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı’nda öğrenim gören, ana dalı trompet olan 3 öğrenciden oluşturulmuştur. Veri toplamak için, araştırmacı tarafından geliştirilen tutum ölçeği, Jüri/performans değerlendirme formu, öz değerlendirme formu, ders harici çalışma çetelesi, öğrenci-öğretmen günlükleri ve kamera kayıtları kullanılmıştır.&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;Jüri/performans değerlendirme formu, tutum ölçeği ve öz değerlendirme formları ile elde edilen veriler nicel, günlükler, ders dışı çalışma çetelesi ve kamera kayıtlarından elde edilen veriler ise nitel analiz yöntemleriyle incelenmiştir Yapılan uygulamalar neticesinde çalışmaya katılan öğrencilerin, doğaçlama performans ve tutum puanlarına, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmış ve analiz sonuçları istatistiksel açıdan son test lehine anlamlı bir fark olduğunu göstermiştir. Özdeğerlendirme formlarından çıkan verilere göre ise öğrencilerin hedeflenen kazanımları büyük ölçüde gerçekleştirdikleri görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RAVEL’İN M.40 PİYANO SONATİNİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜN HİNDEMİTH’İN ARMONİK PERSPEKTİFİNDEN ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87903</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87903</guid>
      <author>Merve DEDEOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu araştırma, Ravel’in M.40 Piyano Sonatinin ikinci bölümünün, Hindemith’in genişletilmiş tonallık perspektifinden yararlanılarak analiz edilmesinin ürünüdür. Araştırmanın amacı, özellikle konservatuvarların kompozisyon bölümü öğrencilerinin yanı sıra daha genel olarak müziksel analiz konusuna ilgi duyan tüm müzik öğrencilerinin müziğe bakış açılarını zenginleştirmektir. Besteci, tonalite kavramını yadsımamış fakat sadece üçlü aralıklardan oluşan akorlarla yetinmeyerek oldukça geniş bir akor skalası oluşturmuştur. Doğuşkanlar ve bileşke seslerden hareketle oluşturulan iki temel dizinin yol göstericiliği ile aralıkların önemlendirilmesi ve bu aralıkların akor içindeki fonksiyonları, akor kategorilerini isimlendirmede önem taşımaktadır. Çalışmada Hindemith’in bu akor kategorilerinden yararlanılarak armonik analiz yapılmıştır. Analizle birlikte akor dalgalanmaları incelenerek eserin genel atmosferi yorumlanmış, sonuç olarak Ravel’in “Sonatin” isimli eserinin ikinci bölümünün Hindemith’in genişletilmiş tonallık perspektifi ile açıklanabildiği saptanmıştır. Araştırma genel tarama modelinde nitel araştırma yöntemlerinden betimsel boyutta ele alınmakla birlikte içerik analizi tekniği kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışmanın ışığında literatürdeki başka dönemlere ait eserlerin de araştırmada sunulan yöntemle incelenmesi önerilmektedir. Üretilen analizler sonucunda söz konusu eserlere farklı bir armonik yaklaşımla bakmak mümkün olacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>20. YÜZYIL ODA MÜZİĞİNDE KLARNET: FRANCİS POULENC VE PAUL HİNDEMİTH’İN SONATLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87989</guid>
      <author>Cemil RUŞENOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="Gvde" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu makalede, 20. yüzyılın &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nde gelen Avrupalı bestecilerin eserleri merceğinden bakılarak klarnetin 20. yüzyıl müzik kültüründeki yeri incelenmektedir. Yirminci yüzyıl d&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nemi, yoğun stilistik arayışlarla, yeni ses sistemlerinin gelişimiyle ve nefesli ç&lt;/span&gt;&lt;span lang="ES-TRAD" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: ES-TRAD;"&gt;alg&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ıların ifade imkanlarının genişlemesiyle karakterize edilen &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nemli bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu koşullar altı&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;nda klarnet, t&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ını esnekliği, geniş dinamik aralığı ve zengin akustik imkanları sayesinde &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;zel bir konuma sahip olmuştur, bu da hem oda hem de senfoni edebiyatının ayrılmaz bir parçası olmasını sağlamıştır. Çalışmanın amacı, 20. yüzyıl eserlerinde klarnetin kullanımının &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;zgünlüğünü belirlemek ve enstrümanın teknik ve sanatsal d&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nüşümlerini d&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nemin genel müzikal gelişimi bağlamında analiz etmektir. Çalışmada, 20. yüzyı&lt;/span&gt;&lt;span lang="NL" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: NL;"&gt;l Frans&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ız ve Alman bestecilik okullarını temsil eden, klarnet ve piyano için iki &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nemli eser olan Francis Poulenc&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: DE;"&gt;in Sonat&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ı ve Paul Hindemith&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: DE;"&gt;in Sonat&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ı’nın karşılaştırmalı analizine &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;zel &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nem verilmektedir. Bu eserlerin karşılaştırılması, ulusal stillerdeki, estetik yaklaşımlardaki ve enstrümanın icra doğasının yorumlanmasındaki farklılıkları ortaya koymaktadır. Çalışma sırasında, her iki sonatın da klasik formun unsurlarını yenilikçi armonik çözümlerle birleştirerek klarnet için oda müziğ&lt;/span&gt;&lt;span lang="IT" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: IT;"&gt;i repertuar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;ının evriminde &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nemli bir aşamayı temsil ettiği belirtilmiştir. Klarnet partilerinin analizi, bestecilerin &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;zellikle enstrümanın tonlamasının saflığı&lt;/span&gt;&lt;span lang="ES-TRAD" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: ES-TRAD;"&gt;na, solo ve e&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;şlik partileri arasındaki dengeye ve enstrümanın ses renklerinin zenginliğ&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: DE;"&gt;ine &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;zel &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nem verdiğini g&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;stermektedir. Sonuç b&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;lümünde, bu eserlerin haklı olarak pedagojik uygulamada ve konser programlarında merkezi bir yer tuttuğu ve yüksek sanatsal ve teknik ustalığın &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;rnekleri olarak kaldığı vurgulanmaktadır. Bu makale Prof.Dr. Ali AKBAROV danışmanlığında 12.06.2019 tarihinde tamamladığımız “Çağdaş D&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: SV;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;nem Bestecilerin Eserlerinde Klarnetin Yeri”&amp;nbsp; başlıklı doktora tezi esas alınarak hazırlanmıştır (Doktora Tezi, Trakya &lt;/span&gt;&lt;span lang="DE" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: DE;"&gt;Ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;niversitesi, Edirne, Türkiye, 2019).&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IGBO’LARIN LİMİTİ: CHİNELO ONWUALU’NUN “WHAT THE DEAD MAN SAID” ADLI ÖYKÜSÜNDE TOPLUMSAL TRAVMANIN KİŞİSEL TRAVMAYLA KATMANLANMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88008</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88008</guid>
      <author>Alican ERBAKAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-GB;"&gt;Dominick LaCapra’nın tanımına göre Limit olaylar özellikle şiddet bağlamında bilinen tarihsel sınırların ötesine geçtikleri için belirli bir grubun toplumsal hafızasında yer edinen travmatik tarihsel olaylardır. Benzerleri tarihte görülmemiştir. Bu nedenle bu olayların tarihlerinin ya da temsillerinin yazılması etik kaygılar oluşturmaktadır. Limit olaylar ortak tarihi travmalar yaratarak toplumsal kimliklerin oluşmasında önemli bir rol oynarlar. Bu olaylar hakkında yazarken ihtiyatlı davranılmazsa mağdur anlatıları ortaya çıkabilir. Dikkat etmediği takdirde empatinin duygusal bir tepkiye dönüşmesiyle yazar mağğdurlarla gereğinden fazla ortaklık hissedip anlatısının nesnelliğini tehlikeye atabilir. Aynı şekilde aşırı tarafsız yaklaşımlar limit olayların özel statülerinin normalleşmesine ve tarihi önemlerinin küçümsenmesine sebep olabilir. 1967 yılında Biafra Cumhuriyeti’nin ilanıyla başlayıp, 1970 yılında bu cumhuriyetin Nijerya’ya geri katılmasıyla sonuçlanan Biafra Savaşı bir milyondan fazla Igbo’nun hayatını kaybettiği bir limit olaydır. O dönemden bu yana Igbo kimliğinin tamamlayıcı bir parçası olmuş ve ulusalcı söylemlerin merkezinde yer almıştır. “What the Dead Man Said” adlı hikayesinde Chinelo Onwualu kişisel ve toplumsal travma konularını Azuka’nın babasının cenazesine katılmak için yola çıkıp geçmişten gelen travmasıyla yüzleşmesi üzerine kurulu iç içe geçmiş ve çok katmanlı bir hikayeyle ele alır. Çocukluğunda maruz kaldığı cinsel istismar ve ailesinin dağılmasıyla yüzleşmesi Azuka’nın babasını affetmesine yetmese de onun gölgesiyle empatik bir anlayış çerçevesinde buluşmasını sağlar. Onwualu, Azuka’nın kişisel iyileşme yolculuğunu, Biafra savaşını ve çevre konusundaki kaygıları gelecekte büyük bir doğal felaket sonrası dünyanın durumunun betimlemesiyle katmanlayarak, tıpkı Azuka’nın babasıyla olan ilişkisini yeniden değerlendirdiği gibi, insanlığın tarihsel travmalarlı nasıl ele aldğını yeniden değerlendirmesi gerektiğini öne sürer. Azuka’nın babasının gölgesiyle hesaplaşması LaCapra’nın limit olayların ele alınması hususunda öne sürdüğü çerçevedeki gibi empatik anlayışla gerçekleşir ve Onwualu Biafra Savaşı’nın toplumsal travmasını Azuka’nın kişisel travmasının üzerine, aileyi kültürel tarihin bir temsilcisi olarak kullanarak katmanlamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENDÜSTRİ MİRASINDA YENİDEN İŞLEVLENDİRME VE TEKNİK MÜDAHALELER: KONYA TEKEL BİNASI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88018</guid>
      <author>Havva Burcu KAYNAŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, erken Cumhuriyet döneminin endüstri mirası yapılarından biri olan Konya Tekel Binası’nın yeniden işlevlendirilmesi ile yapıda meydana gelen değişimleri, uluslararası koruma ilkeleri ve ulusal mevzuat çerçevesinde incelemektedir. Araştırma, yapıların korunmasında yalnızca fiziksel devamlılığın değil, işlevsel ve kültürel sürekliliğin de sağlanması gerektiği anlayışına dayanmaktadır. Araştırmada, Nizhny Tagil Tüzüğü (2003), Dublin İlkeleri (2011), TICCIH Endüstri Mirası Rehberi (Douet, 2016) ve ICOMOS Türkiye Mimari Mirasın Korunması Tüzüğü (2013) gibi uluslararası bildirgeler ve tüzükler temel alınarak bir değerlendirme modeli oluşturulmuştur. Bu kapsamda; iki eksenli değerlendirme tablosu geliştirilmiş ve uluslararası koruma belgelerinden türetilen “yeniden işlevlendirme” ve “teknik müdahale” başlıklarına ayrılmıştır. Model; uluslararası çalışmalardan elde edilen, özgünlük, bütünlük, uyumlu işlev, sosyo-kültürel sürdürülebilirlik ve geri döndürülebilirlik gibi yeniden işlevlendirme ölçütlerinin yanı sıra, minimum müdahale, yapısal uyum, görsel-mekânsal uyum, malzeme uyumu, enerji verimliliği ve belgeleme gibi teknik müdahale kriterlerini kapsamaktadır. Plan okumaları, saha gözlemleri, fotoğraf dokümantasyonu ve arşiv verileri bu kriterler doğrultusunda nitel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, yapının özgün cephe karakteri ve mekânsal bütünlüğünün korunduğunu; yeni işlevlerin yapıya sosyo-kültürel sürdürülebilirlik kazandırdığını göstermektedir. Teknik müdahaleler, büyük ölçüde yapının strüktürel dengesini koruyacak biçimde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, endüstri mirası yapılarında yeniden işlevlendirme ve teknik müdahalelerin bütüncül biçimde değerlendirilmesine yönelik tekrarlanabilir bir analitik model önermekte; literatüre metodolojik ve uygulamalı düzeyde katkı sağlamaktadır. Ayrıca, Konya Tekel Binası’nı uluslararası koruma belgelerine dayalı iki eksenli bir model ile sistematik biçimde değerlendiren akademik literatürdeki ilk bütüncül analizlerden biri olması bakımından özgündür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞAYI İYİLEŞTİRME EYLEMİ OLARAK SANATTA EKOLOJİK YAKLAŞIMLAR</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87890</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87890</guid>
      <author>Elif KÖSE AKDEMİR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-hyphenate: none; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlenen çevreci hareketler, sanatta doğaya ilişkin yerleşik paradigmayı değiştirmiştir. Bu süreçte sanat, doğayı nesneleştiren mimetik bir yaklaşımdan, onunla simbiyotik bir ilişki kuran, ekosistemlere doğrudan müdahale eden ve restorasyonu hedefleyen yaklaşımlar geliştirmiştir. Sanat olarak&lt;em&gt; doğayı iyileştirme eylemi&lt;/em&gt; söylemi bu dönüşümü tanımlayarak, sanatsal pratiğin estetik sınırlarını aştığını ve ekolojik sorunlara karşı fiziksel çözümler üreten etik bir misyon edindiğini gösterir. Böylece sanatçı, iyileşme sürecine katkı sunan aktif bir aktör olarak yeniden konumlanır. Derinleşen ekolojik krizlerin etkisiyle sanat, çevresel ve toplumsal sorunlara aktif olarak müdahale eden onarıcı bir araca&amp;nbsp;dönüşür. Bu araştırma, ekolojik sanatın onarıcı potansiyelini, felsefi temeller ve pratik uygulamalar üzerinden tartışmayı amaçlamaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sanatın iyileştirme eyleminin sadece fiziksel çevrenin onarımıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda insanlığın doğayla bozulan kültürel ve toplumsal ilişkisini de onarması gerektiği argümanını da desteklemektedir. Arazi Sanatı ve işlevsel restorasyon ve toplumsal bilinç odaklı Ekolojik Sanat pratikleri üzerinden örneklendirilen bu çalışmada, sanatın işlevsel ve sembolik etkileri arasındaki ayrım ve bütünlük incelenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİTOBESİNLER, NUTRASÖTİKLER VE GIDA TAKVİYELERİNİN FONKSİYONEL BESİN KAVRAMIYLA İLİŞKİSİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87963</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87963</guid>
      <author>Gülden ARMANAslı AKYOL MUTLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Son yıllarda sağlığa yararlı besinlere olan ihtiyacın artması ve daha yüksek yaşam kalitesine sahip olma isteği gibi nedenler, fonksiyonel besin kavramına olan ilginin artmasına neden olmaktadır. Fonksiyonel besinlerin sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğu, kronik ve inflamatuvar hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalığın önlenmesinde rol aldığı bilinmektedir. Bununla birlikte, fitobesin, nutrasötik ve gıda takviyesi gibi kavramlar fonksiyonel besinlerle birlikte sıklıkla kullanılan ve karıştırılan kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramsal karmaşa, yalnızca bilimsel literatürdeki anlamı değil aynı zamanda yasal düzenlemelerin oluşturulmasını ve bireylerin sağlıklı tercihler yapmasını zorlaştırmaktadır. Fitobesinler, bitkisel kaynaklı besinlerde doğal olarak bulunan biyoaktif bileşenleri içeren, sağlığın korunmasına ve hastalıkların önlenmesine katkı sağlayan fonksiyonel besinlerdir. Nutrasötikler ise genellikle yararlı biyoaktif bileşenlerin saflaştırılarak veya formüle edilerek geleneksel besin formu dışında olan, temel beslenmenin ötesinde sağlık yararı taşıyan ürünlere denilmektedir. Gıda takviyeleri genellikle nutrasötiklerle iç içe geçmiş bir kavram olsa da normal diyeti desteklemek, besin öğeleri ya da biyoaktif bileşenleri takviye etmek amacıyla üretilen beslenme ürünleri olarak değerlendirilmektedir. Bu kavramlar fonksiyonel besinlerle benzer ve ilişkili olsa da tanımları ve yasal çerçeveleri net değildir. Bu yüzden bu derleme, fonksiyonel besinlerle ilgili olan fitobesin, nutrasötik ve gıda takviyesi kavramlarının özelliklerini, birbiriyle olan ilişkisini, farklarını ve mevcut yasal çerçeveyi kısaca incelemek amacıyla yazılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTİK DÖNEMDEN GÜNÜMÜZE KARKAMIŞ’IN KENTSEL GELİŞİMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87971</guid>
      <author>Mine ÖZOVACI KILIÇNur URFALIOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Çalışmada, günümüzde Gaziantep’in bir ilçesi ve Türkiye’nin Suriye sınırında olan, Fırat Nehri kenarındaki Karkamış’ın kentsel gelişimi incelenmiştir. Karkamış antik kentinde yerleşimin tarihi binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Antik kentte başlayan yerleşim tarihin seyri içerisinde bir noktada koparak daha sonraki dönemlerde yerleşim bugünkü ilçe merkezine kaymıştır. Makalede, Karkamış yalnızca antik kent sınırları dahilinde düşünülmemiş, “bölge” bazında kentsel süreklilik çerçevesinde ele alınmıştır. Karkamış’ın yalnızca antik kent sınırları dahilinde veya belirli bir döneminin ele alınmayıp başlangıcından Cumhuriyet Dönemi’ne değin incelenmesi çalışmaya özgün bir nitelik kazandırmaktadır. Halen devam eden kazı çalışmalarına ait güncel ve eski fotoğraflar, Gaziantep Kent Arşivinden elde edilen görsel doküman ile bilgiler ve bölge hakkında özellikle Geç Hitit Dönemine ait daha önce yapılmış tez ve makaleler ile arkeolojik kazıların raporları çalışmanın temel verilerini oluşturmaktadır. Metinde, antik kentin ve bölgenin tarihi kronolojik bir dizge içerisinde incelenmiş, kentin altın çağı olarak adlandırılan, halen devam eden kazılarda da kalıntıları çıkarılan Geç Hitit ve ardından gelen Asur dönemleri çalışmanın odak noktasını oluşturmuştur. Bu döneme ait kent planı ve mimari yapılar detaylıca ele alınmıştır. Ardından da günümüze dek bölgenin geçirdiği değişim özetlenmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümündeyse, literatürdeki eksikliklere dikkat çekilmiş ve bölgedeki yerleşimin değişimi değerlendirilmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNSAN KAYNAKLARI MUHASEBESİ KAPSAMINDA ÇALIŞANLARIN İŞLETMEYE OLAN MALİYETLERİNİN ÖLÇÜLMESİ VE BİR ÜRETİM İŞLETMESİNDE UYGULAMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86874</guid>
      <author>Fikret KARADENİZVeyis Naci TANIŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;İnsan kaynağı, işletme faaliyetlerinin verimli ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesinde önemli görevler üstlenmekte ve vazgeçilmesi mümkün olmayan üretim faktörlerinin en başında bulunmaktadır. Dolayısıyla işletmeler için oldukça önemli olan insan kaynağının yönetilmesi ve planlanması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyacın veriler ışığında ve doğru bir şekilde giderilmesi için insan kaynağının ölçülmesi ve sayısal olarak ifade edilmesi gerekmektedir. İnsan kaynağının ölçümü ve sayısal olarak ifade edilmesi insan kaynakları muhasebesi ile mümkün olmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, insan kaynakları yenileme maliyeti modeli kapsamında ortaya çıkan maliyetlerin, Çukurova Bölgesinde faaliyet gösteren plastik gereçler üreten işletmede incelenmesini amaçlamaktadır. Bu doğrultuda “Durum Çalışması” metodu kullanılarak işletmede derinlemesine bir inceleme gerçekleştirilmiştir. İşletmenin sahip olduğu veriler elde edilmiş ve bu verilerin analizi gerçekleştirilmiştir. İşletmenin insan kaynakları yenileme maliyetini dikkate almadığı görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL YETENEKLİ ÖĞRENCİLER İÇİN K-POP’UN ANLAMI: BİR MÜZİK TÜRÜNÜN ÖTESİNDE</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87356</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87356</guid>
      <author>Miraç Ilgın YILDIZBelgin BAĞRIAÇIK ,İlknur AKKUŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmanın amacı, özel yetenekli öğrencilerin K-Pop hayranlığına ilişkin deneyimlerini derinlemesine inceleyerek bu hayranlığın kültürel kimlik inşasına, dil öğrenme süreçlerine ve sosyal aidiyet duygularına nasıl yansıdığını anlamaktır. Bu öğrencilerin K-Pop'u nasıl algıladıklarını, günlük yaşamlarındaki rolünü ve hayranlığının sosyal olarak nasıl karşılandığını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma soruları, uzman görüşleri doğrultusunda yarı yapılandırılmış sorular oluşturulmuştur. Veriler, özel yetenekli 24 öğrenciyle yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmış ve tematik içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, K-Pop'un yetenekli öğrenciler için müzikal bir tercihten daha fazlası olduğunu; kültürel etkileşim, kimlik oluşumu ve sosyal katılım için bir ortam görevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Öğrenciler dinledikleri müziğin, Kore kültürüyle aktif olarak etkileşime girmelerini sağladığını, bunun sonucunda Kore diline karşı merak duyduklarını ve küresel bir hayranlık oluşturduklarını ifade etmiştir. Ek olarak, K-Pop onlara içsel motivasyon, duygusal destek ve yaratıcı ilham sağladığını belirtmiştir. Çalışma ayrıca bu öğrenciler arasında K-Pop hayranlığına yönelik çeşitli sosyal tepkileri vurgulamaktadır. Bazıları ailelerinden ve akranlarından destek alırken, bir grup öğrenci ise eleştirilerle karşı karşıya kaldıklarını bunun sonucu sosyal ilişkilerini olumsuz etkilediği ifade etmiştir. Çalışmanın sonucu genel olarak K-Pop'un kendini ifade etme, özgüven oluşturma ve sosyal bağlantı kurma aracı olarak işlev gördüğünü vurgulamakta, özel yetenekli öğrencilerin sanatsal ve kültürel ilgi alanlarının desteklenmesi gerektiğinin altını çizmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MAARİF MODELİ’NDEKİ DİNLEME/İZLEME ÖĞRENME ÇIKTILARININ TÜRKÇE 5. SINIF DERS KİTABI’NA YANSIMALARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87369</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87369</guid>
      <author>Gülten  SAKARYA ERKEK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Bookman Old Style';"&gt;Bu çalışmada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Türkçe Dersi Öğretim Programı doğrultusunda 2024-2025 eğitim ve öğretim yılında okutulmak amacıyla hazırlanan Türkçe 5. Sınıf Ders Kitabı’nda dinleme/izleme öğrenme çıktılarının ele alınış biçimini incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma yöntemi ve betimsel analiz kullanılmış ve veriler doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, dinleme/izleme becerilerine yönelik öğrenme çıktılarının ders kitabına ne ölçüde yansıtıldığını ortaya koymak ve elde edilen bulgular doğrultusunda öğretim materyallerinin niteliğine dair öneriler geliştirmektir. Araştırma; eğitimde verimliliğin artırılması, kitap yazarlarına ve uygulayıcılara veri sağlanması için mevcut ders kitaplarının içeriğinin analiz edilmesinin önemine dikkat çekmekte ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne uygun materyal hazırlama süreçlerine katkı sunmayı hedeflemektedir. Çalışma bulguları, dinleme/izleme öğrenme çıktılarının tamamının ders kitabına yansıtıldığını göstermektedir.&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; Dinleme/izleme öğrenme çıktılarının kitap genelinde toplam 156 kez tekrarlandığı belirlenmiştir. Bu sayı, dinleme/izleme becerilerinin sadece bir kez sunulmadığını, çeşitli temalarda tekrar edilerek pekiştirildiğini göstermektedir. En sık tekrar edilen öğrenme çıktıları T.D.5.5 ve T.D.5.7 (f=20) olurken; T.D.5.15, T.D.5.16 ve T.D.5.23 yalnızca bir kez kullanılmıştır. &lt;/span&gt;Ancak öğrenme çıktılarının temalara dağılımı ve kullanım sıklığı arasında dengesizlikler bulunduğu özellikle problem çözme, eleştirel düşünme gibi günümüzde büyük öneme sahip olan ve Maarif Modeli’nin hedeflediği 21. yüzyıl becerilerine yönelik öğrenme çıktılarının ders kitabında sınırlı sayıda yer aldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, söz konusu ders kitabı Maarif Modeli Türkçe Dersi Öğretim Programı’nın amaçladığı şekilde öğrencilerin dinleme/izleme becerilerinin kazandırılmasına katkı sağlamakla birlikte öğrenme çıktılarının çeşitliliği ve dağılımı açısından geliştirilmesi gereken yönler barındırmaktadır. Bu bağlamda, öğretim programı ve ders kitapları arasındaki uyumun artırılmasına yönelik karşılaştırmalı araştırmaların çoğaltılması ve diğer dil becerilerine yönelik çalışmaların yapılması önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SESSİZLİKTEN YAZIYA, YAZIDAN FARKA: SEVİM BURAK’IN PENCERE ÖYKÜSÜNDE BLANCHOT VE DERRİDA’NIN KESİŞİM NOKTASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87783</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87783</guid>
      <author>Seda ALABULUT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, Sevim Burak’ın &lt;em&gt;Pencere&lt;/em&gt; adlı öyküsünü, yazının kendi kendini kurma süreciyle öznenin çözülüşü arasındaki sınırda ele almaktadır. Anlatı düzleminde bekleyiş, sessizlik ve ertelenmiş intihar temaları öne çıkarken, derin yapıda Maurice Blanchot’nun “felaket yazısı” anlayışı ile Jacques Derrida’nın diff&amp;eacute;rance kavramı arasında düşünsel bir bağ kurulur. Pencerede felaket, dış dünyada gerçekleşen bir yıkım değil, dilin kendi sınırları içinde çözülmesiyle ortaya çıkan bir varoluş deneyimidir. Anlam, sabit ve iletilebilir bir içerik olmaktan çıkar; ertelenen, belirsiz bir oluş hâline dönüşür. Anlatıcı, gözlemleyen bir özne konumunu yitirerek yazının kendi izini takip eden bir tanığa dönüşür. Öykünün parçalı ve kesintili yapısı, dilin sessizliğe yaklaştığı anları görünür kılarak temsilin kırılgan doğasını açığa çıkarır. Pencere, olay merkezli bir anlatıdan çok, yazının kendi olanaksızlığını sahneleyen bir “felaket yazısı” olarak okunabilir. Bu bağlamda Sevim Burak’ın dili, anlamın sürekli ertelendiği bir yazı deneyimi üretir. Çalışma, Blanchot’nun &lt;em&gt;The Writing of the Disaster&lt;/em&gt; adlı yapıtı ve Derrida’nın diff&amp;eacute;rance düşüncesi aracılığıyla, yazının etik, zamansal ve ontolojik boyutlarını tartışarak edebî temsilin sınırlarını yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HATTAT PROF. DR. FATİH ÖZKAFA’NIN HAYATI VE ESERLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87910</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87910</guid>
      <author>Mehmet DOĞAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Hat sanatı, İslam medeniyetinde Arap alfabesiyle ortaya çıkan en önemli güzel sanat dallarından biridir. Tarih boyunca estetik değerleri, teknik incelikleri ve usta-çırak geleneği ile gelişmiştir. Hat sanatı, sadece yazının biçimlenmesi değil aynı zamanda bir kültürel miras ve sanat anlayışının aktarımı niteliği taşımaktadır. Geçmişten günümüze hat sanatı, Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman gibi büyük ustaların katkılarıyla farklı üsluplar kazanmış, sülüs, nesih, divanî ve ta’lik gibi çeşitli yazı türlerinde olgunlaşmıştır. Hat sanatının günümüzdeki durumu, geleneksel yöntemlerin korunmasının yanı sıra modern sergileme ve dijital mecralarla yaygınlaşmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Sanatçılar, ustalık ve disiplinle birleşen bir estetik anlayışla eserler üretmekte ve bu geleneksel sanat, çağdaş sanat ortamında da varlığını sürdürmektedir. Günümüzde hat sanatı hem akademik çalışmalar hem de uluslararası projeler aracılığıyla genç kuşaklara aktarılmakta, ustalar eserleriyle sanatın sürekliliğini sağlamaktadır. Bu çalışma, çağdaş hattat Prof. Dr. Fatih Özkafa üzerine odaklanmakta ve hat sanatının günümüzdeki uygulamalarına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Araştırmada literatür taraması yapılarak hat sanatının tarihsel gelişimi incelenmiş, ardından Hattat Prof. Dr. Fatih Özkafa ile yapılan kişisel görüşmeler ve sanatçının 10 adet eseri detaylı şekilde analiz edilmiştir. Bu yöntem sayesinde, Özkafa’nın hat sanatına yaklaşımı, teknik ustalığı ve estetik tercihleri ortaya konulmuştur. Çalışma, hem hat sanatının tarihsel ve güncel boyutlarını hem de modern hattatların sanata katkılarını kapsamlı şekilde göstermektedir. Sonuç olarak, hat sanatı günümüzde geleneksel değerleri koruyarak evrensel sanat ortamında varlığını sürdürmekte ve Hattat Prof. Dr. Fatih Özkafa gibi sanatçılar, bu mirası geleceğe taşıyan önemli figürler olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, literatüre ve hat sanatının çağdaş uygulamalarına önemli bir katkı sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAPAY ZEKÂNIN EKONOMİ ALANINDA KULLANIMI VE ETKİLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87947</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87947</guid>
      <author>Şükrü GÜVENAlper GEDİK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; background: white; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, yapay zekâ (YZ) ve makine öğreniminin (MÖ) ekonomi üzerindeki etkilerini özetlemektedir. YZ, üretim, finans, işgücü piyasaları ve makroekonomik politika gibi alanlarda dönüşüm yaratmaktadır. Rutin işlerin otomatikleşmesi, düşük vasıflı istihdamı azaltırken; bilişsel ve teknik becerilere sahip çalışanlara olan talebi artırmaktadır (OECD, 2023). Bu durum, gelir eşitsizliklerini büyütme potansiyeline sahip olduğundan, eğitim ve yeniden beceri kazandırma politikalarının önemi artmıştır (Acemoglu &amp; Restrepo, 2018). YZ’nin üretkenliği artırma potansiyeline rağmen, makro düzeyde bu artış hemen gözlenmemekte; bu durum “üretkenlik paradoksu” olarak adlandırılmaktadır (Brynjolfsson et al., 2017). Ayrıca dijitalleşme, “süperstar firmalar”ın ortaya çıkmasına ve piyasa yoğunlaşmasının artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, rekabet politikalarının güncellenmesi ve KOBİ’lerin desteklenmesi gerekmektedir. YZ, ekonomi politikası analizlerinde de devrim yaratmaktadır. Makine öğrenimi tabanlı ekonometrik yöntemler, geleneksel modellere göre daha esnek ve veri odaklı analizler sunmaktadır (Athey &amp; Imbens, 2019). Ancak algoritmik önyargılar ve açıklanabilirlik sorunları devam etmektedir. Genel olarak YZ, ekonomiyi dönüştüren genel amaçlı bir teknoloji olarak değerlendirilmekte; sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme için politika yapıcıların bu dönüşüme aktif biçimde uyum sağlaması gerekmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>21. YÜZYIL TÜRK HALK MÜZİĞİ SES İCRASINDA BİREYSEL SES EĞİTİMİ MODEL ÖNERİSİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87956</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87956</guid>
      <author>Rukiye ÇELEBİAyçin ÖNER  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu araştırma, 21. yüzyılda Türk Halk Müziği ses icrasında bireysel ses eğitimi üzerine bir model önerisi sunmak amacıyla yapılmıştır. Türk Halk Müziği ses eğitiminin icraya hazırlık aşamasında temel becerilerin kazandırılmasına yönelik hazırlanan bu çalışmada araştırmacı tarafından hazırlanmış olan, Türk Halk Müziği ezgilerinden esinlenilerek oluşturulan ses egzersizi etütleri ile gerçekleştirilmiş olan ses eğitimi sürecinin metodolojik, tutarlı ve bilimsel bir yaklaşımla uygulanması ile alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Oluşturulmuş olan bu ses eğitimi programının Türk Halk Müziği ses eğitimi alanının gelişmesine katkı sağlaması, öğretim elemanlarının ve öğrencilerin yararlanabileceği bir kaynak olması ve benzer çalışmalara örnek olması bakımından önemli olduğu öngörülmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Araştırma, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Türk Halk Müziği ses eğitimi bölümünde öğrenim gören 8 deney ve 8 kontrol grubu öğrencisi üzerinde yürütülmüş olup, nicel araştırma yöntemi ve ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Deney grubuna 10 hafta boyunca özgün olarak oluşturulmuş olan Türk Halk Müziği Ses Eğitim Programı (SEP) isimli ses eğitimi metodu uygulanırken, kontrol grubu klasik konservatuvar eğitimi almıştır. Öğretim elemanları deney ve kontrol grubu öğrencilerinin ön test ve son test öncesinde örnek olarak belirlenmiş olan eserin icrasındaki performanslarını dinlemişlerdir. Veri toplama aracı olarak öğretim elemanları ve deney-kontrol grupları Türk Halk Müziği Ses Eğitimi Performans Gözlem Formunu gözlemleri doğrultusunda doldurmuşlardır. Elde edilen veriler, 12 temel vokal beceriyi ölçen beşli Likert ölçekli anketler ve uzman değerlendirmeleriyle toplanmış; SPSS 28.0 ile analiz edilmiştir. Sonuçlar, Türk Halk Müziği ses eğitimi dersleri verilen konservatuvarlarda geleneksel ve modern ses eğitimi yaklaşımlarının entegrasyonu için pedagojik bir model önermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HARPER’S BAZAAR DERGİSİ REKLAM İLANLARINDAKİ KADIN GİYSİLERİNDE KULLANILAN KORSELERİN KRONOLOJİK ANALİZİ (1870-1898)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88057</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88057</guid>
      <author>Esra OBUTFatma KOÇ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Geçmişten günümüze moda tarihi incelendiğinde kadın giyiminde korsenin önemli bir yeri olduğu, korsenin sadece bir giysi olmaktan ziyade zarafet, estetik, güç ve sosyal statüyü yansıtan bir sembol olarak kullanıldığı söylenebilir. Kadınların sosyal yaşamdaki rollerinin değişimi, fikir ve düşünce özgürlüğünü savunan aktivistlerin kadın bedenine zarar veren korse kullanımına dair yapmış oldukları eylemler neticesinde 19.yüzyıldan itibaren giysilerin beden üzerindeki duruşunu önemli ölçüde etkileyen korselerin kullanım ve biçimsel özelliklerinde değişimler meydana gelmiştir. Bu araştırma 1870 &amp;ndash; 1898 yılları arasındaki Harper’s Bazaar dergisinde yer alan reklam ilanlarında korse ile ilgili metinler, başlıklar, sloganlar ve ilanlar üzerindeki korse görsellerinin tasarım, form ve teknik özellikleri açısından analiz edilerek yıllar arasındaki değişiminin kronolojik olarak belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu amaç doğrultusunda Harper’ Bazaar dergisinin 1870 &amp;ndash; 1898 yılları arasında yer alan korse reklam ilanları ikişer yıllık periyotlarla incelenmiş, bu ilanlar arasında dönemin özelliğini genel olarak yansıtan korse reklamları seçilmiş ve araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma kapsamına alınan reklam ilanları kronolojik tablolar oluşturularak, içerik analizi yönteminin aşamaları izlenerek derinlemesine incelenmiştir. Bilgilerin sistematik olarak incelenebilmesi için oluşturulan analiz formu doğrultusunda reklam ilanları tanıtıcı başlıklar, metinler, ilanın tasarımı ile verilmek istenen mesaj, slogan veya vurgu açısından analiz edilmiştir. Reklam ilanlarındaki korselerin form, teknik, tasarım veya kalıp özellikleri ilanda yer alan bilgiler, dergide bu yıllarda moda olan korseleri tanıtan yazılar ve literatür taraması ile desteklenerek derinlemesine incelenmiştir. İncelenen ilanlar ve yapılan analizler sonucunda Harper’s Bazaar dergisinin 1870 &amp;ndash; 1898 yılları arasındaki korselere ilişkin reklam ilanlarındaki korse tasarımlarının ortak özellikleri belirlenerek, çizimleri yapılmış ve biçimsel özelliklerindeki değişim kronolojik olarak sıralanarak izlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜRETİCİ, SATICI VE TÜKETİCİ EKSENİNDE TARIMSAL LOJİSTİK OLGUSUNUN YAPISAL ANALİZİ: KIRIKKALE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88228</guid>
      <author>Yasin TAŞSerhat KARAOĞLAN ,Cihat KARTAL ,Tülin DURUKAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Endüstri 5.0’ın tartışıldığı çağda, üretimden tüketime kadar tüm süreçlerde dijitalleşme ve akıllı teknolojilerin etkisi artmaktadır. Pazarlama alanında da bu dönüşüm, Pazarlama 4.0 ve 5.0 kavramlarıyla kendini göstermektedir. Tarım, insanlık tarihinin en eski ve temel üretim biçimi olarak, bilim ve teknolojiyle bütünleşerek “tarım ürünleri sanayisi” nin temelini oluşturmuştur. Beraberinde endüstriyel tarımın gelişimiyle birlikte tarımın lojistik boyutu daha karmaşık bir hâl almış, tarımsal üretim zincirinin her aşamasında lojistik süreçlerin stratejik önemi artmıştır. Bu bağlamda, araştırmanın odak noktasını oluşturan “tarımsal lojistik” kavramı, modern üretim sistemleri, teknolojik dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüş; 150 katılımcı ile yapılan derinlemesine mülakatlardan elde edilen veriler MAXQDA programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, yaş sebze&amp;ndash;meyve, kırmızı et ve beyaz et sektörlerinde altyapı eksiklikleri, yüksek enerji maliyetleri ve denetim yetersizliklerinin öne çıkan sorunlar olduğunu göstermektedir. Ayrıca Kırıkkale halkının tarımsal ürün tercihlerinde sebze-meyve tüketiminin baskın, hayvansal ürün tüketiminin ise sınırlı olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçlarının, Türkiye’de yeni bir Hal Yasası’nın oluşturulmasına bilimsel katkı sağlayacağı öngörülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> İBNÜ’N-NÂZIM’IN ŞİİRLE İSTİŞHÂDDA BULUNMASI: MERFÛ‘ÂT ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88290</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88290</guid>
      <author>Yusuf ÇAKIR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Nahvin kaidelerinin oluşturulmasında şiirlerin önemi büyüktür; çünkü şiirler nakli delillerden olup Arapçanın en saf ve duru halini temsil ederler. Bundan dolayı dilciler eserlerinde pek çok şairin şiirine yer vermiş, kaynaklık değerine değinmiş ve şairlerin yaşadıkları dönemler hakkında bilgiler vermişlerdir. Ele alınan bu araştırmada 640/1242-686/1287 yılları arasında yaşayan, nahve dair eserleri bulunan ve &lt;em&gt;Elfiyye&lt;/em&gt;’nin en önemli şârihlerinden olan İbnü’n-Nâzım’ın merfû‘âta dair istişhâdda bulunduğu şiirler üzerinde olacaktır. Müellif nahivle alakalı eserlerinde merfû‘âta dair 58 şairin 81 adet şiirini delil olarak getirmiştir. Zikredilen şairlerin 18’i cahilî, 11’i muhadramûn, 23’ü islâmî ve 6’sı muvelledûn dönemi ait şairler olduğu tabakât kitaplarına bakılarak tespit edilmiştir. Ayrıca şairi belli olmayan 34 adet şiirle de istişhâdda bulunmuştur. Müellif merfû‘âtın ana konularını mübtedâ, haber, &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;كَانَ&lt;/span&gt; ve benzerleri, &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;لَيْسَ&lt;/span&gt;’ye benzeyen &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;ما&lt;/span&gt; ve &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;لا&lt;/span&gt;, &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;إنَّ&lt;/span&gt; ve benzerleri, cinsini nefyeden &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;لا&lt;/span&gt;, fâil, n. fâil ve merfû muzâri fiil olarak sıralamıştır. Yapılan bu araştırmada yukarıda zikredilen sıralamaya uyulmuş, her bir bölümle alakalı üçer örnek vermekle iktifâ edilmiş, gereksiz detaylardan kaçınılmış, şiirlerin anlamları doğru aktarılmaya çalışılmış, bahirleri hakkında bilgiler verilmiş, araştırmanın sonunda ele alınan kaynaklar zikredilmiş ve tüm şairlerin isimleri ait oldukları dönemleri bir tablo olarak ekler bölümünde gösterilmiştir. Bu araştırmada, İbnü’n-Nâzım’ın merfû‘ât konusunda yararlandığı şiirleri derlemek, hangi amaç için kullandığını tespit etmek ve kısa ve öz bilgilerle açıklamak amaçlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİKMETNAMELERDE FELSEFİ DÜŞÜNCENİN İZLERİ                                                                                                                                                                                                                                         </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88368</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88368</guid>
      <author>Ebru KOÇEnver DEMİRPOLAT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Hikmet kavramı birçok dil ve kültürde, ilim, insanı cehaletten alıkoyan faydalı söz, iyi, güzel ve akıllıca karar vermek manasına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de geçen hikmet kavramı ise insanları kemâle eriştiren bilgi, peygamberlik, akıl, ilim gibi manaları kapsamaktadır. Hadislerde Hz. Peygamberin hikmeti, mümininin yitiği olarak işaret etmesi de hikmetin İslam kültür ve medeniyetinde ki önemine dikkat çeken, bir başka diğer yönüdür. İslam felsefesi tarihinde hikmet&lt;em&gt; &lt;/em&gt;kavramı çoğu zaman felsefe&lt;em&gt; &lt;/em&gt;ile eşdeğer görülmüş ve birbirinin yerine kullanılmıştır. İbn Sina, &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Uyûnü’l-Hikme&lt;/em&gt; ve &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Esrâru’l-Hikmeti’l-Meşrıkıyye&lt;/em&gt; adlı iki önemli eserinde hikmet&lt;em&gt; &lt;/em&gt;terimini doğrudan felsefe anlamında kullanmaktadır. İbn Rüşd, &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Faslu’l&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; Maḳal&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; adlı eserinde &lt;span style="background: white;"&gt;felsefeyi hikmet kavramı başlığı altında ele almış, felsefe ve hikmeti aynı kaynaktan beslenen süt kardeşler olarak nitelendirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; Bu çalışma, hikmetname türü örneklerinden İbrahim Bali’ye ait bilinen ilk &lt;em&gt;Hikmetname i&lt;/em&gt;le, Safî’nin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Divanı&lt;/em&gt;’ndaki hikmetname bölümleri, Keşiş Efraim’in &lt;em&gt;Hekmetname&lt;/em&gt; adlı eseri ve Muhammedî Reyşehri’fnin &lt;em&gt;Hikmetnâme-i Lokman&lt;/em&gt; isimli çalışmasını ele almaktadır. Araştırma kapsamında, söz konusu eserlerde İslam felsefesine ilişkin kavramların nasıl işlendiği değerlendirilecektir. Bu bağlamda, çalışma, hikmetname türündeki eserlerde felsefi düşüncenin izlerini takip etmeyi amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


