






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2025 Sayı 170</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3810</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>HİZMET ATMOSFERİ VE MARKA İMAJININ TEKRAR ZİYARET ETME NİYETİ ÜSTÜNDEKİ ETKİSİ: ANTALYA İLİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87408</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87408</guid>
      <author>Murat BAYHande COŞKUN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırma, otel işletmelerinde hizmet atmosferi ve marka imajının müşteri davranışları üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Antalya ilinde konaklayan otel müşterileriyle gerçekleştirilmiş ve nicel yöntem kullanılarak toplam 928 anket verisi toplanmıştır. Hizmet atmosferi fiziksel çevre, sosyal çevre ve tasarım unsurlarıyla; marka imajı ise algılanan kalite, güven ve prestij boyutlarıyla ele alınmıştır. Veriler SPSS ve AMOS programlarıyla analiz edilmiş, Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) ile hipotezler test edilmiştir. Bulgular, hizmet atmosferinin hem doğrudan hem de marka imajı aracılığıyla tekrar ziyaret etme niyeti üzerinde anlamlı ve pozitif etkiler yarattığını göstermektedir. Özellikle hizmet atmosferi unsurlarının marka algısını güçlendirdiği ve bu yolla müşteri sadakatini pekiştirdiği tespit edilmiştir. Sonuçlar, otel işletmelerinin müşteri bağlılığını artırmak için yalnızca fonksiyonel hizmet kalitesine değil, aynı zamanda atmosferin bütüncül deneyim yaratma gücüne odaklanmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın turizm literatürüne katkısı, hizmet atmosferi ve marka imajı arasındaki etkileşimi yeniden ziyaret niyeti bağlamında yapısal eşitlik modeliyle ortaya koymasıdır. Bulgular hem akademik hem de sektörel düzeyde müşteri sadakati ve marka değerini geliştirmeye yönelik stratejik öneriler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TASARIM FELSEFESİNDE ANAHTAR SÖZCÜKLER (II): İLETİŞİM GRUBU: "ANLAM, GERÇEK-GERÇEKLİK, HEGEMONYA, MANİPÜLASYON, SÖYLEM, HİYERARŞİ"</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86480</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86480</guid>
      <author>Devrim BARAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırma makalesi, öncelikle bir&lt;em&gt; seri &lt;/em&gt;şeklinde planlanan makalelerin ikincisi olarak kaleme alınmıştır. Dolayısıyla daha önce birincisi yayımlanan ve hem tasarım sözcüğü için bir soyutlama yapılarak kavramsallaştırılmaya çalışıldığı hem de 'yapısal grup' olarak isimlendirilen sözcüklerin yardımıyla &lt;em&gt;tasarım felsefesi&lt;/em&gt; çalışma alanının temellerinin atıldığı ilk makaleye, "iletişim grubu" olarak isimlendirilen sözcüklerle devam edilmiş, kuramsal bir bütünlük oluşturulmaya çalışılmıştır. "İletişim Grubu" sözcükleri, "Yapısal Grup" (İletişim, Düşünce, Felsefe, Düzen-Düzenleme, Bilinç, İdeoloji) ile kurulan temelin üzerine Tasarım Felsefesini inşa etmek üzere seçilerek tasarım parantezinde incelendi. Bu incelemede sözcüklerin etimolojik arkeolojilerine özellikle önem gösterildi. Makalede soyut kavram ve tanımlar kullanıldığı için "Kavramsal Araştırma" yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem, soyut fikirler veya kavramlar üzerine odaklanan bir araştırma türüdür. Genellikle yeni bir kavram geliştirmeyi veya mevcut bir kavramı yeniden tanımlamayı ve netleştirmeyi amaçlar. Bu araştırmanın amacı da seçilen &lt;em&gt;anahtar sözcükleri&lt;/em&gt; tasarım kavramı parantezinde tekrar tanımlamaya çalışmak ve teorinin temel yapı taşları olan kavramları mercek altına almaktı. Tasarıma içeriden ya da dışardan bakarak anlamaya çalışan Sosyal Bilimlerin tüm alanları için pratikte ve teoride bir bakış açısı yaratmak amaçlandı. Bu sebepledir ki '&lt;em&gt;tasarım&lt;/em&gt;' sözcüğünü hem kavramsallaştırmak hem de düşüncede ve realitede olmazsa olmaz olarak gördüğüm anahtar sözcüklerle temellendirerek bir tasarım felsefesi yaratabilmek çalışmanın önemini oluşturmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURTULUŞA VESİLE GÖRÜLEN BİR BAŞKA ESER: AHMED ZİYÂEDDİN EFENDİ’NİN VESİLETÜ’N-NECÂT’I</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86935</guid>
      <author>Fatih Ramazan SÜER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Sebep, bahane, aracı gibi manalara gelen “vesile” ile anlamı; kurtulma, kurtuluş olan “necât” kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş “vesiletü’n-necât” kurtuluş vesilesi anlamına gelmektedir. Bu terkible akla ilk Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında yazmış olduğu Türk edebiyatının bilinen ilk müstakil mevlidi olan eser gelmektedir. Süleyman Çelebi’nin &lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;eserinin&lt;/span&gt; kuvvetli tesiri, yüzyıllardır kültür coğrafyamızda varlığını korumuş ve günümüze dek ulaşmıştır. Bizzat Süleyman Çelebi tarafından verilmiş olan “Vesiletü’n-necât” ismini, Süleyman Çelebi’den sonra ilk olarak son devir Osmanlı müelliflerinden Kastamonulu Ahmed Ziyâeddin Efendi, 1897’de yazmış olduğu ilmihal kitabı için kullanmıştır. Nakşî şeyhlerinden Mehmed Hulusî Efendi (Evliya Efendi)’nin oğlu olması dolayısıyla “Evliya Efendizâde” künyesiyle meşhur olan Ahmed Ziyâeddin Efendi, hayatı boyunca 10 civarında kitap telif etmiş ve bu kitaplardan bazıları okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Söz konusu eserlerden biri; XIX. yüzyılda yazılmış ilmihal kitaplarından biri olan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Vesiletü’n-necât&lt;/em&gt;’tır. Bu ilmihal hakkında herhangi bir değerlendirme ve tahlil çalışması bulunmamaktadır. Bu sebeple bu yazımızda Türkçe ilmihal kitaplarının tarihî serencâmı hakkında bilgi verilecek ve taşıdığı isim itibariyle dikkat çeken Ahmed Ziyâeddin Efendi’nin, Kastamonu Askerî Rüşdiyesi’nde yazdığı ve uzun yıllar askerî okullarda ders kitabı olarak okutulan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Vesiletü’n-necât &lt;/em&gt;adlı eser&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; &lt;/em&gt;değerlendirilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AVRUPA DİLLERİ ORTAK ÇERÇEVE PROGRAMI’NA (CEFR) ELEŞTİREL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87098</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87098</guid>
      <author>Asiye ÇELENLİOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk206401138"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR), Avrupa'daki tüm yabancı dil öğrencilerinin dil yeterliliklerini değerlendirmek için geliştirilmiş bir kılavuzdur. Çoğu Avrupa dili Hint-Avrupa dil gurubuna ait olup, 2018 verilerine göre Avrupa nüfusunun %94'ü bu dillerden en az birini ana dili olarak konuşmaktadır. CEFR, dil öğretiminde eylem odaklı bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu yaklaşım, dili bir iletişim aracı olarak görür ve öğrenciler, dil becerilerini gerçek yaşam görevleri üzerinden geliştirirler. Türkiye’nin 1949 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi olması nedeniyle, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK), dil eğitimi politikalarını ve yabancı dil öğretimini Avrupa sistemine uyarlamaktadır. Bu doğrultuda, yabancı dil öğretiminde rehber olarak Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Metni (CEFR) benimsenmiştir. CEFR'ın, Hint-Avrupa dil ailesine ait diller için geliştirilmiş olması, Arapça gibi Afro-Asya dil grubuna ait olan dillerin öğretiminde bazı uyarlamaları gerektirmektedir. Çalışmanın problem durumunu CEFR’ın Afro-Asya dil gurubuna ait olan Arapça için uyarlama çalışmaları ve eylem tabanlı öğrenme etkinliğine göre şekillenen değerlendirme maddelerinin Türkiye’de Arap dili eğitimine uygunluğunun tartışılması oluşturmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış, Avrupa Birliği CEFR çerçeve programı, Türkiye’de Arap dili eğitimi alanında kullanılan MEB müfredatı ve dil eğitim setleri, ile Tatbîkâtü’l- İtâri’l- Merci‘î el-Urubbiyyi’l- Müşterek adlı, CEFR’ı referans alarak Arapça dili eğitim çıktılarını kategorize eden eser incelenmiştir. Elde edilen bulgular Arap dili eğitiminde ortak kriterlerin belirlenmesi gerektiğini ancak bunun konunun paydaşlarıyla sistemli bir şekilde yürütülerek, en önemlisi dil öğretim yöntemi ve değerlendirme araçlarının birbiriyle uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini göstermiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>11.- 13. YÜZYILLARDA ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ SARAY ÇİNİLERİNDE GÖRÜLEN KÖPEK TASVİRLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87244</guid>
      <author>Ümmühan BAYKASerap IŞIKHAN SAVAŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Türk kültüründe ve sanatında hayvan sembolizmi tarih boyunca kültürel mirasımızda önemli bir unsur olmuştur. Eski Türklerden günümüze kadar kültür taşıyıcısı olarak birçok yerde karşımıza çıkan hayvan figürleri kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Araştırmada kültürel ve sanatsal bağlamda Türklerde köpek tasviri incelenerek, Anadolu Selçuklu çini sanatında köpek figürleri tespit edilip belgelenmek amaçlanmıştır. Bu amaçla Türklerde özellikle Anadolu Selçuklu dönemi çini sanatında köpek figürü konusu sanatsal bağlamda irdelenmiş ve literatür taraması yapılmıştır. Özellikle 11.-13. yüzyıllarda çini eserlerde süsleme amaçlı kullanılan köpek figürünün kökeni ve çini sanatında nasıl yer bulduğu konusu bu çalışmada ele alınırken, Türk kültüründe mitoloji, destan ve efsanelerde karşımıza çıkan yönü de incelenmiştir. Eski Türklerdeki köpek figürünün anlamından yola çıkarak, çalışmanın ana teması olan Anadolu Selçuklu çinilerinde bulunan bu figürün Türklerdeki önemine ve tarihteki yerine değinilmek istenmiş ve özgün çini desen ve form tasarımları yapılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MALATYA GELENEKSEL EVLERİNİN ENERJİ VERİMLİLİĞİ KRİTERLERİ KAPSAMINDA ANALİZİ; YEŞİLYURT ARAPGİR DARENDE EVLERİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87055</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87055</guid>
      <author>Gökhan GENÇMurat ŞAHİN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Günümüzde yapılar, yapım aşamasından kullanım aşamasına ve ardından yıkım süreçlerine kadar yüksek enerji tüketimi ile çevre sorunlarının oluşumunda oldukça etkilidir. Bu sorunların azaltılmasında yapıların çevre dostu ve enerji verimli şekilde tasarlanması önem taşımaktadır. Yapıların enerji verimli hale getirilmesinde, tarih boyunca farklı bölgelerde ve iklim koşullarında inşa edilen kültürel miras yapılarında günümüze ışık tutacak birçok yararlı nokta bulunmaktadır. Farklı tarihsel dönemlerde inşa edilen kültürel miras yapıları günümüzdeki kadar sanayileşmenin olmadığı, bünyesinde yere özgü pasif tasarım yaklaşımlarını barındırırlar. Günümüz sürdürülebilir yapı üretimi arayışları bağlamında aktif sistemler yerine pasif sistemlerin uygulandığı yaklaşımlar çevrenin korunmasında büyük önem arzetmektedir. Çalışmanın amacı, günümüzün sürdürülebilir, enerji verimli yapı üretimini gerçekleştirme hedefi doğrultusunda tarihi yapılarda uygulanan çözüm yöntemlerini araştırmak ve ortaya koymaktır. Belirlenen amaç kapsamında Malatya ilinde bulunan Darende, Arapgir ve Yeşilyurt bölgelerinde farklı iklim özelliklerine ve tasarım yaklaşımlarına sahip, tarihi yapıların enerji verimliliği kriterleri bağlamında, tablo ve şekiller arayıcılığı ile analizleri yapılmıştır. Çalışmada ilk olarak detaylı bir biçimde literatür incelenmiş, bölgede bulunan tarihi yapılarda enerji verimlilik kapsamında geliştirilen yaklaşımlar tespit edilmiştir. Ardından tarihi yapılar kapsamında değerlendirmek için uygun enerji verimlilik kriterleri literatürden bulunmuş ve analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma ile Malatya ili ilçelerinde yer alan tarihi yapılarda bölgelerinin özelliklerine göre iklim ve topoğrafayaya uyumlu enerji verimli tasarım yaklaşımları belirlenmiştir. Aynı coğrafya içerisinde farklı ilçelerde değişen şartlara göre geliştirilen çeşitli çözüm yaklaşımları saptanmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE POLİTİKA FAİZİNİN DÖNEMSEL VADELİ MEVDUAT FAİZLERİ VE KREDİ ÜRÜNLERİ ÜZERİNDEKİ SİMETRİK VE ASİMETRİK ETKİLERİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87150</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87150</guid>
      <author>Elif BEZİRGAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Cambria;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de politika faiz oranlarının bankacılık sektörü faiz oranlarına aktarımını, ürün ve vadeye göre kategorize ederek incelemektir. İhtiyaç, taşıt, konut ve ticari kredilerin yanı sıra 1, 3 ve 6 aylık mevduat faiz oranlarını analiz etmek için 2015:01&amp;ndash;2025:06 dönemine ait aylık veriler kullanılmıştır. Politika faizinin asimetrik etkilerini ortaya koymak için doğrusal olmayan otoregresif dağıtılmış gecikmeli (NARDL) bir model uygulanmış ve kısa ve uzun vadeli asimetriler Wald testleri kullanılarak test edilmiştir. Bulgular, kredi faiz oranlarında yüksek düzeyde bir kalıcılık olduğunu ve politika faizi indirimlerinin bazı kredi türleri (özellikle ticari krediler) üzerinde artışlardan daha güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Mevduat faizlerinde kısa (1 ve 3 aylık) vadelerde simetrik aktarımlar gözlemlenirken, uzun vadeli (6 aylık) mevduatlarda önemli asimetrik etkiler gözlenmektedir. Ayrıca, enflasyon ve döviz kurları gibi makroekonomik değişkenler, özellikle ticari krediler ve uzun vadeli mevduatlar üzerinde önemli ve kalıcı etkiler yaratmaktadır. Sonuç olarak, politika faiz oranlarının bankacılık sektörü faiz oranlarına aktarımı, hem ürün türlerine hem de vadelere göre değişmekte ve bu da para politikası etkinliğinin heterojen yapısını ortaya koymaktadır&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN HİBBÂN EL-BUSTî’NİN CERH VE TADİL KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87219</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87219</guid>
      <author>Yüksel ÇELİK   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;İbn Hibbân’ın hadis, biyografi ve cerh-tadil sahasında yazmış olduğu eserleri hadis ve hadis ilimleri sahasında kaynak mesabesinde eserlerdir. Kendinden sonra muhaddislere kaynaklık etmiş ve onlara ışık olmuştur. Hadis ve hadis ilimleri sahasında yazılmış olan eserlerin büyük çoğunluğu İbn Hibbân’ın rivayet, görüş ve açıklamaları ile doludur. Biyografi ve cerh-ta’dil eserlerinin en meşhurları İbn Hibbân’ın bütün görüşlerini ihtiva etmiştir. İbn Hibbân’ın eserlerinden bu denli nakillerde bulunulmasına rağmen kitapları üzerinde ciddi çalışmalar yapılmayıp ilim ehli tarafından ihmal edilmiştir. Bu sebeple de İbn Hibbân hak ettiği şöhrete kavuşamamıştır.İbn Hibbân hicri 3. asrın son çeyreği ile, hicri 4. Asrın ilk yarısında yaşamış, hadis ve hadis ilimleri alanında engin bir bilgiye sahip alimlerden biridir. İbn Hibbân ayrıca fıkıh, fıkıh usulü, edebiyat, kelam, tıp ve astronomi gibi ilim dallarında da uzmanlaşmış çok yönlü bir alimdir. Cerh ve tadil ilmi hadis ilimleri arasında, hadis ravilerinin rivayetlerinin kabul veya reddedilmesi konusunda en çok öneme sahip hadis ilmidir. Hadislerin sıhhatini belirlemede en önemli kriter, hadisleri nakleden ravilerin güvenilirlik durumunu belirlemektit. Bu ancak rical tenkidi dediğimiz Cerh ve Tadil konusunda engin bir bilgiye sahip olmakla mümkündür. İbn Hibbân cerh ve tadil konusunda eserler kaleme almış alimlerden biridir. Bu makalede, İbn Hibbân’ın ravilerin cerh ve tadili konusundaki görüşleri ve yöntemi tarafsız bir şekilde ele alınmıştır. Yeri geldiğinde hatalı kabul edilen görüşleri eleştirilmiştir. Haklı olduğu konularda da hakkı teslim edilmiştir. İbn Hibbân ravileri tenkit konusunda bazan müteşeddit (sıkı/titiz), bazan mütesahil (gevşek/özentisiz), bazanda mutedil (dengeli/normal) yol izlemiştir. Çoğunlukla mutedil yol izlediği görülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI HUKUKTA KRİZ SÖYLEMİNİN ELEŞTİRİSİ: KURUCU ŞİDDET, SEÇİCİ EVRENSELLİK VE ABD’NİN ULUSLARARASI HUKUKU YENİDEN TANIMLAMA PRATİKLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87315</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87315</guid>
      <author>Yunus Can POLAT  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, uluslararası hukukun yaklaşık 500 yıllık tarihsel seyrini sorgulamakta ve son yılllarda literatürde hâkim olan “liberal düzenin çöküşü” söylemini uluslararası hukuk tarihine yaslanan eleştirel bir perspektiften ele almaktadır. Modern uluslararası hukuk sistemi 1492 sonrasında ilk temellerinin atıldığı andan itibaren, şiddetin devamlı kılındığı, seçici evrenselliğin kurumsallaştırıldığı ve kriz anlarının iktidar için meşruiyetin yeniden üretildiği vesilelere dönüştürüldüğü bir hukukî mimari olagelmiştir. Bu savı Amerika Birleşik Devletleri’nin pratiğini merkeze alarak test eden çalışma, ABD’nin kimi zaman norm üreten, kimi zaman normu uygulayan, kimi zaman da norm ihlâlini meşrulaştıran eylemlerini incelemekte; özellikle ikinci Trump döneminde ABD’nin hukukla kurduğu ilişkinin keyfî bir sapma olarak değil, alenî bir tarihsel sürekliliğin devamı olarak kavranması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede çalışma uluslararası hukukun kendi biçimini muhafaza ederken özünü jeopolitik zaruretler uyarınca bükebildiği daha derin bir mantığı ifşa etmek üzere uzun 16. Yüzyıldan Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemine uzanan tarihsel bir izlek kurgulamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇANKIRI KIZILIRMAK İLÇESİ KARALLI CAMİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87324</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87324</guid>
      <author>Filiz CANYURT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünün kuzeyinde yer alan Çankırı, Kızılırmak’a dökülen Tatlıçay ve Acıçay’ın birleştiği bölgededir (Bayhan,2013,s.79). Çankırı isminin kökeninin Galat zamanına kadar gittiği düşünülmektedir(Üçok,1941). Şehrin antik ismi kaynaklarda Gangra olarak geçmektedir. Bu ismin ilk kez Grek ve Roma dönemlerinde kullanıldığı bilinir(İbiş, 2014,s.10). 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya gelen Türk boylarının Karadeniz, Akdeniz ve Çanakkale Boğazı arasında kalan bölgeye yerleştikleri bilinmektedir. Bundan sonra Çankırı, Emir Karatekin tarafından 1082 yılında Türk hâkimiyetine alınmıştır. 1142’de Selçuklu Sultanı I.Mesud tarafından Selçuklu yönetimine katılan bölge Ankara Savaşı’ndan sonra Candaroğullarına verilmiştir.1464 yılında Çankırı, Anadolu Eyaleti’ne bağlı bir sancak haline gelmiştir. Çankırı sancağı, Tanzimat’ın ilanından sonra ilk olarak Ankara Eyaleti’ne, 1869 yılında ise Kastamonu Vilayeti ’ne bağlanmıştır. Kengırı Merkez, Çerkeş ve Kalecik olmak üzere üç kazası bulunan bu sancakta 1876 yılında yeni nahiyeler de yer almıştır. Konumuzu oluşturan caminin bulunduğu Kızılırmak ilçesi bu dönemde buraya bağlıdır. İlçenin eski adı İnallu Ballu (Kızılırmak) dur. 1987 yılında çıkarılan bir kanunla ilçe olması ve ilçe teşkilatının kurulması sağlanmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan yapı ile ilgili detaylı bir çalışmanın yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu makalede eser plan tipi, malzeme ve teknik, süsleme özellikleri açısından değerlendirilerek Anadolu Türk mimarlığı bakımından yeri ve önemi belirtilmeye çalışılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TERS YÜZ EDİLMİŞ SINIF MODELİNİN ORTAOKUL 7. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN YÜZDELER KONUSUNUN ÖĞRETİMİNDE AKADEMİK BAŞARILARINA ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87349</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87349</guid>
      <author>Osman BURANHabip TAŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmanın amacı ters yüz edilmiş (TYES) sınıf modelinin ortaokul 7. Sınıf öğrencilerinin yüzdeler konusunun öğretiminde akademik başarıya etkisini incelemektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan il merkezinde bir devlet okulunda eğitim görmekte olan; deney (34) ve kontrol (35) grupları olmak üzere toplam 69 öğrenci ile yürütülmüştür. Deney ve kontrol gruplarına uygulama öncesinde araştırmacı tarafından geliştirilen Yüzdeler Başarı Testi (YBT) ön Test olarak, uygulama sonrasında ise son Test olarak uygulanmıştır. Elde edilen veriler spss 24 paket programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda TYES uygulamasının yapılandırmacı öğretim yöntemine göre, öğrencilerin akademik başarılarını pozitif yönde etkilediği görülmüştür. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAYBET DÖNEMİNDE DEVLET: İMÂMİYYE ŞÎASI’NDA SİYASAL OTORİTENİN TARİHSEL-TEOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ VE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ’NİN MEŞRUİYETİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87486</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87486</guid>
      <author>Fatih SANCILI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, İmam Mehdî’nin gaybeti sonrasında İmâmiyye Şîası’nda siyasal otorite anlayışının geçirdiği tarihsel ve teolojik dönüşümü ve bu dönüşümle şekillenen velâyet-i fakih teorisinin İran İslam Cumhuriyeti’ne sağladığı meşruiyet iddiasını incelemeyi amaçlamaktadır. İmâmiyye geleneğinde gaybetin ilk dönemlerinden itibaren imamın yokluğunda devlet kurmak meşru görülmemiştir; bu durum, siyasal otoritenin yalnızca Ehl-i beyt imamlarına ait olduğu inancına dayandırılmıştır. Ancak tarihsel süreç içinde bu katı yaklaşım farklı yorumlarla esnemiş, özellikle fakihlerin imam adına sınırlı yetki kullanabileceğini savunan görüşler ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda çalışmanın temel problemi, gaybet döneminde imamın yokluğunun İmâmiyye Şîası’nda siyasal otoriteyi meşru kılma imkânını nasıl etkilediği ve bu sorunun hangi teolojik gerekçelerle aşılmaya çalışıldığıdır. Araştırmada tarihsel-analitik yöntem benimsenmiş; fıkhî ve kelamî tartışmalar üzerinden meşruiyet anlayışının dönüşümü analiz edilmiştir. Analiz, 19. yüzyılda Nerâkî ve Nâînî gibi âlimlerin fakihlerin imamın nâibi sıfatıyla siyasal otorite kullanabileceğini savunan görüşlerinin giderek güç kazandığını göstermektedir. Humeynî, bu mirası yeniden yorumlayarak velâyet-i fakih teorisini devlet kurucu bir modele dönüştürmüş ve 1979 Devrimi sonrasında İran İslam Cumhuriyeti’ni bu anlayış temelinde inşa etmiştir. Böylece başlangıçta fıkhî düzeyde ele alınan bir problem, daha sonra kelamî tartışmalar aracılığıyla değerlendirilmiş ve zamanla modern dönemde kurumsal bir boyut kazanmıştır. Bu gelişme, İran İslam Cumhuriyeti’ni meşru olarak değerlendirenlerin sayısının İmâmiyye içinde artmasına katkıda bulunmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN HUZUR DÜZEYLERİNİN SOSYO-DEMOGRAFİK VE ŞİDDET ÖNCÜLLEYİCİ FAKTÖRLER İLE İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87533</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87533</guid>
      <author>Ayşe ÇALMAZFatma ŞENTÜRK ,Özlem Nur TEKELİ ÇAĞLAR ,Şevki Can KARSAVURAN </author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AB-RUSYA DIŞ TİCARETİNDE DEĞİŞEN DİNAMİKLER: ENERJİNİN ROLÜ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87265</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87265</guid>
      <author>Meram TATLI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Bu çalışma, Avrupa Birliği (AB) ile Rusya arasındaki dış ticaret ilişkilerinde enerjinin belirleyici rolünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Temel hedef, jeopolitik gerilimler, ekonomik yaptırımlar ve enerji dönüşüm politikalarının iki taraf arasındaki ticari ilişkileri nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, AB’nin enerji bağımlılığı, enerji güvenliği ve sürdürülebilir enerji politikaları arasındaki etkileşim incelenmiş; özellikle 2014 Kırım ilhakı ve 2022 Ukrayna krizi sonrasında enerji akışlarındaki kırılma süreçleri değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; resmi raporlar, akademik kaynaklar, politika belgeleri ve enerji istatistiklerinden yararlanılmıştır. Tarihsel ve analitik bir yaklaşımla AB-Rusya enerji ilişkileri dört dönemde ele alınarak karşılıklı bağımlılığın evrimi analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, AB’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak amacıyla enerji kaynaklarını çeşitlendirdiğini, yenilenebilir enerjiye yöneldiğini ve LNG altyapısını güçlendirdiğini göstermektedir. Buna karşılık Rusya, enerji ihracatını Asya pazarlarına kaydırarak ekonomik kayıplarını telafi etmeye çalışmaktadır. Sonuç olarak, çalışma enerjinin artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güç unsuru haline geldiğini; bu dönüşümün AB’nin enerji güvenliği ve küresel jeopolitik dengeler üzerinde kalıcı etkiler yarattığını vurgulamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASAL AHLAK VE ETİK TARTIŞMALARI PERSPEKTİFİNDEN KEMAL KILIÇDAROĞLU</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87560</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87560</guid>
      <author>Abdulkadir CESUR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Siyaset ile ahlak ilişkisine ve siyasal ahlak kavramına dair akademik tartışmaların eski canlılığını korumasa da devam ettiği söylenebilir. Lakin süregelen tartışmalar içerisinde akademik camianın kaçınmayı yeğlediğine inandığım bir konu var: ‘Siyasetin öznesi olan siyasetçilerin veya siyasi liderlerin siyasal ahlak perspektifinden değerlendirilmesi’. Oysa bir nevi siyasal arşiv işlevi göreceğini de düşündüğüm bu yöndeki çalışmaların sadece siyasete ve siyasetçiye değil aynı zamanda topluma ve siyasal kültüre de katkı sağlayacağı açıktır. Bu bağlamda bir siyasal kişiliği karalamayı ya da yüceltmeyi amaçlamayan bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun süre genel başkanlık yapmış olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve ortaya koyduğu siyasal kişiliği siyasal ahlak ve etik düzleminde değerlendirmeye odaklanmıştır. Bu minvalde çalışmada, siyaset, ahlak ve siyasal ahlak kavramlarıyla birlikte tarihsel süreçte bu kavramlara ilişkin farklı bakış açıları ortaya koyan önde gelen isimlerin görüşlerini inceledim. Bu görüşler dahilinde Kılıçdaroğlu’nu ve sergilediği siyasal kişiliği belli ölçüde de olsa değerlendirebilmek adına &lt;a name="_Hlk202392697"&gt;&lt;/a&gt;Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduğu tarihten günümüze kendisinin aldığı önemli siyasal kararların ve kritik süreçlerde ortaya koyduğu siyasal tavırların izini sürdüm. Literatür ve arşiv taramasına dayalı olarak yürüttüğüm çalışmada elde ettiğim bulgular Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerindeki bazı önemli siyasi kararlarının, eylemlerinin ve söylemlerinin siyasal ahlak düzleminde tartışmalı konumda bulunduğunu ve kendisinin siyaset anlayışının büyük ölçüde Makyavelist düşünceyle örtüştüğünü göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN OKULA YABANCILAŞMA NEDEN VE SONUÇLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87912</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87912</guid>
      <author>Ulaş KUBAT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-hyphenate: none; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Yabancılaşma; her bireyin yaşamının doğal akışı ve hayat serüveninin içerisinde bazen hatta sıklıkla karşılaşabileceği bir durumdur. Yabancılaşma kavramı, yaşamış olduğumuz toplumdan uzaklaşma, kişinin kendisini yaşamış olduğu toplumdan soyutlama gibi anlamlara gelebilmektedir. Yabancılaşma kavramı aslında bu yönleriyle bireylerdeki bir nevi yalnızlık olgusunu yansıtmakta ve bu bağlamda yapılan birçok araştırmaya konu olması yönüyle de sosyo-psikolojik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda yapılan araştırmada Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde okuyan öğretmen adaylarının okula yabancılaşma sebep ve sonuçlarını belirlemek amaçlanmıştır. Buradan yola çıkılarak araştırma nitel araştırma yöntemi ile veriler toplanmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu 2021-2022 eğitim yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde okuyan 20 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Yapılan araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formundan faydalanılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda okula yabancılaşma nedeni olarak en çok öğrencinin kişisel ilgi ve ihtiyaçlarına hitap edememesi ortaya çıkarılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENERJİ VE FİNANS LİTERATÜRÜNDE PETROL FİYATI ŞOKLARI ÜZERİNE R TABANLI BİR BİBLİYOMETRİK İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87607</guid>
      <author>Ezgi KUYU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, enerji ve finans literatüründe petrol fiyatı şoklarına ilişkin araştırma alanının yapısını, yönelimlerini ve entelektüel gelişimini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada 1982&amp;ndash;2024 dönemine ait Scopus veri seti, R tabanlı Bibliometrix paketi ve Biblioshiny arayüzü aracılığıyla bibliyometrik yöntemle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, literatürün özellikle 2008 küresel krizi sonrasında ivme kazandığını, 2020&amp;ndash;2023 döneminde ise pandemiyle birlikte petrol piyasalarındaki belirsizliklerin etkisiyle yayın sayısında belirgin bir artış yaşandığını göstermektedir. Alanın ortalama yıllık büyüme oranı %9,49 olup, bu durum araştırma alanının sürekli genişleyen ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. En çok yayın yapan dergiler arasında Energy Economics, Resources Policy ve Energy öne çıkarken, Finance Research Letters ve Research in International Business and Finance gibi dergiler disiplinlerarası köprü işlevi görmektedir. Anahtar kelime ve tematik analizler, “oil price shocks”, “stock market”, “financial markets” ve “uncertainty” kavramlarının merkezî bir konumda yer aldığını; araştırmaların volatilite, bulaşma etkileri ve belirsizlik odaklı konulara yöneldiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma petrol fiyatı şokları literatürünün metodolojik çeşitliliği artan, uluslararası işbirlikleriyle güçlenen ve enerji-finans etkileşimini çok boyutlu biçimde ele alan olgun bir araştırma alanına dönüştüğünü göstermektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARMA CEPHE KARAKTERLERİNİN ÖZNEL İZLENİMLERİ: GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ KAMPÜSÜ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87407</guid>
      <author>Merve USKAN DEMİREzgi AKKURT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Cephe, birey ile yapı arasındaki, aynı zamanda yapılar ile kent bütünü arasındaki etkileşimin gerçekleştiği temel yüzey olarak tanımlanmaktadır. Biçimsel ögeleri aracılığıyla kullanıcılar tarafından algılanan ve yorumlanan cephe, bu yönüyle bireylerin mekânsal algılarını ve psikolojik duygu durumlarını doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Görsel algıya dayalı bu etkileşim, özellikle mimari yapıların cephe karakterlerinin çözümlenmesi ve değerlendirilmesi süreçlerinde kritik bir önem taşımaktadır. Bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi merkezi kampüsünde yer alan fakülte binalarının cephe karakterlerini, Mimarlık Bölümü öğrencilerinin görsel algıları üzerinden incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, öğrencilerin kampüs içerisindeki fakülte cephelerini öznel olarak nasıl değerlendirdiklerini belirlemek ve bu cephelerde hangi mimari biçimlerin öğrenciler tarafından estetik açıdan beğenildiğini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda elde edilen verilerin, ilerleyen dönemlerde kampüs bünyesinde gerçekleştirilecek yeni fakülte binalarının cephe tasarımlarına yönelik bilgi desteği sağlaması hedeflenmektedir. Çalışma, çoklu bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde tasarlanmış olup, nitel ve nicel veri toplama yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem kurgusuna dayanmaktadır. Araştırma kapsamında, Gaziantep Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencileri ile yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, çevresel imajın oluşumunda ve yapıların kentsel birer imge olarak tanımlanmasında cephe karakterlerinin belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, öğrencilerin görsel algılarının dikkate alınmasının, daha yaşanabilir, nitelikli ve kullanıcı odaklı bir kampüs ortamının oluşturulmasına katkı sağlayacağı ortaya konulmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAYSERİ’DE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN MEDYA TÜKETİM ALIŞKANLIKLARININ DÖNÜŞÜMÜ: İZLEME DAVRANIŞLARI ÜZERİNE BİR ANALİZ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87015</guid>
      <author>Canan APAK  </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; line-height: 115%; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%;"&gt;Elektrik ve elektroniğin gelişimiyle birlikte ortaya çıkan ve iletişim araçlarını derinden etkilemekte olan üçüncü büyük devrim, medya alanında köklü bir dönüşümü beraberinde getirmektedir. Bu süreçte, geleneksel medya kavramı ortaya çıkmakta ve zamanla yerini yenilikçi bilgisayar teknolojileriyle şekillenen dijital medya yayıncılığına bırakmaktadır. Dijital dönüşüm bağlamında değerlendirilen bu evrim, izleyicilere yeni izleme biçimleri ve alışkanlıkları sunmaktadır. İnternetin toplumsal yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte, medya kullanımında da önemli değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişimlerden biri, geleneksel televizyon izleme alışkanlıklarına ek olarak dijital platformların yükselişe geçmekte olmasıdır. Dijital medya platformları, geleneksel medya uygulamalarının ötesine geçen çeşitli yenilikler sunarak izleyici deneyimini yeniden şekillendirmektedir. Reklamlarla kesintiye uğrayan geleneksel içeriklerin aksine, bu platformlar reklamsız içerik izleme imkânı sağlamaktadır. Ayrıca, haftalık yayın akışını takip etme zorunluluğu ortadan kalkmakta; izleyicilere bir dizinin tüm bölümlerine tek seferde ulaşma olanağı sunulmaktadır. Dijital çağın içine doğan bireyler, yani “dijital yerliler”, bu yeniliklere daha hızlı uyum sağlamakta ve dijital platformları yoğun biçimde tercih etmektedir. Bu durum, özellikle üniversite öğrencilerinin medya tüketim pratiklerinde gözle görülür bir dönüşüme yol açmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, geleneksel izleme alışkanlıkları ile dijital yayın platformlarının sunduğu yeni seyir deneyimlerini karşılaştırmak ve dijital mecraların tercih edilme nedenlerini kullanıcı pratikleri ve motivasyonları üzerinden ortaya koymaktır. Bu bağlamda, Kayseri’deki dört farklı üniversitede öğrenim görmekte olan ve herhangi bir dijital medya platformuna üyeliği bulunan 18-30 yaş aralığındaki 305 üniversite öğrencisine anket uygulanmıştır. Anketin ilk bölümünde katılımcıların yaş, cinsiyet gibi demografik bilgileri ile dijital medya platformlarını kullanım alışkanlıklarına ilişkin veriler toplanmış; ikinci bölümde ise bu platformların tercih edilme gerekçelerine yönelik bulgular elde edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>112 ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ ÇALIŞANLARININ SAĞLIK TEKNOLOJİLERİNE KARŞI TUTUMLARI VE İŞ STRESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87119</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87119</guid>
      <author>Meryem YEŞİLNARGülay YILMAZEL  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmanın amacı, 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının sağlık teknolojilerine karşı tutumları ile iş stresi arasındaki ilişkiyi belirlemektedir. Tanımlayıcı özellikteki bu araştırma Ekim 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında Çorum il merkezi ve ilçelerde bulunan 112 istasyonlarında gerçekleştirilmiştir (N=320). Örnekleme 236 acil sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Araştırma öncesinde Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar etik kurulundan onam (Karar No: 2024-20) alınmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu çalışmada araştırmanın verileri yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak bir anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formunda sosyo-demografik özellikler, “Sağlık Personeli Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutum Ölçeği” ve “Genel İş Stresi Ölçeği” yer almıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Normal dağılım gösteren değişkenlerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerin analizinde Mann-Whitney-U testi kullanılmıştır. Ölçek puanları ve sürekli değişkenler arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İstatistiksel değerlendirmelerde p&lt;0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun yaş ortalaması 33,3&amp;plusmn;5,7 yıl olup katılımcıların %56,4’ü kadındır, %53,4’ü acil tıp teknisyenidir. Araştırma grubunun Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutumu ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması 3,85&amp;plusmn;0,49 iken,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ölçeğin kapsam alt boyutunda 3,92&amp;plusmn;0,72, farkındalık alt boyutunda 4,13&amp;plusmn;0,66 ve fayda alt boyutunda 3,68&amp;plusmn;0,50’dir. Dijital sağlık teknolojilerini kullananlarda kapsam alt boyutundan alınan puanların ortancası 4 iken fayda alt boyutundan alınan puanların ortancası 3,58 bulunmuştur (p&lt;0.05). Araştırma grubunun iş stresi ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması 28,29&amp;plusmn;7,43’dür. Acil tıp teknisyenlerinin iş stresi puan ortalaması 27,19&amp;plusmn;7,32 olup diğer çalışanlara göre anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur (p&lt;0.05). Çalışma hayatında dijital sağlık teknolojilerini kullananlarda iş stresi puan ortancası 29 iken kullanmayanlarda 27 bulunmuştur (p&lt;0.05). Katılımcıların Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutumları ile genel iş stresi düzeyleri arasındaki ilişkinin negatif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir (p&lt;0.05). Sonuç olarak 112 acil sağlık çalışanlarının sağlık teknolojilerini değerlendirme tutumlarının ve iş stresi düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÖNÜŞÜMCÜ LİDERLİĞİN ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ İŞ GÜCÜ ÇEVİKLİĞİ NASIL ŞEKİLLENDİRİR?</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87125</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87125</guid>
      <author>Esra AKKAYASerdar BOZKURT , </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, dönüşümcü lider (DL) davranışları ile örgütsel vatandaşlık davranışı (ÖVD) arasındaki ilişkide iş gücü çevikliğinin düzenleyici rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmış ve kolayda örnekleme yoluyla veriler toplanmıştır. Araştırmaya kamu sektöründe ve özel sektörde yer alan 211 çalışan katılmıştır. Veri analizinde SPSS for Windows 28 programı kullanılmış, hipotez testleri ise Hayes Process Macro eklentisi aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, DL’in ÖVD üzerindeki etkisinde, iş gücü çevikliği faktörünün düzenleyici etkisi olduğu ve bu etkinin, iş gücü çevikliği faktörünün düzeyine bağlı olarak değiştiği ortaya konulmuştur. Araştırmanın sosyal değişim teorisi çerçevesini, ÖVD’yi etkileyen DL davranışları açısından, iş gücü çevikliğinin bağlamında genişleteceği düşünülmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL MÜDÜRLERİNİN İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNDE KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: NİTEL BİR ANALİZ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87181</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87181</guid>
      <author>Erdoğan KARAKAŞAyşe ASİLTÜRK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin insan kaynakları yönetimi (İKY) süreçlerinde karşılaştıkları başlıca sorunları ve bu sorunlara ilişkin geliştirdikleri çözüm önerilerini nitel bir yaklaşımla ortaya koymaktır. Çalışma, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Trabzon’daki farklı okul türlerinde görev yapan 18 okul müdürüyle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelere dayanmaktadır. Maksimum çeşitlilik örneklemesiyle belirlenen katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre okul müdürleri; atama ve görevlendirme sürecindeki merkeziyetçilik, öğretmen ve yardımcı personel yetersizliği, mesleki yetersizlikler, performans sistemi eksikliği, disiplin uygulamalarında yetki kısıtlılığı, hizmet içi eğitimlerin verimsizliği gibi çok boyutlu sorunlarla karşılaşmaktadır. Ayrıca öğretmenler arası iletişim sorunları, motivasyon eksiklikleri ve özlük haklarında yaşanan adaletsizlikler insan kaynağı yönetimini güçleştirmektedir. Sonuç olarak okul müdürlerinin etkili birer stratejik lider olarak konumlandırılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Müdürlerin İKY süreçlerinde yetkilendirilmesi, performansa dayalı değerlendirme sistemlerinin kurulması, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerin niteliğinin artırılması önerilmektedir. Araştırma, insan kaynaklarının etkili yönetiminin okul başarısını doğrudan etkilediğini ortaya koymakta, yapısal ve uygulama temelli reform ihtiyacını vurgulamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL ÇAĞDA SAHTE İHTİYAÇLAR: SOSYAL MEDYANIN DİJİTAL TÜKETİM DAVRANIŞINDAKİ ROLÜNÜ ARAŞTIRMAK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87183</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87183</guid>
      <author>Ibrahim Ba MATRAFAhmed GAWAS </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-BH;"&gt;Yaşadığımız modern dönem, teknolojiyle özdeşleşmiştir ve hayatımızın her alanında giderek daha fazla iç içe geçen bu teknoloji, tüketici davranışlarını da etkilemiştir. Bu artan etki, bireylerin ihtiyaçlarının gerçekliğiyle ilgili önemli soruları gündeme getirmiştir. Bu makale, filozof Herbert Marcuse'un sahte ihtiyaçlar teorisini kullanmakta ve sosyal medya platformlarının kullanımının, gerçek ihtiyaçlardan kaynaklanmayan sahte ihtiyaçlar yaratarak tüketimi nasıl etkilediğine odaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacına ulaşmak için, Türkiye'de yaşayan ve farklı gelir, eğitim ve kültürel geçmişlere sahip 395 Arap'tan toplanan verilerle nicel bir yaklaşım uygulanmıştır. Çalışma sonuçları, çevrimiçi satın alma davranışının sosyal medya platformlarında geçirilen zamanla pozitif ilişkili olduğunu göstermektedir. Sahte ihtiyaçlar olarak kavramsallaştırılan satın alma niyetlerinin de sosyal medya kullanımı ile tüketici satın alma davranışı arasındaki ilişkiye önemli ölçüde aracılık ettiği bulunmuştur. Araştırma sonuçları, gelir, yaş veya eğitim düzeyinin sahte ihtiyaçlar veya satın alma davranışı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını ortaya koymuştur. Mevcut bulgular, Marcuse'un modern toplumda sahte ihtiyaçların varlığına ilişkin varsayımlarını deneysel olarak doğrulamaktadır; bu da sosyal medyanın tüketimi esas olarak sahte ihtiyaçlar yaratarak etkilediğini göstermektedir. Çalışma, dijital çağda dijital tüketim ve tüketici davranışı etrafındaki söyleme katkıda bulunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN REKREASYON FARKINDALIĞI İLE SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87236</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87236</guid>
      <author>Merve ÖZYILDIRIMFatma ERGENE ,Türkan SAVAŞ ,Ceren BOLAT </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin rekreasyon farkındalıkları ile sosyal medya bağımlılıkları arasındaki ilişkinin tespit edilmesi ve çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma grubunu Sakarya Uygulamalı Bilimler ve Sakarya Üniversitesi’nde öğrenim gören toplam 196 kadın 231 erkek üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada, “Kişisel Bilgi Formu”, “Rekreasyon Farkındalık Ölçeği (RFÖ)” ve “Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği (SMBÖ)” veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Ölçeklerin normal dağılıma uygun olup olmadığını tespit etmek için çarpıklık ve basıklık test sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarına göre mevcut verilerin normal dağılıma uygun olduğu belirlenmiş ve değişkenlerin test edilmesinde parametrik test teknikleri kullanılmıştır. İstatistik analizlerde yüzde, frekans, aritmetik ortalama, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon test teknikleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, sosyal medya bağımlılığı ile rekreasyon farkındalığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Sosyal medya bağımlılığı ile lisans düzeyi ve haftalık katılım sıklığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, sosyal medya günlük kullanım süresi ile pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Rekreasyon farkındalığı ile sosyal medya günlük kullanım süresi ve haftalık rekreatif aktiviteye katılım sıklığı arasında ilişki tespit edilmezken, lisans düzeyi ile pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkeninde sosyal medya bağımlılığı ve rekreasyon farkındalığı açısından anlamlı farklılık bulunmazken, rekreatif aktiviteye katılım durumu ve düzenli katılım durumu değişkenlerinde hem rekreatif aktiviteye katılan hem de düzenli katılan bireylerin lehine farklılık tespit edilmiştir. Sonuç olarak, rekreasyon farkındalığı ve sosyal medya bağımlılığının anlamlı bir ilişkiye sahip olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra, sosyal medya günlük kullanım süresi arttıkça sosyal medya bağımlılık düzeyinin de arttığı, lisans düzeyi yükseldikçe ise rekreasyon aktivitelerine yönelik farkındalığın da arttığı söylenebilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>G. MARCEL VE E. MOUNİER PERSONALİZMİNDE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMÜN BİLEŞENLERİ OLARAK KİŞİLİK, KÜLTÜR VE EĞİTİM</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87240</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87240</guid>
      <author>Elif Can ÇAKIREmel KOÇ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmada 20. yüzyıl Fransız felsefesinin önemli temsilcilerinden Gabriel Marcel ve Emmanuel Mounier’nin personalist felsefelerinde “kişi” kavramı üzerinden kişiliğin kültür ile ilişkisi ve eğitimin bu ilişkideki işlevi tartışılmaktadır. İki filozof da kişiyi hem somut bir varlık hem de aşkın bir özne olarak kabul eder. Sözü edilen kişi tasavvuru, onların ontolojik, etik, toplumsal ve pedagojik yaklaşımlarının temelini oluşturur. Marcel ve Mounier felsefelerindeki ortak payda, kişinin değer sisteminin ve anlam dünyasının biçimlenmesinde temel bir unsur olan kültür ile kişilik gelişimi arasında kurulan ilişkinin vurgulanmasıdır. Bu ilişkide eğitim hem kültürün ayrılmaz bir parçası&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: #ee0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;hem de kişiliğin şekillenme sürecinde belirleyici bir unsur olarak işlev görmektedir. Bu üç bileşen, bireysel ve toplumsal yapıların dönüşümünde kritik bir rol üstlenmektedir. Dolayısıyla bu yaklaşımda kişilik inşasının olmadığı bir eğitim anlayışı kültürel süreçleri yetersiz bırakırken üç bileşenin de birlikte zayıflaması toplumsal dönüşümü sekteye uğratmaktadır. Bu bağlamda, kişilik, kültür ve eğitim; birbirini besleyen ve dönüştüren üç temel bileşen olarak değerlendirilmelidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘SUNU’DAN MANİFESTOYA: YÖNELİŞLER DERGİSİNİN POETİK ÇİZGİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87255</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87255</guid>
      <author>Sefa TOPRAK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışmada, manifestonun edebiyat tarihindeki yeri ve özellikle Türk şiirindeki örnekleri üzerinden &lt;em&gt;Yönelişler&lt;/em&gt; dergisinin (1981&amp;ndash;1990) poetik duruşu ele alınmaktadır. Manifesto, ortak bir edebiyat anlayışını ilan eden, dergiler etrafında kurulan kolektif beyan biçimi olarak tanımlanır. Çalışmada Fecr-i âtî Beyannamesi, Yedi Meşaleciler’in önsözü, Garip’in “Önsöz”ü ve “Yeni Lisan” gibi örnekler üzerinde durularak &lt;em&gt;Yönelişler&lt;/em&gt;’in manifest duruşu incelenmektedir. 1980’lerin şiir ortamında “okul” işlevi ile öne çıkan &lt;em&gt;Yönelişler&lt;/em&gt; dergisi&lt;em&gt; Büyük&lt;/em&gt; &lt;em&gt;Doğu&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Diriliş&lt;/em&gt; çizgisinden gelen bir dergi olarak “ürün merkezli” bir estetik hassasiyetle, şiiri merkeze alan bir yayın politikası geliştirir. İlk sayıdaki “Sunu” derginin manifestosu niteliğindedir. “Sunu”da, Yeni Türk edebiyatını gözden geçirme, Eski Türkçe metinlerle dil-tarih sürekliliğini görünür kılma, rastlantısız yöntemle çeviri, çağdaş kültürleri tanıtma, Batı dışı edebiyatlara ve Birleşik Amerika’da egemen kültür dışındaki grupların şiirine yer verme ve yazı süreçlerine saygı ilkeleri belirtilir. “Görünen koşullara teslim olmamak”, “rıza/ödev bağlamında uğraşmak” ve yüzeysellik döngüsünden uzak durmanın yanısıra dergi, ideolojik polemiklerden kaçınarak gelenekle sahici ilişkiyi, özgünlük ve eleştirel birikimi önceleyen poetik bir iklim üretir. Ebubekir Eroğlu’nun poetika yazıları ile Orhan Okay, İlhan Kutluer, İhsan Deniz gibi isimlerin katkıları teorik derinliği artırır. Osman Konuk, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz gibi şairlerin görünür olması, derginin “okul” işlevini pekiştirir. Çevirilerde Afrika, Arap, Yugoslav, Kızılderili ve Zenci edebiyatlarına açılım oldukça özgündür. &lt;em&gt;Yönelişler&lt;/em&gt;, taklitçiliğe ve yüzeysel sentezlere karşı özgünlüğü savunur. Gerçek kültürel dönüşümün tabandan, içselleştirilmiş bir yaratıcılıkla mümkün olduğunu ileri sürer. Şiiri varoluşsal, manevi ve toplumsal arayışın yoğun ifadesi olarak görür. Sonuçta dergi, ilan ettiği manifestoya sadık kalarak poetik bir tutarlılık gösterir. 1980 sonrası Türk şiirinde özgünlük, derinlik ve teorik bağımsızlık arayışına kalıcı katkı sunar. Bu bağlamda derginin yayın politikasını beyan eden ‘Sunu’nun bir manifesto örneğini ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Derginin 53 sayılık yayın hayatında manifest tavrını koruduğu, bu çizgi üzerinden yayın yaptığı açıkça görülmüştür. Bu tutumun edebiyatı diri tutma kaynağı olarak dergicilik anlayışındaki olumlu katkıları üzerine sonuçlar çıkarılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞDAŞ SANATINDA ALTERNATİF MALZEME KULLANIMI: CANAN ŞENOL VE ŞÜKRAN MORAL</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87377</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87377</guid>
      <author>Tuğçe VURAL  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Türk sanatçılar Şükran Moral ve Canan Şenol'un eserlerinde alternatif malzeme kullanımını araştırmaktır. Bu çalışma, geleneksel olmayan malzemeler kullanarak bu sanatçıların yerleşik toplumsal cinsiyet kurallarını ve toplumsal hiyerarşileri sorguladığını ortaya koymaktadır; örneğin, Şükran Moral'ın Bordello, Kız Kardeşime ve Umutsuzluk gibi performans temelli eserleri, bedeni, yaşanılan mekanı ve geçici durumları direniş araçlarına dönüştürerek ötekileştirmeyi, cinsiyetçiliği ve kurumsal otoriteyi göstermektedir. Buna karşılık Canan Şenol, Şeffaf Polis Karakolu, Adem ve Havvalar, Tavus Kuşu ve Ejderha, Cennet, Sonsuz Aşk ve Striga gibi eserlerinde dokunsal ve süslemeli bileşenler kullanmaktadır. Bu malzemeler arasında sim, kumaş, boncuk, pul, kil, pleksiglas ve sentetik çiçekler yer almaktadır. Genellikle ev hayatı ve kadınlıkla ilişkilendirilen bu nesneler, politik eleştiri, mit yaratma ve radikal anlatı araçlarına dönüştürülmektedir. Maddilik, anlamı aktif olarak şekillendirir ve yalnızca bir amaca ulaşmak için bir araç değildir. Bu nedenle, bu araştırma, pratiklerini deneysel sanatın daha geniş söylemi içinde sunarak göstermiştir. Bu çalışma, Moral ve Canan'ın eserlerinin modern Türk sanatının görsel ve kavramsal sözlüğüne katkıda bulunduğunu ve kültürel direniş, cinsiyet ve kimlik etrafında dünya çapındaki diyalogları güçlendirdiğini ortaya koymuştur. Son olarak, bu çalışma, alışılmadık malzemelerin normları bozma ve sanatın toplumdaki yerini yeniden düşünme gücüne sahip olduğunu göstermiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TAKIM ÜYELERİNİN İŞ PERFORMANSINA ETKİSİNDE YETENEK YÖNETİMİ VE KRİZ SÜREÇLERİ ETKİLEŞİMİ: İZMİR İLİNDE SAĞLIK ORGANİZASYONLARINDA BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87430</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87430</guid>
      <author>Nurdan KARAMANNezih Metin ÖZMUTAF  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; color: windowtext;"&gt;Organizasyonlarda takım çalışmaları ile sinerjik etki yaratılarak daha yüksek performansla faaliyetlerin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Takım çalışmalarının önem arz ettiği sağlık organizasyonlarının özellikle sağlık hizmeti verecek yetenekli çalışanları bulmaları, onları geliştirip potansiyellerini açığa çıkarmaları ve elde tutabilmeleri önem kazanmıştır. Böylece yetenek faktörünün artan öneminin sağlık organizasyonlarında artı değer katan bir unsur olarak görülmeye başlandığı belirtilebilir. Diğer taraftan sağlık organizasyonlarının dışsal ve içsel etkiler nedeniyle çeşitli açılar, boyutlar ve süreçlerde kriz süreçleriyle karşılaştıkları görülmektedir. Sağlık hizmetlerinin hem organizasyonlar hem de ülke, toplum ve birey açısından yüksek stratejik önemi düşünüldüğünde, kriz süreçlerinin üstesinden gelmede yetenekli insan kaynağının varlığının gerekliliği takım çalışmalarında bireylerin iş başarısı açısından yadsınamaz. Bu çerçevede, İzmir’de Ocak 2023 ve Haziran 2023 tarihleri arasında kamusal sağlık sektöründe çalışan 302 sağlık çalışanı kapsamında bir anket uygulaması yapılmıştır. Araştırma sonucunda oluşan, yetenek yönetimi çerçevesinde “yönetim, liderlik ve davranış”, “insan kaynakları I, “insan kaynakları II”; kriz yönetimi çerçevesinde “kriz sonrası yönetimin işlevi I, “krize hazırlık I”, “kriz sonrası yönetimin işlevi II”, “kriz yönetim sürecinin etkin yönetimi”, “kriz sonrası kriz yönetim planı”,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“krize hazırlık II”;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;takım üyelerinin performansları çerçevesinde “insan ilişkileri, “yönetim süreci, “takım çalışmaları, “iş süreçleri” sağlık çalışanları tarafından ileri düzeyde önemli olarak bulunmuştur. Faktörler arasında orta ve yüksek düzeyde pozitif yönde korelasyonlar belirlenmiştir. Yapısal eşitlik modeli bulgularına göre ise, istatistiksel açıdan ayrı ayrı kriz yönetiminin ve yetenek yönetiminin takım üyelerinin iş performansına etkisinin önemli olduğu; ancak kriz yönetimi ve yetenek yönetimi etkileşiminde, yetenek yönetiminin takım üyelerinin iş performansına etkisinin önemli olmadığı belirlenmiştir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ ÇAĞ HİNDİSTANI’NIN İLK BÜYÜK İMPARATORLUĞU: MAURYA (MORYA) İMPARATORLUĞU (MÖ. 321-185)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87441</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87441</guid>
      <author>Saadet ŞEKER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;MÖ. 321’de tarih sahnesine çıktığı düşünülen ve Hindistan tarihinde açısından önemli bir yere sahip olan Maurya (Morya) İmparatorluğu sırasıyla Çandragupta, Bindusara, Aşoka ve devamında gelenlerin yönettiği bir imparatorluk olarak üç dönemde Hindistan’a hâkim olmuştur. İlk hükümdarları Çandragupta’nın yaşamının ilk yılları hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklarda onunla ilgili ilk ifadeler çoğunlukla kökeni üzerinde yürütülen tartışmalar ekseninde şekillenmektedir. Ailesinin Hint toplumunun alt ya da üst kastından birine mensup olduğu yönündeki söylemler üzerinden hayatı ele alınmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Gerçekte Çandragupta adı Makedonyalı İskender ile olan mücadelesinde öne çıkmaya başlamıştır. Çandragupta’dan sonra başa geçen Kral Aşoka, Maurya İmparatorluğunun sınırlarını genişleterek gücünün zirvesine ulaştırmıştır. Maurya İmparatorluğu hakkında ilk bilgilerimiz MÖ. 269-232 yılları arasındaki saltanat süren Kral Aşoka tarafından korunan önemli ticaret yolları üzerindeki stupa adı verilen sütunlar ve kayalıklara kazınmış belgelere dayanmaktadır. Aşoka’dan sonra başa geçen oğlu Jalauka döneminde yeni fetihlerle Maurya İmparatorluğu ayakta kalmayı başarmışsa da ondan sonra gelen hükümdarlar ile yıkılışa giden süreç başlamıştır. Maurya Hanedanlığına mensup kişiler tarafından kurulan bu imparatorluk ilk Hint imparatorluğu olması bakımından dikkate değerdir. Makedonyalı İskender gibi bir dünya fatihi ile girdiği mücadeleyle adından söz ettiren Çandragupta ve Budizm’in Hindistan’daki öncüsü Aşoka’nın hükümdarlıkları ile Maurya İmparatorluğunun sınırları İran’dan Hindistan’ın güneyine kadar ulaşmıştır. Bu çalışmada Hindistan’ın Eski Çağ tarihinde önemli yer tutan Maurya İmparatorluğuna mensup Çandragupta, Bindusara, Aşoka, Jalauka ve Damodara’nın hükümdarlıkları ve bu dönemlerde yaşanan gelişmeler ele alınmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Maurya İmparatorluğuna en parlak zamanını yaşatması sebebiyle Kral Aşoka’nın saltanatı diğer hükümdarlara nispeten daha geniş ele alınmaya çalışılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ MEDYA EKONOMİSİ VE DİJİTAL TİCARETİN EKONOMİ POLİTİĞİ: ALİBABA.COM ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87546</guid>
      <author>Özge UZUNDUMLU İNSUYUZeynep DEMİRCİOĞLU BİRİCİK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 0cm 1.0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; color: windowtext; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Dijitalleşme, küreselleşen ticaretin yeni dinamiklerini şekillendiren başlıca unsurlardan biri hâline gelmiştir. Ekonomik, kültürel ve iletişimsel dönüşümlerin kesişiminde ortaya çıkan bu süreç, ekonominin temel yapı taşlarını yeniden tanımlamakta ve üretim, emek, mülkiyet ile kapitalizm gibi ekonomi politiğin temel bileşenlerinde köklü değişimlere yol açmaktadır. Bu çalışma, dijitalleşmenin küresel e-ticaret üzerindeki etkilerini Alibaba.com örneği üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. Alibaba.com, yalnızca bir e-ticaret platformu değil, aynı zamanda dijitalleşmenin küresel değer zincirlerini merkezileştirdiği ve yeni bir ekonomik hegemonya kurduğu bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Araştırma, fenomenolojik nitel yaklaşımla tasarlanmış olup, Türkiye’de Alibaba.com’a üye olan 15 ihracatçı KOBİ, platformun Türkiye temsilcileri ve İş Geliştirme Müdürü ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakatlara dayanmaktadır. Veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiş ve dört ana tema belirlenmiştir: (1) Alibaba.com’un sağladığı fırsatlar, (2) dijital emek süreçleri, (3) mülkiyet ve platform bağımlılığı, (4) iletişim stratejileri ve danışmanlık desteği. Araştırma sonuçlarına göre, Alibaba.com KOBİ’lere ihracat ve görünürlük açısından önemli avantajlar sunmakta; ancak aynı zamanda kullanıcıları algoritmik kontrol, veri temelli gözetim ve mülkiyet belirsizliği süreçlerine maruz bırakmaktadır. Dijital emek biçimleri görünmezleşmekte, platform kapitalizmi ve gözetim kapitalizmi dinamikleri güçlenmektedir. Bu saha araştırması, dijital platformların sadece teknolojik altyapılar değil; aynı zamanda gözetim, yönlendirme ve veri temelli sermaye birikimi mekanizmaları olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, dijitalleşmenin emek kavramını dönüştürme biçimlerini ve platformun iletişim stratejilerinin yeni emek formlarıyla olan ilişkisini görünür kılmaktadır. Sonuç olarak, Alibaba.com örneği, dijital emek, mülkiyetin yeniden tanımlanması ve platform kapitalizminin işleyişi açısından kritik bir laboratuvar işlevi görmekte hem yerel hem de küresel düzeyde yeni bağımlılık ilişkileri ve eşitsizlik biçimlerinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


