






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2024 Sayı 149</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2924</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>İLHANLILARIN İSLAMİYET’İ BENİMSEMELERİNDE TASAVVUF’UN YERİ VE ÖNEMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74437</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74437</guid>
      <author>Yaşar BEDİRHANGülşah YAYLAGÜLÜ ALPDOĞAN  </author>
      <description>Dünya Tarihinde eşine az rastlanır bir trajedi ve adına Müslüman kıyamı diyebileceğimiz olay, 13. Yy.’da gerçekleşmiştir. Hemen hemen tüm Avrasya’yı kuşatan bu kıyam Moğol kıyamıdır. Bu durum İslam Tarihinde Müslümanların başına gelebilecek çok büyük bir felaketti. Moğol kıyamı öylesine bir felakettir ki İslam Tarihi açısından bıraktığı izler bu yüzyılda bile silinememiştir. Hülâgû Moğol hükümdarı ve İlhanlı Devletinin kurucusu olarak tarihin bu kanlı sayfasında yerini almıştır. İslamiyet’in yaklaşık beş asır boyunca meydana getirdiği medeniyeti baltalayan Moğollardır. Oldukça kısa bir sürede İslam Medeniyetinin tamamına yakınına hâkim olmuşlardır. Yaşanan bu kadar olumsuzluğa rağmen Moğollar hakimiyeti altına aldıkları medeniyetin inanç sistemi olan İslamiyet’i benimsemişlerdir. Bu durum İslamiyet’in hem üstünlüğünü hem de Türklerin Orta Asya inanç sistemi olan Şamanizm’in mağlubiyetini göstermektedir.Araştırma Konumuz İstila edilen Müslüman coğrafyasında kurulan İlhanlıların İslamiyet’i seçerken etkilendikleri Tasavvuf grupları, Sufiler, tarikatlar ve şeyhlerin etkilerini inceleyerek açıklığa kavuşturmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BALE SANATÇILARINDA YEME BOZUKLUKLARININ DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74174</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74174</guid>
      <author>Yağmur ARINLISabina GANİOĞLU  </author>
      <description>Jimnastik, artistik buz pateni, çeşitli dans türleri gibi bale de estetik ağırlıklı performansa dayanan dallar içinde aralarındaki farklara rağmen benzerlikler göstermekte, çocukluktan itibaren mesleğin gerekliliklerinden ötürü sanatçı adayları çok yoğun çalışma programı ve çeşitli katı tutumlara maruz kalmaktadırlar. Ancak, güncel görsel estetik standartları koruyabilmeleri uğruna bale dansçıları dengesiz beslenme, menstural düzensizlikler veya kesilmesi, kemik erimesi ve stres kırıkları tıbbi sıkıntılar yaşamaktadırlar (Benson vd, 1989 ; Wolman ve Harries, 1989 ). Ergenlikten itibaren yetersiz beslenme ve sıkı kalori kısıtlamaları ile karşı karşıya kalınmasının beslenme bozukluklarının gelişmesine sebep olduğu araştırmalar sonucu tespit edilmiş,  Amerikan Psikiyatri Derneği’i 2013 yılında DSM-5’e (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders– 5) göre yeme bozukluklarını 8 alt gruba ayrılmıştır ( American Psychiatric Association, 2013). Araştırmalarda balerinlerin boya göre ideal ağırlıklarının % 12’ nin altında olduğu % 15.0’inin anoreksiya ,% 19.0’unun bulimiya nervoza ölçütlerinde olduğu ( Hamilton vd.,1985), kilolarını kontrol edebilmek için  %29,3’ünün kendini aç bıraktığı, %9,6’sının istifra ederek kendini kontrol etmeye çalıştığı ve %4,2’sinin laksatife başvurduğu belirlenmiş (Thomas vd., 2011),  yaklaşık %83’ünün yeme bozukluğu semptomu gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır (Ringham vd.,2006). Araştırmalar sonucunda ABD Dans/ABD Bale Yöneticileri Konseyi 2011 yılında, bale dansçıları için sağlıklı beslenme kılavuzu geliştirmiştir ( Challis, 2009).  Yeme bozukluklarının önlenmesi ve tedavisinde eğitim ve bilinçli yaklaşım oldukça önem taşımaktadır. Dansçılar ve adayları sanatın estetik, teknik, fizyolojik yönlerinde sakatlık ve baskı durumları ile baş edebilmek için bilgili olmalı, eğitimciler ve aileler de risk faktörleri, erken belirti ve semptomları, tanı ve tedavi başarılı olmazsa ciddi problemler ile karşı karşıya kalınacağının bilincinde olmalı semptom gösteren öğrenci veya profesyonellerin performanslarının, sağlıklarının süreçten negatif etkileneceği;  tıbbi, psikolojik ve sosyal sonuçları ile problemle karşılaşıldığında uzmanlardan yardım almaları konusunda bilinçli olmalıdır ( Hasbay, 2005; Keser ve Yüksel, 2020 ).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOTİFY “TÜRKİYE İLK 50” LİSTESİNDE YER ALAN ŞARKI VE ŞARKICILARIN ÇEŞİTLİ AÇILARDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74748</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74748</guid>
      <author>Mehmet Ali ÇOBANÖmer Bilgehan SONSEL </author>
      <description>İnsanlık tarihi boyunca müzik dinlemek bir ihtiyaç olmuş ve müzik dinleme ihtiyacı çağlar ilerledikçe daha rahat karşılanabilir hale gelmiştir. Fonografın icadından başlayarak günümüz müzik dinleme teknolojilerine uzanan bu serüvende internet aracılığıyla pek çok müzik dinleme platformları ortaya çıkmıştır. Bu platformların başında en çok tercih edilenler arasında Spotify yer alarak kitlelerin müziğe daha hızlı ulaşabilmesini sağlamıştır. Toplumların dinlediği müziklerin o toplumların belirli izlerini yansıttığı için en çok dinlenilen şarkıların belirli aralıklarla incelenmesi önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Spotify 2023 Kasım Ayı “Türkiye İlk 50” Listesinde yer alan şarkıların analizlerine yer verilmiştir. Kasım ayı boyunca listede yer alan şarkılar gün bazında yer alma süreleri, tür, tonalite/modalite/makam ve ritmik yapı bakımından görünümü, şarkıları seslendiren şarkıcıların cinsiyetleri ve şarkıların yerli/yabancı olma durumları, sözlerinin içerdiği temalar ve şarkıların süreleri bakımından incelenmiştir. Elde edilen veriler ilgili başlıklar altında tablolaştırılarak sergilenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİTOLOJİK SEMBOLLERİN VE FİGÜRLERİN TÜRK ÇİNİ SANATINA YANSIYAN KODLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74838</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74838</guid>
      <author>Vedat KACARDeniz KANTARCI </author>
      <description>Mitoloji, her toplumun kültürel mirasını, geleneklerini, inançlarını ve sanatını şekillendiren köklü bir arka plan sunar.  Bu nedenle mitolojik hikayeler, evrensel boyutta etkileyici ve ilgi çekici bir tema olarak görülür ve insan doğasının ortak özelliklerine dokunur. Aynı zamanda mitoloji, günümüzde de insanların yaşamlarına anlam katan bir rol oynamaya devam etmekte ve modern dünyada da ilgi çeken bir konu olmayı sürdürmektedir. Günümüze kadar etkisini korumuş olan bu disiplinin kökeni arkaik toplumların dünya ve evren algısına dayanmaktadır. İlk insanlar için gök gürültüsü, fırtınalar, med cezirler, depremler, kuraklık, bolluk gibi doğa olaylarının nedenleri veya yaratılış kökeni gibi çok fazla bilinmezler bulunmaktaydı. İnsanlar, doğal afetler karşısında hissettikleri dürtülerden kaynaklanan korku, doğaya hükmetme arzusu ve avcı-toplayıcı toplumlar için hayvanların gücüne ulaşma isteği gibi dürtüler sonucunda çeşitli ritüeller, tanrılar ve efsaneler türeterek mitolojinin büyülü dünyasını inşa etmeye başlamışlardır. Dünyanın dört bir yanında yaşayan topluluklar, kendi benzersiz tanrısal efsanelere sahipken, Orta Asya'da yaşayan Türkler de kendi özgün mitolojilerini ve mitolojik kahramanları geliştirmişlerdir. Bu mitolojiler, Türklerin yaşadıkları coğrafyanın, kültürünün, sanatının ve tarihlerinin bir yansımasıdır. Türk mitolojisi, bozkır coğrafyasının zorlu şartlarına, toplumların hayatlarının temel dinamiklerine, sanat disiplinlerine ve değerlerine dayalı zengin bir kültürel birikimi temsil etmiştir. Bu mitolojik hikayeleri oluşturan sembol ve figürler, Türklerin geçmişine ve kültürel kimliklerine bağlılığını sürdürdüğü, geleneksel Türk sanatlarında da güçlü bir biçimde var olan birer miras olarak da görülmektedir. Bu mirası devralan önemli geleneksel sanat dallarından biri de Türk Çini Sanatı olmuştur. Çeşitli dönemlerde, mitolojik hikayelerin estetik ve sembolik zenginliğini kucaklamış, semboller ve figürler aracılığıyla eski Türk kültürü ve folkloruna ışık tutmuştur. Dolayısıyla çini sanatı, mitolojik mirası günümüze taşımada önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada mitolojik mirasın çini sanatına yansıyan önemli figür ve sembollerinin kültürel, sanatsal ve estetik açıdan değerini vurgulamak amaçlanmıştır. Sunulan örneklerdeki mitolojik sembol ve figürler ikonografik açıdan değerlendirilmiş ve çini sanatındaki estetik varlıklarının yanı sıra içerdikleri derin anlamlar ve hikayeler ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖBEKLİTEPE’DE SANATSAL İZLER VE SEMBOLLER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74543</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74543</guid>
      <author>Sinan ÇAKMAKErman SAĞIROĞLU </author>
      <description>Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 22 km kuzeydoğusunda yer alan bir yapılar topluluğudur. 1963 yılında Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırma Karma Projesi kapsamında İstanbul ve Chicago Üniversiteleri ortak bir çalışma yapmış ve bölgede yüzey taramalarının akabinde 1994 yılında arkeolojik kazı çalışmalarına başlanmıştır. Bu çalışmalar sonrasında arkeologların değerlendirmesine göre insanlığın en eski yapılarından birisi ortaya çıkmıştır.  İçerisinde barındırdığı yoğun sembolik anlatımı ile diğer birçok yapıdan farklı ve ayrıcalıklı bir değere sahiptir. Yazının ve madeni araçların bilinmediği bir dönemde böylesine muhteşem bir yapının inşa edilmiş ve sembollerin bu derece profesyonellikte işlenmiş olması buraya olan ilgiyi her geçen gün arttırmaktadır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak Göbeklitepe’nin tarihsel değerine vurgu yapılmış, Göbeklitepe’de bulunan mahfazaların içerisindeki sütunlara kazınarak resmedilmiş olan çeşitli sembol ve figürlerin sanatsal olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Sanat ve ugarlık tarihi açısından son derece önemli olan Göbeklitepe’de, T şeklindeki sütunların üzerinde bulunan birbirinden farklı hayvan sembollerinin sanatsal izler taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu tarz çalışmaların gelişmiş bir teknik bilgi ile ortaya konabileceği düşünüldüğünde, o dönem insanlarının bulundukları döneme göre oldukça gelişmiş bir teknolojiye sahip oldukları düşünülmekte ve bu farkındalığın literatüre girmesini sağlamak temel amaç olarak edinilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ELÂZIĞ VE DİYARBAKIR İLLERİNDE OYNANAN ÇEPİK OYUNUNUN HAREKET VE MÜZİK BAĞLAMINDA KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74852</guid>
      <author>Selami AKIŞ</author>
      <description>Türk halk oyunları coğrafi, tarihsel, kültürel ve sanatsal geçmişi ile Anadolu’nun önemli kültürel unsurlarından biridir. Geçmişten günümüze uzun bir sürece yayılarak varlığını sürdüren Türk halk oyunlarını oluşturan oyunlar ele alındığında bu oyunların bağlı olduğu toplumun kültürel kodlarından ve yaşantılarından meydana geldiği görülmektedir. Bu şekilde önemli kültürel ögeleri barındıran oyunlardan biri çepik oyunudur. Coğrafi olarak sınırları bulunan Elâzığ ve Diyarbakır illerinde görülen çepik oyununun müzikal yönü kısmen birbirine benzer olsa da farklı hareket ve duygular içerdiği tespit edilmiştir. Ayrıca her iki ilde oynandığı şekli ile ritim yapıları ele alındığında Elâzığ çepik oyununun ağırdan başlayıp hızlandığı ve sonra tekrar ağırlaşıp ardından tekrar hızlanarak devam ettiği; Diyarbakır çepik oyununun ise sabit bir ritim yapısına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada her iki ilde de oynandığı görülen çepik oyunun hareket ve müzikal analizi yapılmıştır. Makalenin merkezinde Elâzığ ve Diyarbakır illerinde oynanan çepik oyununun karşılaştırmalı analizi bulunmaktadır. Bunun için hareketlerin benzerlikleri ve farklılıkları ile müziksel unsurlardaki paralellikler ve ayrılıklar incelenmiş; böylece oyuna dair her iki yörenin kültürel ve toplumsal bağlamdaki özgünlükleri ortaya konmuştur. Ayrıca analizi oluşturan etmenler bir tablo ile gösterilmiştir. Çepik oyunlarının hareket analizi yapılırken oyunlar; vücut, ayak ve kolların yaptığı hareketler bağlamında ele alınıp hareket sayılarına göre anlatılmıştır. Oyunların hareket anlatımı tamamlandıktan sonra da oyunun notası eklenmiştir. Daha sonra ise müzik analizi yapılarak eser içerisinde kullanılan makam dizisine ve eseri oluşturan seslere yer verilmiştir. Çalışmanın amacı, Türk halk oyunlarının en yaygın olarak oynanan oyunlarından biri olan çepik oyununun hareket çözümlemelerinin yapılması, öğrenilmesi ve öğretilmesinin kolaylaştırılmasını sağlamaktır. Yöntem olarak yapısal hareket analiz yöntemi izlenmiştir. Kapsam olarak ise Elâzığ ve Diyarbakır illerinde oynanan çepik oyunu mercek altına alınmış; ardından bu oyunların karşılaştırmalı analizi yapılarak yorumlanmıştır. Yapılan araştırmanın neticesinde Elâzığ ve Diyarbakır yörelerinde oynanan çepik oyunlarının analizinde önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Elâzığ ilinde görülen çepik oyununun bir ekip/topluluk tarafından değil iki erkek veya kadın tarafından oynandığı; coşku ve sevinç duygularını öne çıkardığı anlaşılmıştır. Diyarbakır ilinde oynanan çepik oyununun ise topluluk/ekip tarafından oynandığı ve kavga, çekişme duygularını aksettiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK MÜZİĞİ DEVLET KONSERVATUVARLARINDA UZAKTAN EĞİTİM İLE YAPILAN ÇALGI EĞİTİMİ DERSLERİNE İLİŞKİN ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74878</guid>
      <author>İlayda DUBAZ BÜKÜLMEZArda GÖKSU ,Haluk BÜKÜLMEZ </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitimi Bölümü öğrencilerinin uzaktan eğitim ile yapılan çalgı eğitimi derslerine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Nitel yöntem benimsenen çalışmanın deseni durum çalışmasıdır. Çalışma grubunu Türk müziği devlet konservatuvarında 1, 2, 3 ve 4. sınıfta öğrenim gören    toplam 36 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ile elde edilerek içerik analizi ile çözümlenmiştir. Çalışmanın sonucunda öğrencilerin büyük çoğunluğu uzaktan eğitim sürecinde alınan çalgı eğitimi derslerinin; verimsiz ve olumsuz olduğunu, derslerin tekrar izlenebilirliğini avantaj olarak gördüklerini, sistemsel problemleri dezavantaj olarak gördüklerini, onlara katkı sağmadığını, çalgı performanslarının düştüğünü, motivasyonlarını olumsuz yönde etkilediğini ifade etmiştir. Son olarak öğrenciler, çalgı eğitimi derslerini yüz yüze eğitim şeklinde tercih ettiklerini ifade etmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNU GENÇLERDE YOKSULLUK VE KÜLTÜREL SERMAYE İLİŞKİSİ: ADANA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74771</guid>
      <author>Ahmet USANMAZ</author>
      <description>Eğitim toplumları belirlenen amaçlara yönlendiren, kişinin tutum, bilgi ve beceri düzeyini geliştirmeyi hedefleyen süreçler bütünüdür. Çocuk ve gençlerin eğitime erişimi ve erişim sonrası süreci devam ettirebilmesi önemlidir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi, eğitim politikaları, coğrafi yapısı, cinsiyetler arası eşitlik/eşitsizlik ilkeleri gibi faktörler öğrencilerin öğrenme, başarı, adaptasyonu üzerinde etkilidir. Daha da mikro ölçekte ailelerin sosyoekonomik statüsü, yaşadığı mahalle, semt, ilçesi veya ili bu eğitim sürecinde etkili olup, bulunduğu bölgede eğitime erişimi, eğitimin niteliği, eğitim kurumlarının yapısı gibi etkenler de akademik başarı üzerinde belirleyicidir. Bu çalışmada yükseköğretim eğitimleri sonrası eğitim süresince aldıkları uzmanlık alanları dışında çalışan gençlerin yoksulluk durumları ele alınmıştır. Çalışmanın amacı: Yükseköğretim mezunu gençlerin uzmanlık alanları dışında çalıştıkları alanlara giden süreci eğitim eşitsizlikleri, kültürel sermaye, meritokrasi, toplumsal hareketlilik bağlamında anlamaya çalışmaktır. Yöntem: Yükseköğretim eğitimleri üzerinden 2 yıl geçmiş olan, Adana’da yaşayan mezun oldukları bölümler dışında daha çok emek gücüne dayanan ve niteliksel olarak yoksun olan işlerde çalışan 15-29 yaş aralığında yükseköğretim mezunu gençler ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Ailelerin eğitimde geçirdikleri süre, eğitime yabancılaşma durumları, gençlerin eğitim öncesi ve eğitim sonrası aşamalarında belirleyici bir rolü bulunmaktadır. Gençlerin hanelerinden aldıkları yoksulluğu eğitimlerinin diğer aşamalarında olduğu gibi (ilkokul, ortaokul, lise) yükseköğretim sürecine dahil olmalarına rağmen yeniden üretme riski ile karşı karşıyadırlar. Çocuk yaşlardan itibaren yoksullukları ile baş etme, ailelerine yük olmama, eğitimin materyallerini karşılama gibi nedenlerden dolayı iş piyasasına dahil olmuşlardır. Eğitim sonrası işsiz kalma durumu gençlerin dışında birçok farklı yapısal problemlerin ürünü olmaktadır. Yoksulluğun kronikleşmesi ile mücadelede dezavantajlı/kırılgan gruplar olarak gençlerin eğitimin farklı aşamalarında desteklenmesi yoksulluk döngüsünden çıkabilmelerine olanak tanıyacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASİ İSTİKRARSIZLIK VE BÜTÇE AÇIKLARI; TÜRKİYE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74942</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74942</guid>
      <author>İbrahim Halil UÇAR</author>
      <description>Politik istikrarsızlık politik ve yasal olarak belirsizliğe yol açabileceğinden iktisadi açıdan etkinlik ve verimlilik üzerinde olumsuz etki yaparak verimliliği direkt azaltarak piyasa işleyişini olumsuz etkileyebilmektedir. Siyasi istikrarsızlığın iktisadi konjonktüre yansımaları konusunda elde edilen genel kanı yatırım yoluyla başta iktisadi kalkınma olmak üzere makroekonomik değişkenlerin ciddi şekilde etkilendiğidir. Bu çalışma Türkiye özelinde genel bütçe dengesi (GBD), genel bütçe gelirleri (GBG), gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH), Jeopolitik risk (GPR), tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ve genel bütçe harcamaları (GBH) arasındaki teorik ilişkiyi ampirik olarak test etmek için yapılmıştır. Çalışmada değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi Toda Yamamoto nedensellik testi ile test edilmiştir. Genel bütçe dengesi (GBD), ile analiz edilen diğer değişkenler arasındaki eş bütünleşme, uzun ve kısa dönem dönem ilişkilerinin tespit edilmesinde ARDL sınır testi uygulanmıştır. Çalışmada incelenen değişkenlerin Ocak 2006-Q1-2023Q4 dönemine ilişkin çeyrek dönem verileri kullanılmıştır. Veriler TCMB elektronik veri tabanından (EVDS) alınmıştır. Çalışmada Toda Yamamoto nedensellik testine göre jeopolitik risk endeksinden (GPR) %1 ve tüketici fiyat endeksinden (TÜFE) ise %5 önem seviyesinde genel bütçe dengesine (GBD) doğru nedensellik tespit edilmiştir. Öte yandan incelenen diğer değişkenler ile genel bütçe dengesi arasında herhangi bir nedensellik bulunamamıştır. Çalışmada analiz edilen değişkenler arasındaki eş bütünleşme ve uzun dönem ilişkisi ARDL sınır testi ile araştırılmıştır. ARDL (1,0,2,0,1,1) modeli ile tahmin edilen F istatistiği ve kritik değerler bağlamında analiz edilen değişkenlerin uzun dönemde eş bütünleşik oldukları ve birbirinden bağımsız hareket etmedikleri sonucuna varılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre iyileştirilmiş iş ve iktisadi koşullar bütçe açığının azaltılmasına yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGENLERDE SİBER ZORBALIK DAVRANIŞININ DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ: BİR GÖZDEN GEÇİRME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73879</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73879</guid>
      <author>Aslıhan BAYRAMEge Su COŞKUN   </author>
      <description>Gelişen bilgi teknolojileri ve teknolojinin yaygınlaşması, bireylerin teknolojik cihazlara ve internete daha kolay erişim sağlamalarına neden olmuştur. Son yıllarda teknolojik cihazların ve internetin daha geniş bir erişilebilirlik kazanmasıyla birlikte, bireylerin interneti sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, bilgi erişimi gibi çeşitli amaçlarla yaygın biçimde kullanmaları artış göstermiştir. Bu durum, internetin ve sosyal medyanın hayatımızın bir parçası haline gelmesine sebep olmuştur. Ancak, bu yaygın kullanım geleneksel zorbalık davranışlarını sanal ortama taşıyarak siber zorbalık kavramının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Siber zorbalık, bireyin sanal ortamda kasıtlı olarak gerçekleştirdiği zarar verici davranışları içermektedir. Siber zorbalığın şiddet unsuru dışında, kişilerin bilgilerine izinsiz erişme ve kullanma, başka bir kimlikle bürünme gibi yönleri de bulunmaktadır. Siber zorbalığa maruz kalan bireylerin hayatları, psikolojik, akademik ve sosyal açıdan olumsuz etkilenmektedir. İnternetin hızla yayılması ve teknoloji kullanımına dair bilinçlendirme çalışmalarının yetersiz olması, öğrencilerin siber zorba veya mağdur olma olasılığını artırmaktadır. Bu bağlamda, siber zorbalık davranışının detaylı bir şekilde ele alınıp incelenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bu araştırmada, "siber zorbalık" kavramı ve bu kavramla ilişkilendirilen değişkenlerle ilgili literatür taraması yapılmıştır. Nitel araştırma metotlarından sistematik tarama modeli kullanılarak, ergenlerde siber zorbalığı demografik değişkenler açısından inceleyen çalışmalar sistematik bir biçimde gözden geçirilmiştir. Literatür ışığında, siber zorbalık kavramı; türleri, mağdur üzerindeki etkileri, siber zorbalıkla başa çıkma yöntemleri ve ilişkilendirildiği değişkenler ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Ayrıca, araştırmada konuyla ilgili öneriler sunularak, çalışmanın ruh sağlığı ve eğitim-öğretim alanında faaliyet gösterenlere rehberlik etmesi hedeflenmiştir.&#13;
&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİNÇLİ FARKINDALIĞIN MÜZİK EĞİTİMİ ÜZERİNE ETKİLERİ ALANINDA YAZILMIŞ ARAŞTIRMALARIN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74387</guid>
      <author>Piraye POLATBirsen JELEN </author>
      <description>“Bilinçli farkındalığın müzik eğitimi üzerine etkileri” alanında yazılmış araştırmaların incelenmesini amaçlayan bu çalışmada, 2013-2023 yılları arasında tamamlanmış olan toplam 19 makale ve lisansüstü tez farklı değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, Web of Science, Eric, ProQuest ve Tez Merkezi’nde son on yılda yayınlanmış olan makaleler ve lisansüstü tezler ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmada bilinçli farkındalığın müzik eğitimi üzerine etkileri konusunda yazılmış olan araştırmalar; türlerine, yazıldıkları yıllara, kullanılan araştırma yöntemlerine, veri toplama araçlarına, yürütüldüğü ülkeye, yayınlandığı yere göre dağılımları ve örneklem türleri bakımından incelenmiş, sonuçların bilinçli farkındalığın müzik eğitimi üzerine etkileri alanındaki araştırmaların bir derlemesi olması ve yapılacak olan çalışmalara kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Bu araştırma, nitel bir araştırma olup verilerin toplanmasında doküman analizi kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans (f) ve yüzde (%)’den yararlanılmış ve sonuçlar ilgili tablo ve şekillerle gösterilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, bulgular kısmında sunulmuştur. Yapılan incelemeler sonucunda ilgili konuyla alakalı en çok çalışmanın Amerika Birleşik Devletleri’nde yapıldığı, en çok kullanılan veri toplama aracının Beş Boyutlu Bilinçli Farkındalık Ölçeği (FFMQ) olduğu, çalışmaların en çok Web of Science ve Eric’te yayılanmış olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZENGEN MÜZİK EĞİTİMİ KURUMLARINDAKİ KEMAN DERSİ REPERTUVARLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74464</guid>
      <author>Behiye UÇAR KARATAŞYakup AKSOY  </author>
      <description>Bu çalışmada özengen müzik eğitiminde kullanılan keman repertuvarlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desenle tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Millî Eğitim Bakanlığı’na(MEB) bağlı özel müzik kurslarında keman eğitimi veren 16 keman öğretmeni oluşturmaktadır. Görüşme formu ile toplanan verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda MEB’e bağlı özengen müzik kurumlarında kullanılan Türkçe keman repertuvarlarının yeterli olmadığı, repertuvar seçerken öğrencilerin ilgi ve isteklerinin göz önünde bulundurulduğu, parmak duateleri ve yay bağlarının çalgıya uygun bir şekilde düzenlendiği, uluslararası ve ulusal eserlerin yer aldığı, Türkçe keman repertuvarlarına ihtiyaç duyulduğuna, çağa uygun eşlikli keman repertuvarlarının arttırılması gerektiğine ulaşılmıştır. Bu araştırma sonuçlarının özengen müzik kurumlarındaki keman-çalgı eğitimine, özengen müzik eğitimi kurumlarında çalgı eğitimi veren öğretmenlerin kullandığı repertuvarlara ilişkin bilgi sahibi olma ve öğretmenlerin kendi repertuvarlarını geliştirmeleri yönünden katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Nitelikli Türkçe keman repertuvarının çoğaltılması, kültürümüzü tanıtan melodik ezgi ve etütlerin yer aldığı metotların oluşturulması önerilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE IMPACT OF SOCIAL MEDIA ADDICTION AND FOMO ON TOURISTIC PURCHASING DECISIONS: CONQUERING FOMOURISM AND FOMOURISTS AS A NEW CULTURE</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74577</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74577</guid>
      <author>Ebru ULUCAN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PANDEMİ SÜRECİNDE CANLI DERSİN İLK OKUMA VE YAZMA ÖĞRETİMİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74630</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74630</guid>
      <author>Muhammet Yasin ÇELİKMehmet ÖZEN  ,İbrahim AKGÜN  ,Fidan KÖROĞLU  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı,&amp;nbsp; COVİD 19 Pandemi sürecinde 2020-2021 eğitim öğretim yılında canlı ders yoluyla öğretimin ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin ilk okuma ve yazma kazanımları üzerindeki etkisini açıklamaktadır. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Adıyaman ilinde merkez ve kırsalda 1. Sınıf okutan 172 sınıf öğretmeninden veriler toplanmıştır.&amp;nbsp; Verilerin analizi sonucunda, uzaktan eğitim süreci teknolojik alt yapı, donanıma sahip olma, öğretmen, öğrenci ve velinin uzaktan eğitime bakış açısı ve algısına dair sorunlar izlenmiştir. Ayrıca merkez ilçe ile kırsal alanın kıyas edilmesi izlenmiştir. Uzaktan eğitim, canlı ders yükseköğretim ve ortaöğretimde etkili ve verimli olsada ilkokul 1. Sınıflarda okuma ve yazma öğretiminde istenilen verimliliğe ulaşılamadığı, öğrenci, öğretmen ve velilerde stres oluşturdu görülmüştür. Veli desteği alan öğrenci ile alamayan öğrenci öğrenmeleri arasında özellikle yazma becerilerinde belirgin bir fark görüldüğü tespit edilmiştir. Okuma becerisine oranla yazma becerisinde istenilen düzeye ulaşılamadığı öğrenci yazılarının yüzyüze eğitime göre bozuk olduğu ve okuma becerilerinin yüz yüze eğitime oranla canlı ders yoluyla öğretimde büyük oranda yetersizlikler görüldüğü tespit edilmiştir. Okuma ve yazma becerilerinin gelişmesinde ve kalıcı olmasında yüz yüze eğitim büyük önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANNE-ÇOCUK İLİŞKİSİ ÖRNEĞİNDE RENAN DEMİRKAN VE  SELİM ÖZDOĞAN’IN ESERLERİNE BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74691</guid>
      <author>Mehmet AKBABANurhan ULUÇ  </author>
      <description>Bu çalışma; yetmişli yıllarda Almanya’ya çalışmak için gitmiş Anadolulu iki ailedeki anne ve çocukları arasındaki ilişkiler ile bunun sebep ve sonuçlarını konu almıştır. Araştırma, Almanya’ya göç eden Türk işçilerin, yeni karşılaştıkları sosyal ve ekonomik düzen içerisinde, aile içindeki anne-çocuk ilişkilerini ve bunun sonucunda yeni topluma uyum sağlama sürecini anlatmayı amaçlamaktadır ve belirli dönemlere ait ayrıntılı incelemeler sunmaktadır. Çalışma, doküman analiz yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, Google Scholar, Dergipark, Ulusal Tez Merkezi gibi akademik veri tabanlarının yanı sıra, basılmış kitaplardan elde edilen kaynaklara dayanmaktadır. Doküman analiz yöntemi kullanılarak bu kaynaklar sistematik bir şekilde incelenmiş ve eserlerdeki anne-çocuk ilişkileri ortaya çıkarılmıştır. Çalışma,  Almanya’da başlayan göç edebiyatının kısa tarihi ile başlayıp bu alandaki ikinci kuşak yazarlar ile ilgili genel bilgilendirme ile devam etmektedir. Bu kuşağın yazarlarından Renan Demirkan’ın &lt;em&gt;Üç Şekerli Demli Çay&lt;/em&gt; ve Selim Özdoğan’ın &lt;em&gt;Heimstraβe 52&lt;/em&gt; eserleri bağlamında Almanya’da yaşayan Türk ailesindeki anne-çocuk ilişkileri eserden örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu iki eserin seçilmesinin nedeni, anne-kız çocukları arasındaki ilişkilerin konu eserlerde yoğun olarak bahsedilmesi ve ikinci kuşak yazarların eserlerinde sıkça konu edinilen ‘arada kalmışlık, yabancılaşma, kimlik sorunu’ gibi konuları ele almış olmasıdır. Bu çalışmanın, 1970’li yıllarda Almanya’ya çalışmak için göç eden ailelerin sosyal hayatta yaşadıklarını anlama konusunda önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEORGE ORWELL’IN HAYVAN ÇİFTLİĞİ ROMANINDA ÜTOPYADAN DİSTOPYAYA DÖNÜŞÜM DURUMSALLIKLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74693</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74693</guid>
      <author>Musa BİLİKAbdulselam ACAR ,Abdurrahim ÇELİK ,Hüseyin GÜNGÖR ,Ramazan AYKAT </author>
      <description>Modern düşüncenin bir ürünü olan ütopya (iyi bir yer) ve distopya (kötü bir yer) terimleri, genel anlamda bireyin ve/veya toplumun sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi ve tekno-bilimsel ilerleme vaadini yerine getirip getiremeyeceğine dair bir değerlendirmeye dayanmaktadır. Bireyin inşa edilmiş gerçeklikle teması ve bunu kavrayışıyla birlikte hissettiği hayal kırıklığı ve hoşnutsuzlukla; ayrıca daha iyi bir şimdiki zaman konusundaki karamsarlığı ve iyimserliğiyle ütopik ve distopik dünyalar iç içe geçmekte ya da biri, diğerine dönüşebilmektedir. Bir ütopya, herhangi bir distopyanın yerini alabilme ihtimalini taşıyabilmektedir; çünkü geçmişe dayalı birçok geleneksel ütopya, modern okuyucuların distopik olarak tanımlayacağı niteliklere sahip olabilmektedir. Bununla birlikte distopyanın kültürel, ekonomik veya teknolojik açıdan gerilemiş ve/veya çökmüş bir toplumu temsil eden, bir diğerinden daha kötü ama yine de bir gelecek için hâlâ umut veren bir en kötü durum senaryosu olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu minvalde yazılan birçok ütopik ve distopik metin, insanlığın daha iyi bir toplum inşa etme konusundaki yetersizliği hakkında yorum yapmak yerine, insanın Dünya üzerindeki uyumlu yaşamın önünde bir engel olduğu tezini de öne sürmektedir. Bu bağlamda George Orwell’ın hiciv tarzıyla temsillere dayandırarak kaleme aldığı ve distopik edebiyatın bir örneği olan &lt;em&gt;Hayvan Çiftliği&lt;/em&gt; adlı eseri, insanın yarardan çok zarar veren bir güç olarak görmenin bir sonucu olarak ütopyadan distopyaya ve/veya geriye geçişini ortaya koymak için incelenip değerlendirilmiştir. Bu çalışmada idealize edilen ütopik bir toplum yaratma düşüncesinin ve çabasının zamanla nasıl da distopik bir dünya yarattığını ortaya koymak hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SIMONE DE BEAUVOIR’IN GÜZEL GÖRÜNTÜLER ROMANINDA ‘ÖTEKİ’ OLARAK KADIN</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74702</guid>
      <author>Elif KARAER</author>
      <description>Feminizmi varoluşçuluk felsefesiyle birleştiren Fransız yazar ve filozof Simone de Beauvoir’ın kadın kimliğini irdelediği &lt;em&gt;Güzel Görüntüler&lt;/em&gt;’de ana karakter ile annesini psikolojik çöküşe götüren süreç ele alınmıştır. Ataerkil toplumda kadının yeri, kocasının kızlarının yetiştirilme biçiminde söz hakkı tanımadığı Laurence ile genç bir kız için sevgilisi tarafından terk edilen annesinin deneyimi üzerinden sorgulanır. Kocası tarafından kızıyla bir tutularak eleştirildiğinde öteki olduğu yüzüne tokat gibi çarpan Laurence, anne kimliğine tutunup kızını farklı bir şekilde yetiştirmeye karar verir. Yücelttiği tek erkek olan babasının sıradan biri olduğunu fark etmesiyle eril figürlere güvenini yitirir. Bu çalışmada, romanda yer alan kadın karakterlerin ataerkil toplumda erkeğin ötekisi olarak kimlik arayışları, bunalımlarının çözümlenmesi amaçlanmıştır. 1966 yılında yayınlanan roman, Fransa’da dönemin burjuva sınıfından kariyer yapan bir anne ile kızının hayatını gerçekçi bir üslupla okura aktarırken günümüzün çalışan kadınına da ayna tutar. Simone de Beauvoir, kadının anne ve eş olmanın dışında ekonomik özgürlüğünü kazanmaya çalışarak yeni bir kimlik kazanma arayışında eril tahakkümle verdiği mücadeleyi, romanda Laurence’ın bunalımı ve annesinin deneyimi ile göz önüne serer.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ ÇOCUKLARIN SORUMLULUK VE MOTİVASYON DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74712</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74712</guid>
      <author>Merve ERMANSerdar ARCAGÖK </author>
      <description>Bu araştırmada, okul öncesi eğitimi almaya devam eden çocukların motivasyon düzeylerinin sınıf içindeki sorumluluklarını yerine getirmeyi ne şekilde etkilediği konusunda; okul öncesi öğretmenlerinin görüşü alınarak mevcut tablonun belirlenip, sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Bu araştırma genel tarama modelinde yürütülen nicel boyutu olan tikel kesitsel araştırma özelliği taşımaktadır. İstanbul Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında eğitimine devam eden çocuklar araştırmanın evrenini; evrenden basit tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen 368 çocuk örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına yönelik olarak veri toplamak için iki farklı ölçek kullanılmıştır. Bunlar;  Okul Öncesi Çocuklar İçin Motivasyon Ölçeği ve Sorumluluk Düzeyleri Ölçeği olarak belirlenmiştir. Bu ölçeklerin ikisi de nicel verilerin toparlanıp değerlendirilmesi amacı ile kullanılmıştır. Ölçeklerin değişkenlere ilişkin basıklık çarpıklık değerine bakılmıştır. Basıklık ve çarpıklık katsayılar normal dağılım gösterdiği için varyans ve korelasyon analizlerinde parametrik testlerin kullanılmasına karar verilmiştir. Öğretmenler tarafından çocuklar için doldurulan anket verilerinin bulgularından yola çıkarak öğretmenlerin çocuklar için algıladıkları sorumluluk düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukların bilişsel sebat düzeyi, yetişkinle sosyal sebat düzeyi, çocukla sosyal sebat düzeyi, üst düzey memnuniyet düzeyi, olumsuz duygular düzeyi, genel yeterlilik düzeyi arttıkça sorumluluk alma düzeyinin de arttığı sonucuna varılmıştır. Sınıf içinde sorumluluk alma düzeylerini pekiştirecek etkinliklerin yapılması, çocukların sınıf içi etkinliklere katılımının teşvik edilmesi, sınıfta her çocuğa farklı sorumluluklar verilmesi gibi uygulamalar yapılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞAL FELAKETLER SONRASI BAĞIŞ DAVRANIŞLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ TÜRKİYE DEPREMİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74714</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74714</guid>
      <author>Rabia Vildan AKDEMİRCihat KARTAL </author>
      <description>Doğal felaketler hem bireyler hem de toplumsal yapılar için travmatik ve yıkıcı olabilir. Bireyler veya toplumlar yıkımı azaltabilmek ve sürecin iyileşmesine katkı sağlamak adına dayanışma içerisine girebilmektedir. Bağış bu kapsamda ele alınan bir olgudur. Doğal felaketler sonrası yapılan bağışlar, afetlerin olumsuz etkilerinin üstesinden gelmede önemli rol oynamaktadır. Buna karşın bireyler, bağış yapma isteği olsa bile, bağış yapmada zorluklar yaşayabilmektedir. Bu durum afetlerin yaralarını sarmayı zorlaştırabilmektedir. Dolayısıyla insanların afet sonrası bağış davranışını etkileyen faktörler, sosyal bilimcilerin önemli bir araştırma konusu olmuştur. Bu araştırmada, Türkiye’de 2023 yılı Şubat ayında yaşanan depremler sonrası bağış davranışında, çıktı değeri ve tüketicinin ödeme acısının etkisi sorgulanmaktadır. Zira insanlar önemli gördükleri davranışları daha kolay gerçekleştirebilmekte ve olumsuz duyguların kaynağı olan davranışlardan kaçınabilmektedir. Araştırma kapsamında, çıktı değeri, ödeme acısı ve bağış miktarının ölçülmesine yönelik anket hazırlanmış ve kolayda örnekleme yöntemi ile birincil veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi neticesinde, çıktı değerinin bağışı pozitif yönde, tüketici ödeme acısının ise negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca ödeme acısı ve bağışın gelir ve yaş gruplarına göre farklılaştığı anlaşılmaktadır. Araştırma bulgularının, bağış davranışının teşvikinde yararlı bilgiler sağlayabileceği değerlendirilmektedir. Son olarak bulgular tartışılmakta ve araştırmacı ve ilgili kuruluşlara öneriler geliştirilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖÇMEN ÖĞRENCİLERİN OKUL ÖRGÜTÜNE UYUMUNDA ÖĞRETMEN VE OKUL YÖNETİCİLERİNİN ROLLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74719</guid>
      <author>Ayşe Müge ATLIHAN</author>
      <description>Bu çalışmada göçmen öğrencilerin okul örgütüne uyumunda öğretmen ve okul yöneticilerinin rolleri araştırılmıştır. Bu amaçla göçmen öğrencilerin okul örgütüne uyumunda öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görüşleri alınmıştır. Çalışma verileri 2017/2018 ve 2018/2019 eğitim öğretim yılları içerisinde Denizli ili Pamukkale ilçesine bağlı ilkokul ve ortaokul kurumunda çalışmakta olan yönetici ve öğretmenlerden elde edilmiştir. Araştırmada kullanılan görüşme formu alan uzmanları yardımıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuştur. Katılımcılar göçmen öğrencilerin fazla olduğu okullardan seçilmişti. Yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak elde edilen veriler içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma verileri göçmen öğrencilerin okula uyumuna yönelik yapılan çalışmalar, göçmen öğrencilerin okulda karşılaştıkları uyum ve akademik sorunlar ve göçmen öğrencilerin okula uyumunda karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri olarak temalandırılmıştır. Her tema kendi içinde alt temalara ayrılmıştır. Okula uyum ana temasının altında; sınıf denkliği çalışmaları, eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi, hazır bulunuşluk düzeylerinin belirlenmesi, Türkçe okuma yazma kursu ve sosyal aktivite kurslarına yönlendirme alt temaları yer almıştır. Akademik sorunlar ana temasının altında; dil sorunu, denklik sorunu, okula devam sorunu, uyum ve gruplaşma sıkıntıları, akademik sorunlar ve şiddet sorunu yer almıştır. Çözüm önerileri ana temasının altında denklik sorununa yönelik öneriler, öğretmenlere yönelik öneriler, dil sorununa yönelik öneriler, uyum sorununa yönelik öneriler ve iletişim sorununa yönelik öneriler yer almıştır. Sonuç olarak; göçmen öğrencilerin eğitiminde önemli sorunlar yer almaktadır. Göçmen çocukların eğitimi konusu ile ilgili öğretmenlerin hizmet içi eğitimler ile desteklenmeleri, öğrencilerin okula devamlarının takip edilmesi ve göçmen öğrenciler ile diğer öğrenciler arasında iletişim sorunlarını giderici ciddi etkinlikler planlanması önerilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EVRENSEL TASARIM KRİTERLERİ BAĞLAMINDA KONYA KELEBEKLER VADİSİ MÜZESİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74768</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74768</guid>
      <author>Gevher SAYARYavuz ARAT </author>
      <description>Mimari bireylerin yaşadıkları mekanları biçimlendirmenin ötesinde bireylere bu mekanlarla etkileşime girme hakkı da vermektedir. Bu noktada evrensel tasarım kriterleri mekan tasarımlarının tüm bireyleri düşünerek tasarımların kapsayıcı bir biçimde ele alması gerektiğini öne sürmektedir. 1980’lerde ilk defa Mimar Ronald L. Mace tarafından dile getirilen, 7 adet kriterden oluşan evrensel tasarım ilkeleri 21. yüzyılda hala önemli bir tasarım girdisi olarak tasarımcıların karşısına çıkmaktadır. Bu ilkeler: eşitlikçi kullanım, kullanımda esneklik, basit ve sezgisel kullanım, algılanabilir bilgi, hata için tolerans, düşük fiziksel güç gereksinimi ve yaklaşım ve kullanım için uygun boyut ve mekandır. Kısacası bu ilkeler bağlamında bir yapının veya kamusal bir alanın tasarımı, o mekanı kullanacak tüm kullanıcıların mekana rahatlıkla erişebilmesini, mekanı kullanabilmesini, anlayabilmesini ve algılayabilmesini sağlamalıdır. Çalışma kapsamında ilk olarak evrensel tasarım kriterleri ile ilgili bir literatür çalışması yapılmış ve ardından yoğun bir kullanıcı kitlesine sahip olan Kelebekler Vadisi Müzesi örneklem alan olarak seçilmiştir. Evrensel tasarım ilkeleri bağlamında Konya Kelebekler Vadisi Müzesi kullanıcının mekanları kullanma sırasına göre bir izlek oluşturularak incelenmiştir. Sonuç olarak ise yapının özellikle tekerlekli sandalyeli bireyler, görme engelli bireyler, yürüme problemi yaşayan bireyler, çocuklar ve yürüyüş zorluğu çeken bireylerin kullanımlarını göz ardı eden bir tasarım anlayışı ile yapılmış olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOLOJİK EDEBİYAT ÇÖZÜMLEMESİNE DAİR TEORİK BİR DENEME: HAKKÂRİ ÖNCESİ FERİT EDGÜ ÖYKÜLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74952</guid>
      <author>Shaxnoza KARİMOVA</author>
      <description>Sanatsal psikolojizm kahramanın ruhsal dünyasının ve onun değişimlerinin detaylı betimlenmesidir. Genel anlamda yazınsal üretimin bir gereği olarak bütün edebî yapıtlarda bulunan sanatsal psiklojizm, özel anlamda psikolojik anlatılara özgü yazma üslup ve tekniklerin tümünü kapsayan bir anlatma edimi olarak tanımlanabilir. Bu çalışmanın amacı ilk defa teorik olarak ortaya konulan bir çözümleme yönteminin edebi metinler üzerinden örneklendirilmesidir. Çalışma kapsamında Ferit Edgü’nün Hakkâri öncesi yazdığı Kaçkınlar, Bozgun ve Av adlı öykü kitaplarından amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen sırasıyla IV. Kaçkın, Leş ve Yitik Gün adlı öyküleri seçilmiştir. Çalışma nitel yaklaşıma dayalı olarak doküman incelemesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. İlgili öykülerin çözümlenmesinde betimsel çözümleme yaklaşımına dayalı olarak içerik analizi yöntemi tercih edilmiştir. Bu bağlamda gerçekleştirilen incelemenin psikolojizm ve Greimas’ın anlatısal tipteki metinlerde olay örgüsünü incelemede kullandığı dörtlü şemanın bütünleşik ve birbirini destekler niteliktedir. Gerçekleştirilen deneysel okuma sonucunda, bu döneme ait öykülerde, özne konumundaki kahramanların olay merkezli psikolojik bir dönüşüm yaşadıkları; bilinçsizlik, omtolojik mücadele, ötekileştirmeye direnç, kalıp toplumsal normların aynileştiren ve doğal olarak da şeyleştirip nesneleştiren dönüşümsel baskısının anlatı kişileri üzerinde ruhsal tükenmişlik oluşturduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“MESLEĞİM HAYATIM PROJESİ” UYGULAMASININ EĞİTİM HAKKI VE KAMUSAL EĞİTİMİN NİTELİĞİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74957</guid>
      <author>Osman Faruk TATAR</author>
      <description>Bu araştırmada eğitimin bireye kazandırmayı amaçladığı bilişsel, duyuşsal ve akademik kazanımların “Mesleğim Hayatım Projesi” ile 4 gün iş yerinde olan çocuklara bu yetkinliklerin ne derece de kazandırıldığı, planlanan eğitim politikaları ve protokoller ile oluşturulan iş yerinde eğitim ağırlıklı müfredatın öğrencileri ne derece 21. Yüzyıl becerileri ile donattığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Geliştirilen “Mesleğim Hayatım Projesi” kapsamında verilen eğitimin devletin bir görevi olarak ve eğitim hakkı bağlamında değerlendirilmesi, projenin üstünlükleri, sınırlılıkları ve zayıf yönlerinin ortaya konulması amaçlanan mevcut araştırma bir durum çalışmasıdır. Araştırma kapsamında toplanan verilerin farklı okullardaki projeden sorumlu yöneticiler ve öğrencilerden, farklı iş yeri temsilcilerinden toplanmış, proje sorumlu yönetici, öğretmenler, öğrenciler ve iş yeri sahiplerine ulaşılmaya çalışıldığından maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanarak veriler toplanmıştır. Katılımcılar ile okullarında ya da iş yerlerinde görüşülmüş ve görüşme formu için verdikleri cevaplar ses kaydı ve not alma şeklinde kayıt altına alınmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular genel olarak değerlendirildiğinde; proje öğrencilere fiziksel/devinimsel gelişim açısından verilmesi gereken kazanımlar açısından, öğrencilerin, iş yeri sahiplerinin ve proje yürütücülerinin fiziksel ve devinimsel kazanımların verilmesi konusunda tamamının olmasa da birçoğunun verildiğini ifade etmişlerdir. Projenin öğrencilere duyuşsal gelişim açısından verilmesi gereken kazanımlar açısından değerlendirilmesi yapıldığında ise: öğrencilerin ilerde edinecekleri mesleğe karşı birtakım değerler besledikleri görülürken, iş yeri sahipleri tarafından duyuşsal alan kazanımlarından karsı taraf ile ilişkilerde ve iş yeri faaliyetlerini yürütürken farkındalıkların oluşturulması, anlayış geliştirme, bilgileri ve duyguları birbirleri ile ilişkilendirerek hareket etme, en önemli kazanımlardan biri olan duyguları yönetme gibi kazanımları verme konusunda yeterli olmadıkları anlaşılmaktadır. Proje öğrencilere akademik ve bilişsel gelişim açısından katılımcıların neredeyse tamamı bilişsel süreç kazanımlarının eksik kaldığını, bu eğitimin verildiği okullar ve mesleki eğitim merkezlerinde öğrencilerin sadece bir gün kaldıklarını ifade etmişlerdir. Bu bilgiler ışığında Millî Eğitim Bakanlığının iş dünyasının birlikte yürüttükleri mesleğim hayatım projesi kapsamında yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin projenin ilgililerince (proje sorumlusu ve koordinatörü öğretmeler, iş yerlerinde öğrenci çalıştıran iş yeri sahipleri, proje kapsamında herhangi bir işyerinde çalışan öğrenciler) fiziksel, bilişsel, duyuşsal, ahlaki ve etik açısından yeterli bulunmadığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL DÜZEYİNDEKİ SINIF REHBER ÖĞRETMENLERİNİN BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI HAZIRLAMA SÜRECİNDE YAŞADIKLARI GÜÇLÜKLERİN DÜZEYİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74960</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=74960</guid>
      <author>Sinem İVEGENMihriban KILINÇ ,Leyla TİKE ,Emine TUNCER ,Veysi ERKEN </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Ankara ili Mamak ilçesinde Ortaokul düzeyinde görev yapan sınıf rehber öğretmenlerinin Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) hazırlama sürecinde yaşadıkları güçlüklerin düzeyini belirleyerek bazı demografik ve mesleki değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığına bakmaktır. Çalışmaya Ankara ili Mamak ilçesindeki ortaokullarda görev yapan 208 öğretmen katılmıştır. Araştırmada yaşadıkları güçlüklerin düzeyini belirlemek için Leyla Tike’nin (2007) geliştirdiği ‘Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Hazırlama Sürecine İlişkin Yaşanılan Güçlükleri Belirleme Ölçeği’ ve içerisinde cinsiyet, görev süresi, branş vb bilgilerin yer aldığı ‘Kişisel Bilgi Formu’ kullanılmıştır. Araştırmanın ilk bulgusu kadın öğretmenlerin BEP hazırlama konusunda erkek öğretmenlere göre tutumlarının daha olumlu ve daha az güçlük yaşadığıdır. Araştırmanın bir diğer bulgusu bekar öğretmenlerin tutumlarının evli öğretmenlere göre daha olumlu olduğu ve daha az güçlük yaşadığıdır. Kıdem sürelerine bakıldığında 21-25 yıl arasında görev yapan daha tecrübeli öğretmenlerin daha olumlu bir tutuma sahip olduğunu görmekteyiz. Çalışmada BEP hazırlama sürecine ilişkin hizmet içi eğitim alan öğretmenlerin daha az güçlük yaşadıkları bu nedenle de sürece daha olumlu baktıkları görülmüştür.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


