






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2023 Sayı 146</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2814</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>SOFRA SERAMİĞİ ÜRETİMİNDE STEAM YAKLAŞIMI SÜRECİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72404</guid>
      <author>Levent MERCİNAysun ERZİNCAN </author>
      <description>Seramik, kullanılmaya başlandığı ilk günden bu yana pek çok alanda insanların yaşamını kolaylaştıran bir madde olmuştur. Ayrıca gelişen teknoloji ile birlikte sağlıktan uzay sanayiine, sanatsal üretimden endüstriyel alana kadar çok farklı sektörlerde aranan bir malzemedir. Endüstriyel sofra seramiği, seramiğin kullanım alanlarının en yoğun olanlarından biridir. İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yardım eden ürünlerden biri olan sofra seramikleri, dünyadaki bu alanda ortaya çıkan rekabetçi ortamdan etkilenmektedir. Sofra seramiği alanında söz sahibi olan her ülke bulunduğu coğrafyanın değerlerinden yararlanarak bu rekabetçi ortamda tutunmaya çalışmaktadır. Ancak sadece bulundukları coğrafyanın değerlerini yeterli bulmayan ülke veya şirketler, farklı yöntemler geliştirmektedirler. Bu yöntemlerden biri STEAM yaklaşımıdır. STEAM, bilimin, teknolojinin, mühendisliğin, sanatın ve matematiğin holistik bir anlayış ile niçin bir arada kullanılması gerektiğini ifade eden bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın sofra seramiği üretiminde nasıl, nerede ve ne düzeyde kullanıldığı bu araştırmanın gerekçesini oluşturmuştur. Bu gerekçeden hareket ile ilgili literatür taranmış, uygulama örnekleri incelenmiş, endüstriyel anlamda geliştirilen ve ticarileşen uygulama örnekleri analiz edilmiştir. Araştırmada hem genel tarama hem de nitel araştırma desenlerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda Kütahya ilinde bulunan Keramika firmasının üretim süreç ve yöntemleri, dekor ve form tasarımları incelenmiş; özgün olarak üretilen sofra seramiği üretim sürecindeki STEAM yaklaşımı gözlemlenmiş, fotoğraflanmış, analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Sofra seramiği üretimi yapan firmaların, bir ürünün başlangıcından son tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen evresinde, işletmelerin kendisini geliştirebilmesini sağlamak için STEAM bileşenlerinin birbirlerini nasıl olumlu etkilediği ve nasıl yararlanılması gerektiği bu araştırmada elde edilen sonuçlardan biri olmuştur. STEAM yaklaşımının endüstriyel alanda hem kavram hem de uygulama açısından nasıl gerçekleştirildiğine dair uygulama örneklerinin analizi, gerçek yaşamda bu yaklaşımın nasıl uygulanabildiğinin gösterilmesi açısından önemlidir. Bu araştırmada ortaya konulan sofra seramiği örneklerinde olduğu gibi diğer sektörlerdeki uygulanma biçimlerinin de literatüre kazandırılması için analizler yapılması ve bunların yaygın etkisinin arttırılması için yayınlara dönüştürülmesi gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ GELENEKSEL BİTKİ KULLANIMINA YÖNELİK FARKINDALIKLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72709</guid>
      <author>Nezahat KANDEMİRSalih DEĞİRMENCİ ,Arzu CANSARAN  </author>
      <description>Bu araştırmada, fen bilgisi öğretmen adaylarının günlük yaşamda geleneksel bitki kullanımına (etnobotanik) yönelik farkındalıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Doğadaki olağanüstü bitki çeşitliliği, bitkilerin kullanılması ile yakından ilişkili olan kültürleri ve gelenekleri teşvik etmiş ve bunun sonucunda kapsamlı etnobotanik bir mirasın oluşmasına neden olmuştur.  Etnobotanik yerel halkın deneme yanılma yoluyla edindiği, uzun zaman süreci sonucunda kesinleştirdiği ve nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşabilen çok değerli bilgileri içeren disiplinler arası bir alandır. Türkiye’nin yüzyıllar boyunca farklı kültürlerdeki çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptığı ve zengin bir etnobotanik bilgi hazinesine sahip olduğu görülmektedir. Araştırma 2022-2023 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde bir devlet üniversitesinde fen bilgisi öğretmenliği 4. sınıfta öğrenim gören 14 öğretmen adayının gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada olgu bilim deseni kullanılmıştır. Veri toplama aracında günlük hayatta çok kullanılan 10 bitki örneği (kuşkonmaz, üzerlik otu, kapari, sumak, alıç, elma, gül, meşe, ayçiçeği ve safran) ve bu bitkilere ait üç farklı kullanım reçetesi bulunmaktadır. Öğretmen adaylarının kullanım reçetesindeki sorulara verdikleri cevaplar kategorilere ayrılmış ve kodlar belirlenerek çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde, öğretmen adayları tarafından birinci reçetesi en fazla yazılan bitkilerin elma, gül ve ayçiçeği, en az yazılan bitkinin kapari olduğu belirlenmiştir. İkinci reçetesi en fazla yazılan bitkiler gül ve ayçiçeği, en az yazılanlar ise kapari ve sumaktır.  Bütün öğretmen adayları tarafından üçüncü reçetesi en az yazılan bitkilerin kapari, üzerlik otu, meşe, sumak ve safran olduğu görülmüştür. İkinci ve üçüncü kullanım reçeteleri yazılmayan bitki kuşkonmaz olmuştur. Bitkilerin üç kullanım reçetesi karşılaştırıldığında, en fazla yazılan bitkinin gül, en az yazılan bitkinin ise kapari olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, fen bilgisi öğretmen adaylarının geleneksel bitki kullanımına yönelik farkındalık düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNİN ÖĞRENME KAYIPLARININ GİDERİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72890</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72890</guid>
      <author>Hasan ŞEKERMehmet ESİT </author>
      <description>Bu çalışmada pandemi sonrasında öğrencilerin öğrenme kayıplarının nasıl giderilebildiği öğretmenlerin görüşlerine göre araştırılmaktadır. Araştırma nitel yaklaşımın durum çalışması deseninde yürütülmüştür. Araştırmada katılımcıların belirlenmesinde amaçlı çalışma grubu türlerinden ölçüt (kriter) çalışma grubu türü kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Muğla İli Ortaca ilçesinde görev yapan 9 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın verileri, içerik analizi ile incelenmiştir. Araştırmada öğretmenlerle yapılan görüşmelerin ses kayıtlarının transkripsiyonları ayrı ayrı Word dosyasında toplanmış ve MAXQDA programıyla analizleri yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre araştırmaya gönüllü olarak katılan öğretmenlerle yapılan görüşmelerde, salgın sürecinde öğrencilerde görülen 21 temel eğitim- öğrenme davranış kayıplarından bahsetmektedirler. Öğretmenler salgın sürecinde öğrencilerde en fazla temel davranışlarda farklılıklar, matematik dersindeki öğrenme kayıpları, dikkat dağınıklığı, yazma becerileri, birinci sınıftaki öğrenme kayıpları, izinsiz konuşmalar gibi öğrenme kayıp ve problemlerin olduğunu belirtmişlerdir. Öğretmenlerin öğrenme kayıplarının giderilmesine ilişkin, öğrencilere psiko-sosyal desteklerini duygusal ve sosyal destek sağlayarak, kendilerini ifade edecekleri ortamlar oluşturarak, motivasyonlarını yüksek tutarak, güler yüzle eğitim vererek ve onların sosyalleşmelerini sağlayarak yapabileceklerini ifade etmektedirler. Buna karşın öğretim süreçlerinde dramadan faydalanarak, öğrencilere geri bildirimde bulunarak, yaparak ve yaşayarak öğreterek, çoklu zekâ uygulamalarını kullanarak, öğretim sürecini eğlenceli hale getirerek ve öğretim yöntem ve tekniklerinden yararlanarak daha etkili hale geleceğini ifade etmektedirler. Öğretmenler dezavantajlı çocuklara yönelik olarak da çalışmalar yapılmasını, öğrencilere kitap desteği verilmesini, internet altyapısının hazırlanması ve internete erişimin kolaylaştırılması gibi fiziki, teknik altyapı ve materyalleri hazırlayarak öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamada etkili olacağını ifade etmektedirler. Öğretmenler öğrenci ihtiyaçlarını karşılamak için eski konuların yeni konularla birlikte işlenmesini, program dahilinde çalışmalar yapılmasını ve programın yeniden düzenlenip işe koyulmasını ifade etmektedirler. Bunların yanı sıra ailelerle iş birliğinin kurulması için ailelerle iletişim halinde olunması ve ailelere eğitim verilmesi gerektiğinin önemli olduğuna değinmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JACQUES LİPCHİTZ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73104</guid>
      <author>Mustafa BULATSerap BULAT </author>
      <description>                       &#13;
&lt;ol&gt;&#13;
&lt;li style="text-align: justify;"&gt;yüzyıldan itibaren, Avrupa’da toplumsal, kültürel, ekonomik ve sanatsal olarak büyük değişimler yaşanmış, xx. yüzyılın ilkyarısıyla birlikte var olan modern sanat, tüm devinimi, renkliliği, yaratıldığı ve tartışıldığı bu dönemde, bakış açısı ve biçemi ile çağının ruhunu yaratmıştır. Yüzyılımızın ve Modern Sanat akımlarının başlangıcını oluşturan Kübizm Sanat Akımı, bu dönem heykel sanatı açısından bakıldığında da bu akım ile tanımlanır. Avrupa’da yaşanan zengin refah ve teknik gelişmeler ile başlayan modern sanat hareketleriyle beraber, özellikle I. Dünya Savaşı döneminde ve sonrasında heykel sanatının yönünü değiştirmiştir. Kübizm sanat anlayışı, bu dönemin modern sanat anlayışının sanattaki yansımalarından biri oluşturmuştur. Bu dönem yaşanan modern sanat anlayışı, tüm toplumsal ve kültürel değerlerde yaşamsal bir hal aldığı için çağının ve sonrasının sanatsal geleceğini de şekillendirmiştir. Kübizm sanat akımı, dönemin sanat anlayışını ve biçim dilini anlatmaktadır. XX. yüzyılın başlangıcında, figüratif anlayışla doğayı soyutlayarak, üç boyutlu yapıyı daha sade anlatarak geometrize etmiştir. Aynı zamanda farklı açılardan figürü anlatırken, doğayı parçalayıp ve farlı bir bakış açısı ile birim tekrarı meydana getirmiştir. Böylelikle doğa formsal olarak oldukça sadeleştirilmiştir. XX. yüzyılın başında yaşanmış olan bu modernist bakış açısı, sanata sıra dışı, gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Toplum düzeni ve değerlerinin modernleşmesi ile buna bağıntılı olarak sanat ve tasarımın da anlam ve içeriğinin değişmesi; tüm bu elemanların bir arada dönüşerek değişmesi ve içselleştirilmesi ile sonuçlanarak ve süreklilik sağlanmıştır. İlerleyen zamanlarda eski sanat ve tasarım anlayışlarına özlem ya da değişiklik ihtiyacı ile nostaljik dönüşler olmuş, ancak bu dönüşler genel olarak modern anlayış çerçevesinde gelişmiş; hiçbir zaman xx. yüzyılın başlangıcında ortaya çıkan modernnist değişimin başlangıcına geri gelmemiştir. Form, kütle ve hacim, sadeleştiren bu felsefe karşılıklı olarak etkilenenmiş ve çağımızın genel sanat ve yaratım biçim dilini meydana getirmiştir.&lt;/li&gt;&#13;
&lt;/ol&gt;</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUHAFAZAKÂRLIK, TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN TARİHİ SEYRİ, DÖNÜŞÜMÜ VE DEVRİMCİ MUHAFAZAKÂRLIK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72283</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72283</guid>
      <author>Arif Olgun KÖZLEME</author>
      <description>Muhafazakârlık, geleneğe karşı tabula rasa diyen Aydınlanma düşüncesinin uygulamaya konulduğu Fransız İhtilali’nin yarattığı hayal kırıklığına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Maziden atiye insanlık hayatını bir bütün olarak gören muhafazakârlık, doğal süreç içindeki değişime karşı değildir. Muhafazakârlık bir modernlik ürünü olarak, toplum ve insan tabiatını bozacak değişime karşıdır. Bu yönleriyle muhafazakârlık, eleştiriyi hak eden pek çok yönüne rağmen, bugün en güçlü ideolojilerden biridir. Fransız topraklarında ortaya çıkan her yaşam tarzı ve düşünce gibi, muhafazakâr düşünce de çok geçmeden Osmanlı topraklarına girmiştir. Ancak muhafazakârlığın Türkiye’de ete kemiğe bürünmesi Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan kökten değişim uygulamalarına karşı oluşan tepkiye kalmıştır. Erken Cumhuriyet dönemi muhafazakârlığı, devrimlerin mantığını kutsayan ve metodunu eleştiren yumuşak bir düşüncedir. Onlar için Batı etkisinde bir toptan yenilenme için, geçmişten tam bir kopuşa gerek yoktur. Öte yandan bu dönemde muhafazakârlık veya başka bir düşüncenin yaşaması ve güçlenmesi için bir hürriyet ortamı da yoktur. Göreli hürriyet ortamının oluştuğu çok partili dönemde ise, geleneği öteleyerek kökten bir Batılılaşma, kimlik kayması olarak görülerek muhafazakâr düşünce çizgilerini daha açık belirmeye başlamıştır. Aynı zamanda da, milliyetçi, liberal ve İslami muhafazakârlıklar şeklinde çok boyutluluk kazanmıştır. Dönem dönem ayrılsalar da, söz konusu bu fraksiyonların bir araya gelerek oluşturduğu güç, Türk siyasal hayatını domine etmiştir. Kendi kalarak bir dönüşümü ve gelişmeyi merkeze alan Türk muhafazakâr düşüncesi, erken Cumhuriyet döneminden kalan kökten Batılılaşma yöntemini değiştirmiştir. Belli ölçülerde demokrasi ve gelenek arasında bir sıkışmışlık yaşayan bugünün demokrat muhafazakarlığı, bazı düşünce ve istekleri marjinal görerek, demokrasiden yana kendilerini konumlandırmaktadırlar. Devletle geniş kesimleri yeniden buluşturmada, kadını hayatın bütün alanlarına çekmede ve sistemi dönüştürmede oldukça başarılı olan Türk muhafazakâr düşüncesi, devrimci olmasa da muhafazakâr demokrat nitelemesini hak etmektedir. Muhafazakarlığı ve onun Türkiye hikayesini gerçek yönüyle ortaya koymayı amaçlayan bu makale, literatür taramasına dayalı nitel bir çalışmadır.    </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> MALİYE DERGİSİ’NİN HARİTALAMA METODU İLE BİBLİYOMETRİK ANALİZİ: 2005-2022 DÖNEMİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72529</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72529</guid>
      <author>Cengiz GÜNEY</author>
      <description>Bu çalışma, Maliye Dergisi'nin 2005-2022 yılları arasındaki yayınlarına bibliyometrik ve içerik analizi yapmayı amaçlamaktadır. Web of Science veri tabanlarından “Maliye Dergisi” sorgusu ile elde edilen 523 yayın WosViever aracılığı ile analiz edilmiştir (Haritalama Metodu). Analiz sonuçları, dergide yayınlanan makalelerin genel olarak artış trendinde olduğunu ve ekonomik büyüme, Türkiye ve maliye politikası anahtar kelimelerinin sıkça kullanıldığını göstermektedir. Dergi, Avrupa, Uzakdoğu ve Ortadoğu araştırmacıları tarafından da ilgi görmektedir. Çalışmanın içerik analizi kısmında ise; ülke, yazar, kurum ve konu açısından; birlikte yazarlık açısından, anahtar kelimelerin birlikteliği açısından; yayınlara ilişkin atıf ve kaynakçaların birlikteliği açısından önemli sonuçlara ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EMPRESYONİST BESTECİLERDEN CLAUDE DEBUSSY VE MAURICE RAVEL’İN PİYANO ESERLERİNDEKİ TEKNİKLERİN KARŞILAŞTIRMASI VE İCRACILARA YÖNELİK ÖNERİLER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72598</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72598</guid>
      <author>Furkan ÖZYAZICI</author>
      <description>Empresyonist Fransız bestecilerinden Claude Achilles Debussy ve Maurice Ravel’in piyano eserlerindeki teknik ve melodik farklılıkların belirginlikleri, bu iki bestecinin eserlerini seslendirecek kişiler içinde müzikal yaklaşım yönünden zorlukları beraberinde getirmektedir. Aynı akımın bestecileri olmalarına karşın Debussy’nin ve Ravel’in müzikal perspektifleri arasında bestecilik yönünden yazım teknikleri başta olmak üzere piyanistlik açısından da çalma tekniği, kontrastsal yaklaşımlar ve benzeri birtakım farklılıkları içerisinde bulundurmaktadır. Hazırlanan bu çalışma içerisinde öncelikle bestecilerin her birinin piyano eserleri içerisindeki teknik ve karakteristik yaklaşımlarına değinilmiş, ardından da her iki bestecinin eserleri arasından seçilmiş farklı piyano eserleri üzerinde teknik karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın ilk kısmında Claude Debussy’nin piyano eserlerindeki teknikler ve müzikalite üzerine yapılan araştırmalar aktarılmıştır. Dönemindeki armoni yapısına karşın kendisinin disonanslar içeren ve geniş akorlara sahip armonik yapısı kaynaklı teknik ve algısal farklılıkları üzerine bilgiler derlenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise Maurice Ravel’in piyano eserlerindeki hem empresyonist hem de kendinden önceki bestecilerin bırakmış olduğu geleneksel ve belirgin hatlı yazım tekniğini miras almış olduğundan söz edilmiş, bu bilgiler doğrultusunda bestecinin piyano eserlerinden seçilen farklı eserler üzerindeki teknik yaklaşımı incelenmiştir. Son olarak da her iki bestecinin çok tanınan iki eseri seçilerek aralarında hem teknik, hem perspektifsel hem de müzikal bakış açıları üzerine karşılaştırmaların sonucunda eserleri seslendirecek olan kişilere öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖÇ VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ: KURAMSAL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72738</guid>
      <author>Bilgen SÖNMEZYılmaz DAŞLI </author>
      <description>İnsanlık tarihiyle yaşıt olarak değerlendirebileceğimiz göç, eylem yönünde mekânsal bir yer değişikliğine indirgenebilmesi mümkün olsa da göçün birey ve toplum temelinde gelişen ve değişen siyasal, ekonomik, sosyolojik ve kültürel tarafları bulunmaktadır. Toplumsal ve kültürel değişimi içeren göç, sadece bir coğrafyadan diğerine geçişi değil, bir toplumdan başka bir topluma geçişi işaret eden bir nüfus hareketidir. Denilebilir ki, kültür kavramı da göç kavramıyla benzer kaderi paylaşan ve insanlık tarihiyle özdeş olan bir toplumsal olgudur. Göçler, temel olarak mevcut olanın yetersiz oluşunda daha iyiye ulaşma umuduyla gerçekleştirilir. Göçle birlikte sabit olma durumu yerini ayrılma, terk etme, kaçma gibi günlük hayatın üretip beslediği duygulara bırakır. Bu duygular, kültürün ana damarlarında geniş yer bulur. Göçün öznesi bireyler, dün gelen, bugün olan ve yarın kalacak olması muhtemel yabancı kimlikleriyle dünya genelinde ve ulus özelinde kültür desenlerinin her daim bir motifi olarak varlığını sürdürecektir. Bu çalışma da göç ve kültür kavramları arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Kuramsal literatür tarama yöntemi kullanılarak toplanan veriler bütüncül bakış açısı çerçevesinde yorumlanmıştır.  Göç etmiş olmanın yalnızca fiziksel bir yer değişikliği yapmak demek değil, göç ile birlikte pek çok manevi değeri de taşımak demek varsayımında göç ve kültür ilişkisini değerlendirildiğimizde yüzyıllar boyunca göçler ile birlikte kültür değerlerinin de göç etmekte olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OTİZMLİ ÖĞRENCİDE SOSYAL ETKİLEŞİM VE İLETİŞİM BECERİLERİNİN BAHÇE TERAPİSİ İLE GELİŞTİRİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72780</guid>
      <author>Filiz ÇELİKSelda İLGAR BAYRAM </author>
      <description>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), bireylerde ciddi sosyal etkileşim ve iletişim bozukluğu ile ilgi ve etkinliklerde sınırlılık, tekrarlı ve takıntılı davranışlarla belirtileri hafiften ağıra kadar değişen nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizmli bireyler, sosyal ilişkilerde zorlanmakta ve özel ilgiye dayalı ilişkilerin geliştirilmesine ihtiyaç duymaktadır. Yapılacak müdahalelerle otizmli bireylerin sosyal etkileşim ve iletişim kurma becerileri gelişebilmektedir. Otizmli bireylerde tıbbi tedaviye ek olarak hazırlanan özel programlar bulunmaktadır. Bu programlardan biri olan bahçe terapisi, otizmli bireylerin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerini geliştirmenin yanı sıra mesleki becerilerinin geliştirilmesine de katkı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, otizmli bir öğrencinin bahçe terapisi ile gelişimini takip ederek sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinin gelişimini somut bir şekilde ortaya koymaktır. Bunun yanı sıra Türkiye’deki diğer özel eğitim okullarında eğitim gören otizmli öğrenciler için bahçe terapisinin uygulanmasında rehberlik edecek örnek bir çalışma yapmaktır. Millî Eğitim Bakanlığı, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen Öğrenci Kaba Değerlendirme Formundan yola çıkarak otizmli öğrenci için gelişim takip formu hazırlanmıştır. Bu doğrultuda Meram Melike Hatun Özel Eğitim Meslek Okulunda eğitim gören otizmli bir öğrencinin mevcut durumu belirlenmiş; sosyal etkileşim ve iletişim becerilerindeki yetersizliklerin bahçe terapisi ile geliştirilmesine yönelik bir çalışma planı oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Çalışma kapsamında otizmli öğrencinin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinin gelişimini takip edebilmek için öğrencinin ailesi ve öğretmenlerinden belirli aralıklarla gelişim takip formunu doldurmaları istenmiş ve verilen puanlar değerlendirilmiştir. Bu çalışmada uygulanan bahçe terapisi, otizmli öğrenciye sosyal etkileşim ve iletişim becerilerini kazandırmasının yanı sıra meslek edindirmeye yönelik destekleyici bir uygulama olarak farklı otizmli bireylerde de uygulanabilir niteliktedir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VİYOLONSELDE PUS PARMAĞININ ORTAYA ÇIKIŞI, İŞLEVİ VE KULLANIMI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72931</guid>
      <author>Pınar TURAN</author>
      <description> Bu makalede; viyolonsel icrasında sol elde oldukça önemli ve bir o kadar da zor olan bölgelerden biri olan pus bölgesi anlatılacaktır. Daha geniş kapsamlı olarak değinmek gerekirse pus pozisyonunun ortaya çıkışı, çıkış sebepleri, icracının hangi aşamalarda bu pozisyona ihtiyaç duyduğu anlatılacaktır. Eserlerinde pus pozisyonu yer alan besteciler, eserleri üzerinden çalışma teknikleri ile beraber anlatılacak ve alternatif çalışma yöntemleri gösterilecektir. Bu eserler viyolonselci olan bestecilerin yazdığı eserler ve olmayan bestecilerin yazdığı olarak 2 ayrı dalda incelenecektir ve karşılaştırma yapılacaktır. Viyolonselin fiziksel gelişimiyle paralel olarak pus pozisyonunun ortaya çıkışı ve eserler üzerindeki kullanımı incelenecektir. Hem öğrenciler hem de icracılar için oldukça önemli ve zor olan bu bölge daima çalıcıların korkulu rüyası olmuştur. Bu nedenle bu alanda yapılacak bu tür aydınlatıcı nitelikte olan çalışmalar hem icracılara hem de öğrencilere ışık tutacaktır. Pus pozisyonu; Viyolonsel icrası ve eğitiminde, eli sabitleme ve aynı zamanda tuşe üzerindeki diğer 4 parmak için bir dayanak noktası olan başparmağın, 4. Pozisyondan itibaren sonraki pozisyonlarda yer alan sesleri çalabilmek için tuşenin arkasından tuşenin üstüne tellerin üzerine gelmesi sonucu çalmayı kolaylaştırmak için kullanılan bir sol el çalma tekniğidir.  Viyolonselde temiz bir entonasyon bir icracının en başta dikkat etmesi gereken önemli unsurlardandır. Enstrüman üzerinde etkileyici ve nitelikli çalmak sesleri doğru ve net basmaktan geçmektedir. Bu nedenle entonasyonu oluşturan unsurlar icracılar tarafından dikkatli bir biçimde ele alınmalıdır. Dikkat edilecek temel unsurların en başında sol eli tuşe üzerinde doğru konumlandırmak gelir. Parmakları tuşe üzerinde yuvarlak ve parmak uçlarından olmak koşuluyla doğal bir pozisyonda tutmak gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARTIRILMIŞ GERÇEKLİK TEKNOLOJİSİ İLE DİJİTAL SANAT UYGULAMALARI. ÖRNEK BİR ARTIRILMIŞ GERÇEKLİK OLUŞTURMA SÜRECİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73103</guid>
      <author>Cumhur COŞKUN</author>
      <description>Bu araştırma sanatın farklı ifade biçimleri olarak kullanımında Artırılmış Gerçeklik teknolojisinin potansiyeline ve sanatçıların bu teknolojiyi hangi donanım ve yazılım araçlarıyla kullanabileceğine dair yollara dikkat çekmektedir. Sanatsal ifade biçimlerinde Artırılmış Gerçeklik kullanımının hızla yaygınlaşmasına rağmen hangi uygulamalarla gerçekleşecebileceğine dair sistematizasyondan ve örnek bir uygulama anlatımını içeren çalışmaların eksikliği nedeniyle araştırma diğer çalışmalardan farklılaştırmaktadır. Nitel içerik analizi yönteminden yararlanılan bu araştırmada, sanat alanında Artırılmış Gerçeklik teknolojisinin kullanılmasının temel nedenleri ve ilgili alanında Artivive platformu ile nasıl bir Artırılmış Gerçeklik deneyimi oluşturulabileceği ele alınmıştır. Artivive uygulamasında teknik beceri ve kaynakların minimum düzeyde tutulmasıyla sanatçılar veya kurumlar bir sergi hazırlayarak ziyaretçileri Artırılmış Gerçeklik deneyimini yaşatabilirler. Artırılmış gerçeklik yazılımlarının sayısı çok fazladır ve her yıl yeni fikirler geliştirilmektedir. Teknoloji daha da yaygınlaştıkça daha da fazla fikir ve uygulama da üretilmeye devam edecektir. Bu nedenle sanatçıların farklı anlatım ve ifade biçimleri geliştirmesinde teknoloji ile etkileşim her zamankinden daha gerekli görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN MESLEKİ BENLİK SAYGILARININ İNCELENMESİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72321</guid>
      <author>Duygu YALMAN POLATLARMuhammet Ü. ÖZTABAK </author>
      <description>Mesleki benlik saygısı bireyin özellikle mesleki pozisyonuna ilişkin öz saygısı ve bu profesyonel rolü kabul etmesidir. Öğretmenlerin mesleki benlik saygısı, kişisel, mesleki ve sosyal gelişimlerini, mutluluklarını, doyumlarını ve uyumlarını etkiler. Öğretmen-öğrenci etkileşimi, sadece zihinle değil, öğretmenlerin aynı zamanda mesleklerine olan coşkulu bağlılıklarıyla da doğrudan bağlantılı özveri, sahiplenme duygusu ve taahhütler gerektirir. Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin mesleki benlik saygılarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Bu çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evreni, İstanbul Avrupa yakasındaki Bağcılar, Bakırköy ve Güngören ilçelerinde okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerdir. Araştırmanın örneklemini ise bu ilçelerde çalışan 300 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Örneklemin oluşturulmasında tesadüfi örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin medeni durumu ve çalışma statüleri ile mesleki benlik saygıları arasında anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Bununla birlikte öğretmenlerin; 30-35 yaşında olanlarının 20-25 ve 25-30 yaşlarındaki öğretmenlere göre daha yüksek; kamuda çalışanların özel okulda çalışanlara göre daha yüksek; 2-6 ve 7-11 yıl hizmet süresi olanların 0-1 yıl hizmet süresi olanlara göre daha yüksek mesleki benlik saygılarının olduğu görülmüştür.       </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FRANZ MARC’IN FÜTÜRİST RESİMLERİNDEKİ RENK VE BİÇİM ANLAYIŞI </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72358</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72358</guid>
      <author>Çiğdem ÖZDEMİRYelda USAL </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; Franz Marc’ın fütürist resimlerinde renk ve biçim anlayışını incelemektir. Marc’ın çoğunlukla kübik ve hayvan formları içeren sekiz çalışması, biçim ve onun simgesel renk anlayışına göre eser analizi yöntemi ile incelenmiş; çalışma literatür tarama ile tamamlanmıştır. Araştırma, Franz Marc’ın, “Maymun Frizi”, “Sarı İnek”, “Şelâle”, “Yağmurda” , “Büyüleyici Değirmen”, “Hayvanların Kaderi”, “Mavi Atlar Kulesi”, “Dövüş Formları” isimli sekiz çalışması ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda Franz Marc’ın fütürist hareketi belirleyen; doğaya ait hareketler; şelale, nehir, yağmur, soyut form hareketleri, yatay dikey çizgisellik, insan, hayvan hareketleri tespit edilmiş; sembolik renk analizine göre de ağırlıkta olarak kırmızı ve mavi tonları ile yaşam ve güç arasındaki mücadeleye vurgu yapılmış, daha az ağırlıkta sarı ve tonlarının ile de hayattaki dişil enerji ortaya konmuştur. Bu doğrultuda yaşamın dualite içinde mücadele ile dinamik bir yapıda seyrettiği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞEHİRLERİN KIRSAL HAFIZALARINA BİR ÖRNEK: TEKKEKÖY İLÇESİ (SAMSUN)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72510</guid>
      <author>Müjde AYDOĞDU</author>
      <description>Günümüzde şehir yerleşmesi olarak nitelendirilen birçok yerleşmenin geçmişine bakıldığında kırsal geçmişin baskın olduğu, kırsal yerleşme iken şehir yerleşmesine dönüştüğü görülmektedir. Bu dönüşüm yerleşmelerin nüfus istatistiklerine göre değişebileceği gibi yöneticilerin alacağı kararla idari kimliğinde yaşanan bir değişimle de gerçekleşebilmektedir. Kuşkusuz Türkiye’deki kırsal nüfus üzerindeki en büyük değişim 2012 yılında kabul edilen, 2013 yılında hayata geçirilen 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile olmuştur. Bu yasa ile Türkiye’deki 30 büyükşehir belediyesindeki köy yerleşmelerinin tüzel kişilikleri kaldırılmış ve mahalleye dönüştürülmüştür. Büyükşehirlerin idari yapılarına yansıyan bu değişim, ilçelerdeki kırsal nüfusuda etkilemiş ve bu ilçelerin kırsal nüfusları 2013 yılı itibariyle ortadan kaldırılmıştır. Bu ilçelerden biri olan Tekkeköy’ün 1990 yılındaki kırsal nüfusu 37.379 olurken, şehir nüfusu 11.351’dir. Takip eden yıllarda her ne kadar Tekkeköy’ün kırsal nüfusu azalsa da 2012 yılında ilçedeki köy nüfusu 11.897 olarak kayıtlara geçmiştir. 2013 yılında kırsal nüfusunun tamamının şehir nüfusuna dönüştüğü Tekkeköy’de de 31 köyün tamamı tüzel kişiliklerini kaybetmiş ve mahalle sayısı 63’e yükselmiştir. Köyden mahalleye dönüştürülen bu yerleşmelerin büyük bir kısmında hâlâ sağlık ocağı, okul, postane gibi temel hizmetler verilememektedir. Bu hizmetleri almak için Tekkeköy’deki 19 Mayıs, Hürriyet, Cumhuriyet gibi eski şehir nüfusu olarak kabul edilen mahallelere gitmek zorunda kalan insanlar kendini kırsal kimlik içerisinden çıkaramamakta, şehirli nüfus olarak görememektedir. Aldığı hizmeti yeterli bulmayan, şehirsel yerleşmelerde var olan fonksiyonel donatılardan mahrum alan bu büyükşehirli yeni tip mahalle nüfusları, kır ve şehir nüfusu arasında sıkışmış yerleşmeler olarak kimliklerini devam ettirmektedirler. Kuşkusuz bu sıkışmışlık insanları yaşadıkları mahallelerden göçe sürüklediği gibi kırsal yerleşmelerde hâlihazırda yürütülen ekonomik faaliyetlerin de zamanla yok olmasına neden olmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REVIEW OF WOMEN’S FASHION MAGAZINE COVERS IN TERMS OF VISUAL DESIGN PRINCIPLES </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72522</guid>
      <author>Tuğba SEFEROĞLU</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARUFİZADE MEHMED ZİYAEDDİN VE MÜRÜVVET GAZETESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72531</guid>
      <author>Mustafa OĞUZ</author>
      <description>Marufizade Mehmed Ziyaeddin Bey gazeteci, matbaacı ve yayımcı kimliği ile Türk basın tarihinin unutulan simalarından biridir. Mehmed Ziyaeddin Bey, Telgraf Mektebinden mezun olunca Dersaadet Telgraf Muhaberat Odası’nda memuriyete başladı. Buradan Maarif Nezareti’ne geçmiş ve kâtiplikten Mekatib-i Aliye ve Hususiye Müfettişliğine kadar yükselen Ziyaeddin Bey, memurluğunun yanında çıkarmış olduğu Çocuklara Kıraat risalesi, Mürüvvet gazetesi ve bu gazetenin kadınlara özel Mürüvvet eki ve Mürüvvet Matbaası ile yayıncılık faaliyetlerine devam etmişti. Beşiktaş Afitab-ı Maarif Mektebinin kurucuları arasında yer alarak eğitimci olarak da çalışmıştır.  Mehmed Ziyaeddin Bey, Mürüvvet gazetesini 1887-1891 tarihleri arasında çıkarmıştır. Mürüvvet gazetesi birinci yılında haftalık olarak çıkmış, ikinci yılından itibaren günlük gazeteye dönüşmüştür. Mürüvvet gazetesi dört yıllık yayın sürecince matbuat idaresi tarafından iki kez tatil edilmiştir. Bunun yanında Ziyaeddin Bey, hastalığı sebebiyle gazetesini bir süre yayınlamamıştır. Mürüvvet gazetesinin yayıncılık alanındaki yenilikleri arasında çok ucuz bir fiyata satılması ve sıradan halkın anlayabileceği bir dilde yayın yapmasıdır. Mürüvvet gazetesi dönemindeki diğer gazetelerin takip ettiği bir yayın politikası izlemiştir. Gazetenin haberleri veriş sırası siyasi gündemi değerlendirmek, rütbe ve nişan alan Osmanlı vatandaşlarının listesini yayınlamak, Avrupa’dan gelen telgraflar, dahili ve harici olaylar, tefrika edilen romanlar, bilimsel gelişmeler, ilanlar ve borsa haberleridir. Mürüvvet gazetesindeki bu sıralama yayın hayatı boyunca devam etmiştir. Mürüvvet gazetesi okuyucu mektupları, Osmanlı coğrafyası, Avrupa ve dünyadan ilginç ve çeşitli haberlerin yer alması ve fiyatını 10 para gibi çok ucuz bir fiyata düşürerek günlük satış rakamını beş binlere yaklaştırmıştır. Mürüvvet gazetesinde Muallim Naci, Mehmed Selim Avnullah, Mehmed Said el-Musullu, Abdülkerim Tabib, Mehmed Celal, Mehmed Ziver, Süleyman Tevfik, Faik Reşad, Nabizade Nazım, Şerafeddin Mağmumi, Mehmed Enisi, Mehmed Şemseddin, İsmail Safa, Vanizade Halid ve İbnülemin Mahmud Kemal gibi dönemin tanınmış veya tanınmamış birçok yazarın katkısı olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIKLI YETİŞKİNLERDE NARSİSTİK KENDİLİK BOYUTU VE MİZAÇ TÜRLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72604</guid>
      <author>Betül DURSUN</author>
      <description>Sağlıklı bir narsisizm, doğuştan getirilen duygulanım potansiyelleri ile ilişkilendirilebilir mi? Bu konudaki tartışmalar süregitse de Jung, Kohut, Jacobson, Mahler gibi psikanalistler kuramlarını bu soruya olumlu yanıt vererek oluşturmaya başlamıştır. Bu araştırmada, narsisizmin gelişimsel bir tanımını yapmış ve tedavi edilebilmesine önemli katkılar sağlamış olan Kohut’un Kendilik Psikolojisi kuramı temel alınarak afektif mizaç grupları içinde narsistik boyutların dağılımları incelenmiştir. Kümeleme örneklem yöntemiyle araştırmaya dahil edilen 662 (361 kadın ve 301 erkek) sağlıklı yetişkin katılımcının narsistik kendilik boyutlarından aldıkları puanlar ile afektif mizaç puanları, t testi, varyans analizleri, korelasyon tabloları ve çoklu doğrusal regresyon modelleri oluşturularak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Savunmacı Büyüklenmeci Narsistik Kendilik puanları, depresif mizaçtan %35.6, siklotimik mizaçtan %17.4, anksiyöz mizaçtan %12.7 oranında pozitif yönde etkilenmektedir. Sağlıklı Büyüklenmeci Narsistik Kendilik puanları ise, hipertimik mizaçtan %38.6 oranında pozitif yönde, depresif mizaçtan ise %21.9 oranında negatif yönde etkilenmektedir. Sonuçlar, narsistik kendiliğin büyüklenmeci boyutunun, doğuştan getirilen duygulanım potansiyelleriyle istatistiksel olarak anlamlı ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Hipertimik mizaç, kendiliğin sağlıklı bir narsisizm düzeyinde gelişebilmesi için avantaj sağlamaktadır. Depresif mizaç ise bulgular doğrultusunda kendiliğin sağlıksız kutuplarda gelişmesine etki eden en yaygın faktör olarak değerlendirilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARŞİV BELGELERİNE GÖRE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI IRAK CEPHESİNDE ARAP AŞİRETLERİ VE İNGİLİZLERLE MÜCADELE</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72626</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72626</guid>
      <author>Girayalp KARAKUŞ</author>
      <description>Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti, Irak cephesinin açılmayacağını öngörmüştü. Ancak Osmanlı devlet adamlarının bu yanılgısı Irak’ta Bağdat ve Musul gibi önemli yerlerin kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti, Irak cephesinde halifenin ilan ettiği Cihat çağrısına yerel toplulukların destekleyeceği varsamından yola çıkarak bu bölgenin gönüllülerin yardımıyla savunulacağını yeterli görmüştür. Fakat Cihat çağrısına bölgede destek veren Şeyh Hatim-el Uhut ve Geraf aşiretleri gibi topluluklar İngilizlere karşı koyarken, Gelhur, Gurâni, Kalhani aşiretlerinin İngilizlerle işbirliği yaptığı görülmüştür. Çalışmada &lt;em&gt;“Askeri Tarih Belgeleri Dergisi”&lt;/em&gt;nde yayımlanan arşiv belgelerine dayanarak makale kaleme alındı. Aynı zamanda bu konuyla alakalı pek çok kitap, bilimsel tez ve makalelerden literatür incelemeleri yapıldı. Belgeler incelendiğinde Irak Cephesinin kaybedilme nedeninin Osmanlı devlet adamlarının bölgeye yeterince ilgi göstermediğinden kaynaklı olduğu sonucuna varıldı. Özellikle Kût’ül Amare zaferinden sonra 6. Ordunun bir kısmının Ruslarla savaşması için İran cephesine aktarılması karşısında Osmanlı askerleri, toparlanan İngilizlere karşı etkili olamamıştır. Yerel gönüllü birliklere güvenen bir strateji izleyen Osmanlı Devleti, İngilizlerin devlet aleyhine yaptığı propaganda karşısında da yetersiz kalmıştır. Çalışmanın amacı Türk tarih literatüründe &lt;em&gt;“Arapların tamamı Türklere ihanet etti”&lt;/em&gt; söylevinin doğru olup olmadığını ortaya koyabilmektir. Çalışmanın hedefi politik bir amaçtan ziyade bilimsellik açısından sorunsalı doğru çözümleyebilmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALK DANSI İCRACILARININ ÖZYETERLİLİK VE ÖZGÜVEN DÜZEYLERİ İLE PERFORMANS KAYGILARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72735</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72735</guid>
      <author>Zeynel TURAN</author>
      <description>Geleneksel danslar toplumlara ait kültürel gelenekler, toplum tarihi, geçim kaynakları ve coğrafi bilgileri içeren öğelerin nesiller boyunca aktarımında önemli bir taşıyıcı durumundadır. Kültürel kimliğin belirlenmesine ve aktarımına katkıda bulunarak toplumun "kültürel gelişiminde" önemli bir rol oynamaktadır. Tamda bu noktada geleneksel dansların kitlelere sunuluş biçimi ciddi önem kazanmaktadır. Geleneksel danslarımızın sahne sanatlarının diğer unsurlarıyla biçimlendirilip sahnelendiği günümüz profesyonel dans hayatında sıkça karşılaşılan sahne performans kaygısı ve dans özyeterlik ile özgüven ilişkisi tespitinin yapılması ve betimsel bir yolla açıklaması halk dansı icracıları ve eğitmenleri açısından önem taşımaktadır. Araştırmanın örneklemi 212 kadın ve 162 erkek (n=374) Türk halk oyunları dansçısından oluşmaktadır. Çalışmada, Halk dansları icracılarının dans özyeterlik durumlarının tespiti için Tokinan, B. ve Bilen. S. (2010) tarafından geliştirilen tek faktörlü “Beden Dili ve Dansa İlişkin Özyeterlik Değerlendirme Formu” kullanılmıştır. Halk oyunları dansçılarının dans özgüven durumlarının tespiti için Tokinan, B. (2008) tarafından geliştirilen “Özgüven Değerlendirme Testi” kullanılmıştır Halk oyunları dansçılarının sahne performans kaygı durumlarının ölçülmesi amacıyla, Çarkçı, J. ve Mercan, Ç. S. (2020) tarafından geliştirilen “Çarkçı Bale Lisans Öğrencileri Performans Kaygısı Ölçeği” kullanılmıştır. Sonuç olarak, araştırmaya katılan dansçıların dans özgüven, özyeterlik düzeyleri ile dans performans kaygıları arasında anlamlı bir ilişki olduğu, dans özgüvenin, dans performans kaygısı üzerinde negatif yönde ve anlamlı etkisi olduğu, dans özyeterliğin, dans performans kaygısı üzerinde negatif yönde ve anlamlı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19. VE 20.YY SİVAS MERKEZDE BULUNAN BAROK ETKİLİ KONAK SÜSLEMELERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72816</guid>
      <author>Demet ÖRNEK</author>
      <description>Konaklar, insanların barınma ihtiyaçlarına göre şekillenen yapıların başında gelir. Coğrafi ve kültürel özellikler, iklim koşulları, teknolojik gelişmeler konak mimarisinde önemli şartları oluşturur. Osmanlı kültürünün gelişiminde rol oynayan mimari ve mimariye bağlı süslemeler, Osmanlı dönemine damga vurmuş eserlerin yapılmasını sağlamıştır.14-16. yy’a ait konut örneklerinin çoğu  günümüze ne yazık ki ulaşamamıştır. 15.yy ikinci yarısına tarihlendirilen Fatih Köşkü kalan eserlerden biridir. Ancak 17.yy ve sonrasına ait örnekler nadir de olsa bugün varlığını sürdürmektedir. Mimari açıdan dönemsel farklılıklara rağmen planlarda büyük bir değişim görülmemekle beraber, süsleme açısından farklılıklar dikkat çekmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türk süsleme sanatları Avrupa’ dan aldığı süsleme etkileri ile üslup  değişikliğine uğramış, özellikle mimari süslemeler de ağırlığını hissettirmiştir. 18 yy’ın  ikinci yarısından itibaren İstanbul’da başlayan sanatta batılılaşma hareketi, aynı paralelde Anadolu’da da izlenmektedir. Bu dönemde mimari de iç ve dış dekorasyonda kullanılan motif ve kompozisyonlar,  başta duvar resimleri olmak üzere barok ve rokoko özellikleri göstermektedir. Anadolu örneklerinin,  azınlık ya da Türk asıllı olsun usta çırak ilişkisi ile yerli sanatçılar tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Araştırmaya konu olan ve incelenen konaklarda yer alan süslemelerde görülen ahşap, alçı ve kalem işi düzenlemeleri süslemeleri açısından dikkat çekmektedir. Ahşap ve alçı merkezde yer alan konakların çoğunda kullanılmış olup, kalem işi ise daha az görülmektedir. Evlerin tavanlarında malzeme olarak ahşap dikkat çekmektedir ve tavan süslemelerinde , çıtakari ya da aplike tekniği uygulanmıştır. Tavan göbekleri ise oyma tekniği kullanılarak her bir parça ayrı ayrı hazırlanarak tavana çivi ile sabitlenmiştir. Sivas konakları içerisinde özellikle Kangal Ağası konağı çok önemli bir yere sahiptir. İncelenen konaklar içerisinde en zengin süslemeye ve farklı teknik uygulamalara sahip olması açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİGORTALANAN OLAYA KUSUR İLE SEBEBİYET VERİLMESİNİN SİGORTA TEMİNATINA ETKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71266</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71266</guid>
      <author>Tolga ATILGAN</author>
      <description>TTK da sigorta ettirenin sözleşmede öngörülen sigortalı olunan olayın gerçekleşmesine sebebiyet vermesi halinde sigorta tazminatının ve sigorta bedelinin ödenmesine etkisi düzenlenmiştir. Olayın ihmal veya kasıt ile gerçekleşip gerçekleşmediği ve kusur oranı tazminatı etkileyen en önemli unsurlardır. Türk Ticaret Kanunu’nun 1429’uncu maddesinin 1’inci fıkrası göre “Sigortacı, aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür&lt;em&gt;” &lt;/em&gt;hükmü çerçevesinde&lt;em&gt; &lt;/em&gt;“kusur” kavramının ne anlama geldiğini incelemek faydalı olacaktır. Kusur, hukuka aykırı davranmanın kabulü olarak ifade edilebilir. Görünüş biçimleri ise kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır. Kast, hukuka aykırı sonucun bilinmesi ve istenmesi şeklinde tanımlanırken ihmal, sonucun meydana gelme olasılığın gözealınması olarak tanımlanabilir. İhmal ağırlık derecesine göre; ağır ihmal ve hafif ihmal olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Burada ayıtedici husus, aynı durum ve şartlarda ortalama kişilerin göstermesi gereken, özen ve dikkati göstermemesi ağır ihmal; çok dikkatli ve özenli kişilerin ise üzerlerine düşen ve kendilerinden beklenebilecek dikkat ve özeni göstermemeleri ise hafif ihmal olarak değerlendirilmektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1429’uncu maddesi kapsamında sayılan kişilerin, sigorta teminatı kapsamındaki olayın vukuunda kasdi davranışı veya ihmali davranışı önem arzetmekte olduğundan çalışmamızda bu ayrı düzenlemeleri inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELA BARTOK’UN OSMANİYE YÖRESİNE AİT TÜRK HALK MÜZİĞİ DERLEMELERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72050</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72050</guid>
      <author>Ahmet KORKMAZBelir TECİMER </author>
      <description>1936 yılının Kasım ayında konferanslar ve konserler vermek üzere Türkiye’ye gelen Bela Bartok çok sınırlı bir süre içerisinde araştırma ve inceleme çalışmaları da yapmıştır. Bartok’un Adana, Mersin, Ankara, Osmaniye yörelerinde derlemeler yaptığı, en çok da Osmaniye yöresine ait derlemeler yaptığı tespit edilmiştir. Bu derlemelerin çoğunlukta olmasının nedeni olarak Türkmen Yörüklerinin bölgeye yerleşmiş olmalarına ve yazın Uzunyayla'ya göç eden bazı yörüklerin kışlak olarak Toprakkale'yi kullanmış olmalarına dayandığı düşünülmektedir. Bu çalışma Bela Bartok’un Osmaniye yöresine ait derlemelerinin tarama yöntemiyle saptanmasını ve belirlenen kriterlere göre incelenmesini amaçlayan nitel bir çalışmadır. Bu çalışma Bartok’un derlemeleri içerisinde sadece Osmaniye yöresinin derlemelerini kullanan ilk araştırma olup, bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Literatür taraması sonucunda Bartok’un Türkiye’de derlemiş olduğu ezgi sayısının toplamda 87 olduğu tespit edilmiştir. Yapılan tarama sonucunda bunların 39 tanesinin Osmaniye yöresine ait olduğu tespit edilmiş ve bu derlemelerin tamamına bulgular bölümünde yer verilmiştir. Derlemeler makamsal dizi, yapısal form, ses aralığı ve ölçü sayısı yönünden incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda Osmaniye yöresinde derlenen bu ezgilerin ne denli zengin bir kültürel miras olduğu belirlenmiştir. Bela Bartok’un Osmaniye yöresine ait derleme çalışmalarının yeni nesillere aktarılarak yaşatılması öneriler arasında yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVİRİDE EREK OKUR ODAKLI YAZARLIK</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72138</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72138</guid>
      <author>Nazim IŞIK</author>
      <description>Çeviri okuma ve yazma sürecinde erek metnin sürekli olarak yeniden düşünmeye ve yazılmaya maruz bırakıldığı çok yönlü eylemler bütünüdür. Sürekli analize tâbi tutulan, erek metnin diline ve kültürüne dönüştürülen kaynak metin; çevirmen veya yazarın düşüncelerindeki yorumların yeniden üretimi ile erek okurun çevirmenle sürekli iletişimi sürecinde farklı bir bağlamda oluşumunu devam ettirir. Çalışmada vurgulanan önemli bir nokta çeviride yazma sürecinin okurun beklentilerine ve amaçlarına cevap vermesi için erek okur odaklı çok yönlü bir okuma yetisinin gerekli kılınmasıdır. Bu çalışmada çeviri sürecinin ayrılmaz parçası olan yazarlık sürecine erek okur odaklı bir yaklaşım sergilenmektedir. Yazarlık aslında metni yeniden okumaya tâbi tutmanın sonucu olarak düşünüldüğünde yazarlık süreci, erek okur odaklı okuma süreci içerisinde yeniden bir düşünmeye tâbi tutulmaktadır. Erek okur odaklı bir çeviri süreci ister istemez çevirmeni özgün bir yoruma götürür. Çevirmen yazma eyleminde kaynak metnin anlamını aramakla kalmaz, geçmiş deneyimlerin şimdiki düşünsel eylemlerine etkide bulunacağı bir yorum sürecinde sürekli üretir. Bu çalışmada yazarın hedeflediği, okur ile kaynak metin yazarı arasında mekik dokuyan diyalektik bir özellik öne çıkarılmaktadır. Hermeneutik yaklaşımın benimsendiği çalışmada, skopos ve alımlama teorisi yazma sürecine dâhil edilmiştir. Yazar bir kaynak metnin geleneksel anlamını yazma eylemi sürecinde erek okurun beklentilerine göre anlamlar üreterek dönüştürebilmektedir. Yazarın metin üretme sürecindeki aktif ve prodüktüf rolü göz önünde bulundurulduğunda,  okurun üretilen erek metni yeniden her okuması çeviri sürecinin yönünü belirlenmesi açısında çeviribilim çalışmalarında aydınlatıcı bilgiler sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK SİNEMASINDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİNİN TEMSİLİ: ŞENDUL ŞABAN (KARTAL TİBET, 1985) ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72361</guid>
      <author>Hasan AKPULAT</author>
      <description>Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yeniden üretildiği bir alan olan sinemada hem kadın hem de erkeğin temsiline odaklanan çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar öncelikle kadınların erkeklerle karşılaştırıldığında eşitsiz konumunu açıklamaya çalışmaktadır. Ataerkil yapıda kadınlar ikinci plana atılmakta ve rolleri ataerkil kodlara göre belirlenmektedir. &lt;em&gt;Şendul Şaban&lt;/em&gt; (Kartal Tibet, 1985) filmi toplumumuzda kadınlık ve erkeklik rollerinin ataerkil kodların ötesinde nasıl şekillenip tanımlandığına örnek teşkil etmektedir. Film, kadınlık ve erkeklik rollerini tersine çevirerek geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine meydan okumakta, bu da cinsiyete dayalı işbölümü ve kadınlara yönelik toplumsal beklentiler üzerine düşünmeye teşvik etmektedir. Araştırma nitel bir tasarımla hazırlanmış olup konunun teorik çerçevesi öncelikle toplumsal cinsiyet ve işbölümü üzerine odaklanmış ve çalışmanın amacına yönelik 1980'li yıllarda Türk sinemasında kadın temsilleri incelenmiştir. &lt;em&gt;Şendul Şaban&lt;/em&gt; filminde kadın ve erkek rolleri irdelenerek kadınlık ve erkeklik temsili cinsiyete dayalı işbölümü bağlamında analiz edilmiş olup anlatıda ataerkil tahakkümün pekiştirildiği ve yeniden üretildiği bulgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMAT DÖNEMİ YAZARLARININ TOPLUM İÇİNDEKİ YERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72421</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72421</guid>
      <author>Nurullah BULUT</author>
      <description>Yazar, edebiyatın hangi dalında eser verirse versin, bulunduğu çevrenin maddi-manevi yapısının etkisi altında kalır. Aynı zamanda sanatçı da bulunduğu çevreyi etkiler. Yazarın ortaya koyduğu eserde toplumun etkisi oldukça önemlidir. Sanatın vazgeçilmez dallarından biri olan edebiyat, diğer sanatlar gibi çok yönlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle herhangi bir edebi eser hakkında eksiksiz bilgi edinmek istediğimiz zaman, eserin toplumsal yönlerini daima göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu çalışmada, Robert Escarpıt’in “Edebiyat Sosyolojisi” kitabının dördüncü bölümündeki “Toplum İçinde Yazar” başlığı örnek alınarak 1860 ile 1895 yılları arası Türk edebiyatında eser vermiş Tanzimat dönemi yazarlarının doğum yerleri arasındaki ilişkiyi (Edebiyat Coğrafyası), yazarların ve aile meslekleri ile ilişkisini ve yazarların ekonomik hayatla ilişkisini inceleyerek toplum içindeki konumu değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN BİREYLERİN TANILAMA SÜREÇLERİ İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALARIN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72437</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72437</guid>
      <author>Derya KAYAFatih KOCA </author>
      <description>Bir öğrenci de özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) olup olmadığının tespit edilmesi eğitsel tanılama ve değerlendirme sürecini gerektirir.  Öğrenme güçlüğünün örtülü özelliklerinden dolayı, öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin tanımlanması veya teşhis edilmesi uzun zamandır zor bir konu olmuştur. ÖÖG tanı prosedürü genellikle bazı standart testlerin veya kontrol listesi puanlarının yorumlanmasını ve bunların istatistiksel yöntemden türetilen normlarla karşılaştırılmasını içerir. Tanımlama sürecinde tek bir disiplin ile karar verilmesi mümkün değildir. Bunun yerine disiplinler arası uzman bir ekibin görev alması gerekmektedir. Öğrenme güçlüğü tanısını vermede Tutarsızlık Modeli ve Müdahaleye Tepki Modeli önemli bir ölçüttür. Bu modeller Özel eğitimi önleyici bir çalışmadır ve erken tarama ile akademik alanda zorlukları olan çocuklara erken müdahalede bulunmayı sağlar. Bu çalışmada ortaya konulan ilgili literatür, ÖÖG olan öğrencileri tanılamak için geçirilen süreci bütünüyle göstermesi açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVID-19 PANDEMİ DÖNEMİ ÖNCESİ VE SONRASI EL HİJYEN ALIŞKANLIKLARININ KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72580</guid>
      <author>Ezgi PAMUKYonca YAVUZ AKÇAY ,Suna TATLI ,Ayşe TANŞU </author>
      <description>Amaç: Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi, insanların günlük yaşam alışkanlıklarında köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bu çalışma, COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrasında bireylerin el hijyeni alışkanlıklarında farklılık olup olmadığını karşılaştırmayı amaçlamıştır.&#13;
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmada veriler çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Anket soruları, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, COVID-19 pandemisi öncesi alışkanlıklarını ve COVID-19 pandemisi sonrası alışkanlıklarını değerlendirmektedir. El hijyeni puanı 5'li Likert tipi 20 soru ve bir günde el yıkama sayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Pandemi öncesi ve pandemi sonrası dönemler için el hijyeni puan ortalamaları karşılaştırıldı.&#13;
Bulgular: Çalışmaya 538 gönüllü (406 kadın, 131 erkek ve 1 transseksüel erkek) dahil edildi. Likert tipi ölçekte hazırlanan sorulara verilen cevaplar her bir katılımcı için değerlendirildi. Pandemi öncesinde 194 (%36,06) katılımcı günde 6-10 kez ellerini yıkadığını belirtirken, sadece 60 (%11,15) katılımcı günde 20 ve daha fazla kez ellerini yıkadığını belirtmiştir. Pandemi sonrasında ise 143 (%26,58) katılımcı günde 20 ve daha fazla kez (p&lt;0,001) ellerini yıkadığını belirtti. Pandemi öncesi ortalama el hijyeni puanı 81.89 ± 15.76 (24 ile 105 arası) iken, pandemi sonrası 94.69 ± 12.65 (24 ile 105 arası) idi.&#13;
Sonuç: Katılımcıların COVID-19 pandemisi sonrası el yıkama sıklığı ve ortalama el hijyeni puanlarının COVID-19 pandemisi öncesine göre daha yüksek olduğu belirlendi. Hijyen alışkanlıklarında güçlü olumlu değişimler gösteren çalışmamızdaki veriler ışığında el hijyeninin önemi bir kez daha görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞLEME ÖRNEĞİNDE İKİ KIYI KÜLTÜRÜNÜN ETKİLEŞİMİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72762</guid>
      <author>Aslı ERDEMEsra KAVCI  </author>
      <description>El sanatları insanoğlunun yaşayış ve inanç unsurları ile toplumsal yapısını anlayabilmemizi sağlayan, yapıldığı dönemin estetik anlayışı hakkında fikir veren bir sanat dalıdır. Kültürlerin tarihsel ve sanatsal gelişimlerinin takip edilebildiği el sanatı ürünlerinden biri olan işlemecilik, dokuma, kumaş, deri gibi yüzeyler üzerine farklı tekniklerde iğnelerle çok çeşitli iplik ve malzemeler kullanılarak yapılan desenlendirme olarak tanımlanabilir. İlk olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilememiş olan kumaş işleme sanatının Türklerde ve Yunanlarda çok eski tarihlere dayandığı yazılı kaynaklardan bilinmektedir. Türk ve Yunan İşlemelerinin özelliklerine, benzerliklerine ve farklılıklarına ışık tutması amacıyla yapılan bu çalışmada, literatür taraması ile nitel yöntem doğrultusuda,  kültürün kumaş işleme sanatı konusundaki etkileşimi ele alınmıştır. İşlemelerin yapıldığı kumaşların ve süslemelerde kullanılan iplik ve diğer malzemelerin hassas yapıları nedeniyle çok eski örnekler günümüze kadar gelememiş ancak Türk işlemelerinde 16. yüzyıl, Yunan işlemelerinde ise 17. yüzyıl ve sonrasına ait çok sayıda ürün dünyanın çeşitli müze ve koleksiyonlarında yer almaktadır. İşlemeli Yunan kumaşlarının en belirgin özelliği, bitkisel motiflerin yanı sıra kullanılan insan ve hayvan gibi figüratif motifler ile işlemelerde yer alan renk çeşitliliğidir. Ev tekstili ve giyim eşyalarının işlendiği Yunanistan’da anakara haricinde çok sayıda ada grubu ve bu ada gruplarında yer alan irili ufaklı adalar bulunmakta ve neredeyse hepsi kendi işleme özelliklerini taşımaktadır. Türk işlemelerinin en belirgin özelliği ise stilize edilmiş olarak başta lale, karanfil ve gül gibi bitkisel motiflerin kullanımı ve kompozisyonlarda baskın şekilde uygulanan sonsuzluk prensibidir. Ev tekstili ve giyim eşyalarının işlendiği bu ürünler saray işlemeleri ve halk işlemeleri olarak iki gruba ayrılmakta olup, ölen sultanların giysilerinin bohçalanarak saklanması geleneği sayesinde 16. yüzyıldan itibaren Türk işlemeleri hakkında detaylı bilgi edinilebilmektedir. Saray dışı işlemelerde böylesi resmi bir gelenek olmadığı için anneden kızına geçen ve yoğun kullanım görmüş işlemeli tekstillerin eski örnekleri günümüze kadar gelememiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE KRİPTO PARA YATIRIMCILARI ÜZERİNE UYGULAMALI BİR İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72858</guid>
      <author>Özge ÇELİK</author>
      <description>Kripto para kullanımında Türkiye, Dünyada 4. ve Avrupa’da 1. sıradadır. Türkiye vatandaşlarının kripto para yatırımındaki yoğun eğilimi nedeniyle alanda çalışma yapılması önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı kripto para yatırımcılarının yatırım yapma sebepleri, amaçları, kaynakları, yatırımlarını gündelik hayatta nerede, nasıl sürdürdükleri, aile ve arkadaşlarının yaklaşımı, kripto paralar ile diğer yatırım araçları hakkındaki düşünceleri vb. veriler elde etmektir. Çalışmada 100 kripto para yatırımcısına çevrimiçi anket uygulanmıştır. Elde edilen verilerin frekans değerlerinin tablo dökümü yapılmıştır. Araştırma sonuçları; kripto para yatırımında cinsiyetler arası belirgin farklılaşma, %79 erkek %21 kadın, olduğu; katılımcıların kripto paralardan haberdar olmasında arkadaş, aile-akraba, iş arkadaşlarının, TV, gazete-dergi, internet ve sosyal medya gibi bilgi iletişim araçlarından daha etkin olduğu; kripto para yatırım amaçları sırasıyla ek gelir sağlamak, zengin olmak, borçlarımı ödemek olduğu; 100 katılımcının 35’inin kripto para yatırımından elde ettiği kârla mal veya hizmet satın aldığı; 1-2 yıldır kripto para yatırımcısı olanların zararda olduğu; 18-32 yaş aralığı kripto para yatırımcılarının en fazla yoğunlaştığı yaş aralığı olduğu; yaş arttıkça kripto para yatırımcısı olma oranının düştüğü, altın en güvenilir yatırım aracı olarak görülürken kripto paranın en kârlı yatırım aracı olarak görüldüğü ve en fazla kripto para yatırımının asgari ücret ve onun biraz daha üstünde gelir elde edenlere ait olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞİZOFRENİ HASTALARINDA İÇGÖRÜ DÜZEYİNİN İNCELENMESİ: BİR DERLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72904</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72904</guid>
      <author>Pınar ŞİMŞEK</author>
      <description>Bu derleme çalışmasında bir psikiyatrik bozukluk olarak geçen şizofreni hastalığında içgörü düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Son yıllarda arttığı görülen araştırma bulguları psikiyatrik bozukluklarda içgörü düzeyinin önemli bir yeri olduğunu, şizofreni hastalığında içgörü düzeyinin önemli bir olması sebebiyle birçok araştırmaya konu olduğun görüldüğü ve bu bağlamda yapılan çalışmalar şizofreni hastalığında içgörü düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada araştırmaların sonuçları kapsamında bir derleme çalışması sunulmuş olup araştırmalarda konu edinilen şizofreni hastalığında içgörü düzeyini etkileyen birçok olası sonucun ortaya çıktığı gözlemlenmekle birlikte şizofreni hastalarında içgörü düzeyini belirleyen birçok faktörün ele alınması gerektiği belirtilmiştir. İçgörü düzeyinin alt boyutlarının araştırma konularında daha çok yer verilmesinin, içgörü ölçme yöntemlerinin genişletilmesinin çelişkili sonuçların ortaya çıkmasını engelleyecek önemli kriterler olduğu gösterilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AFİŞ TASARIMINDA DAİRE</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72908</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72908</guid>
      <author>Tülay CANDEMİR</author>
      <description>Bu araştırma temel geometrik bir form olarak dairenin afiş tasarımındaki nedenselliğine odaklanmaktadır. Tarihsel gelişim süreci açısından içinde bir veya birden fazla daire form barındıran pek çok sosyal, kültürel veya ticari afiş tasarımı mevcuttur. Literatür taramasına bağlı olarak belirlenen afişler üzerinden yapılan inceleme; bir grafik öğe olarak dairenin “içerik odaklı daire” ve “biçim odaklı daire” olarak iki farklı şeklinde sınıflandırılabileceğini göstermiştir. “İçerik odaklı daire”, daireye yüklenen anlamın öncelikli olarak afişte içeriğe vurgu yapmasıdır. “Biçim odaklı daire” ise tek başına veya herhangi bir grafik öğenin parçası olarak dairenin herhangi bir afiş yüzeyindeki yapılandırma sürecinde değerlendirilmesidir. Araştırma ile belirlenen yaklaşımın, afiş tasarımı üzerine yapılacak yazınsal ve görsel araştırmalar açısından değer taşıyabileceği düşünülmektedir. Bir grafik öğe olarak daire tasarımla belirlenen içerik ve görsel mesaj açısından pek çok kavramla ilişki içinde sınırsız sayıda yaratıcı fikre hizmet etme potansiyelindedir. Burada önemli olan dairenin tasarımcı algısında nasıl bir anlam ve görsel mesajla ilişkilendirildiğidir. Afiş tasarımındaki daire bazen tek başına içerik, anlam ve görsel mesajla bağ kurabilirken; bazen de dairenin afiş yüzeyindeki tipografi, illüstrasyon, fotoğraf, renk veya nesne gibi her türden organik veya inorganik formla olan ilişkisi tasarımda anlam katmanları oluşturmanın bir yöntemi olabilmektedir. Ancak afiş yüzeyindeki daire ile biçimsel yapıya yüklenen anlam, görsel iletişim açısından hedeflenen görsel mesaja iyi hizmet etmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYFER TANRIVERDİ VİYOLA METODU III’DE YER ALAN I-IV POZİSYON GEÇİŞLİ ETÜTLERİN SAĞ VE SOL EL TEKNİKLERİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73030</guid>
      <author>Hilal ŞAHİN AKPINARAytekin ALBUZ </author>
      <description>Bu araştırma, ülkemizde viyola eğitimi alanında başlangıç aşamasından ileri seviyelere kadar en çok kullanılan metodlardan biri olan Ayfer Tanrıverdi Viyola Metodu III’ de yer alan I-IV pozisyon geçişli 12 etüdü, sağ ve sol el teknikleri bakımından analiz etmektedir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden genel tarama modelinde, durum tespitine dayalı betimsel bir desen kullanılmıştır. İlk olarak metodta yer alan I-IV pozisyon geçişli 12 etüt seçilerek künyeleri belirtilmiş,  ardından etütlerin sağ ve sol el teknikleri incelenerek elde edilen veriler tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda; I-IV pozisyon geçişli etütlerde sağ el tekniği olarak en çok tercih edilen tekniğin legato tekniği olduğu, en az tercih edilen tekniğin ise staccato tekniği olduğu görülmüştür. Yanı sıra sol el teknikleri olarak ise en sık tercih edilen tekniklerin, akor çalma ve çift ses çalma teknikleri, en az tercih edilen tekniğin ise tremolo tekniği olduğu görülmektedir. Bu çalışmadan hareketle, aynı metodun diğer etütleri için ve diğer başka çalgı metodları için de benzer çalışmaların yapılması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞE ALIM SÜREÇLERİNİ ETKİNLEŞTİRMEDE YENİ BİR YÖNTEM: OYUNLAŞTIRMA (GAMIFICATION)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73073</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73073</guid>
      <author>Nazlı Ece BULGURYasemin BAL </author>
      <description>Bu çalışma, insan kaynakları yönetimi fonksiyonlarından biri olan işe alımlarda oyunlaştırma kavramını yorumlamayı amaçlamaktadır. İnsan kaynakları alanına ilişkin yazından elde edilen güncel bulgular ile oyunlaştırma sürecine ilişkin bilgiler sunulmaktadır. İnsan kaynaklarının birçok farklı fonksiyonunda kullanılan oyunlaştırma tekniğinin, kavramsal açıdan tanımlanmasına, güncel olarak organizasyonlarda kullanılan örneklerine ve Sinyal Teorisi ile teorik çerçeve oluşturularak sunulmuştur. Oyunlaştırmanın işe alım aşamasında kullanılmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Bu çalışmada, organizasyonların neden ve nasıl kullandığına dair açıklama getirmektedir. Ayrıca çalışmada oyunlaştırma uygulamalarını teorik bir çerçevede incelenerek, konuya ilişkin Sinyal Teorisi’nin kullanılması, insan kaynakları süreçlerinden bir olan işe alımlara ilişkin yaklaşımların anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AZERBAYCAN TÜRKÇESİNDE SÖZ BİRLEŞMELERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73083</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73083</guid>
      <author>Fatma AYAN</author>
      <description>Türkiye Türkçesinde kaç tür kelime grubunun olduğu konusunda değişik görüşler olmasına rağmen genel kabule göre; isim tamlaması, sıfat tamlaması, isim - fiil grubu, sıfat - fiil grubu, zarf - fiil grubu. tekrar grubu, edat grubu, bağlama grubu, unvan grubu, ünlem grubu, sayı grubu, kısaltma grupları, birleşik isim grubu, birleşik fiil grubu şeklinde sınıflandırılmaktadır. Azerbaycan Türkçesinde ise kelime grupları “söz birleşmesi” şeklinde ifade edilmektedir. Söz birleşmeleri “serbest söz birleşmeleri” ve “sabit söz birleşmeleri” olarak ikiye ayrılmaktadır. Sabit söz birleşmeleri dilin leksikoloji bölümünde, serbest söz birleşmeleri ise söz dizimi (sentaks) kısmında incelenmektedir. Türkiye Türkçesinde “kalıplaşmış dil birimleri” içerisinde &lt;em&gt;ata sözleri, deyimler, ikilemeler, birleşik sözcükler ve kalıp sözler &lt;/em&gt;yer almaktadır. Günlük hayatta belirli durumlarda kullanılan &lt;em&gt;klişe sözler, dualar, beddualar, yeminler&lt;/em&gt; kalıp söz kavramının içerisinde değerlendirilmektedir.&lt;em&gt; &lt;/em&gt;Azerbaycan Türkçesinde ise “sabit söz birleşmeleri” başlığı altında &lt;em&gt;idiomlar, ibareler, hikmetli sözler, atalar sözleri ve zerb-i meseller &lt;/em&gt;yer almaktadır. Sabit söz birleşmelerinin içerisinde kalıp sözler, dualar beddualar ve yeminler yer almamaktadır. Türkiye Türkçesindeki anlamıyla kalıp sözler &lt;em&gt;nitq (konuşma) etiketleri&lt;/em&gt; olarak yer almaktadır. Dualar beddualar, yeminler de genel kabule göre konuşma etiketleri içerisinde kabul edilmemektedir; fakat bu gruba alan araştırmacılar da mevcuttur. Serbest söz birleşmeleri ise ismi birleşmeler, fiili birleşmeler ve zarf birleşmeleri şeklinde üçe ayrılmaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan dilciliğinde söz birleşmelerinin yeri anlatılacak, sınıflandırması yapılacak ve örneklerle ele alınacaktır. Çalışmada Azerbaycan Türkçesinde söz birleşmelerinin ayrıntılı bir şekilde verilmesi, iki dil arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyması açısından önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


