






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science, Yıl 2022 Sayı 129</title>
    <link>https://asosjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2187</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>SPOR BİLİMLERİ FAKÜLTESİNDE OKUYAN ÖĞRENCİLERİN BAZI PARAMETRELERE GÖRE ÖLÜM ALGILARININ ARAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61917</guid>
      <author>Osman İMAMOĞLUOsman İMAMOĞLU </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı spor bilimleri fakültesinde okuyan öğrencilerin bazı parametrelere göre ölüm algılarının araştırılmasıdır. Yaşar Doğu Spor Bilimleri fakültesinde okuyan öğrencilerinden 161 kadın ve 347 erkek öğrencinin doldurmuş olduğu 24 maddelik ölüm algısı ölçeği değerlendirilmiştir. İstatistiksel işlemler olarak student t- testi, tek yönlü varyans analizi ve LSD testleri kullanılmıştır.      Bu çalışmada Öğrencilerin cinsiyete göre yaşları benzer iken, boy uzunluğu ve vücut ağırlıkları birbirinden anlamlı şekilde farklıdır (p&lt;0,001). Cinsiyete göre olum algısına bakıldığında ödüllendirme ve terk etme alt boyutlarında anlamlı farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05 ve p&lt;0,001). Başarısızlık, cesaret, bilinmeyen ve açı çekme alt boyutları ile toplam ölçek puanında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0,05). Bizim çalışmamızda kadınların erkelere benzer duygular göstermesinde ortak kültür ve benzer din anlayışı yanında spor eğitimi almanın veya spor yapmanın etkisi olduğu düşünülebilir. Bu çalışmada Korona virüs hastalığı geçirip geçirmeme durumuna göre ölüm algısı puanları karşılaştırılmasında istatistiksel olarak önemli bir farklık tespit edilmemiştir (p&gt;0,05). Öğrencilerin okudukları bölüme göre ölüm algısı puanları karşılaştırılmasında istatistiksel olarak terk etme, cesaret, açı çekme alt boyutları ve toplam ölçek puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05). Öğrencilerin spor kategorisine göre ölüm algısı puanlarının karşılaştırılmasında ödüllendirme, terk etme ve toplam ölçek puanlamasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05). Son 5 yıl içerisinde akrabası ölenlere göre ölüm algısında terk etme alt boyutunda anlamlı farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05). Sonuç: Korona virüs sürecinde spor eğitimi alan öğrencilerin ölüm algısı cinsiyete, korona virüs hastalığı geçirip geçirmeme durumuna, Okuduğu bölüme, spor kategorisine ve akrabalarının ölme durumuna göre çok az farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Bu çalışma sonuçlarına göre korona virüs sürecinde genel olarak ölüm algısının değişmediğini söyleyebiliriz. Korona virüs sürecinde spor yapanlar ile spor yapmayan öğrencilerin ölüm algısı karşılaştırılması önerilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞME EKSENİNDE KÜLTÜR VE DİL OLGUSU</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61949</guid>
      <author>Halil AYTEKİNElif ATEŞ </author>
      <description>Değişen ve gelişen dünyada, uluslararası ekonomik, siyasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi, farklı kültürlerin, inanç ve beklentilerin daha iyi tanınmasına ve kişilerarası ilişkilerin artmasına yol açmıştır. Dünyadaki bu hareketliliğin sonucunda, toplumlar homojen olmaktan çıkıp heterojen hale gelmiştir.  Kültür ve dilin, ulusal kimliğin en önemli belirleyicileri oldukları göz önünde bulundurulduğunda, küreselleşmenin sosyal, dilsel ve bilişsel yansımalarının, toplum hayatında köklü değişikliklere sebep olduğu, bu nedenle sosyal yaşam ve eğitim politikalarının bu yönde şekillendirilmeye başlandığı görülmektedir. Olumlu, olumsuz etkileriyle küreselleşme, hayatımıza birçok yenilikle birlikte girmiş, eskiden hayalini bile kuramayacağımız gelişmelerle yaşam tarzımızı tamamen farklı bir boyuta taşımıştır. Artık uzaklar yakın, yabancılar dost, imkânlar neredeyse sınırsızdır. Küreselleşmeyle birlikte kültürlerarasılık, çok dillilik/çokdillilik ve çok kültürlülük/çokkültürlülük gibi kavramlar önem kazanmıştır. Uluslararası ve kişilerarası ilişkilerin hız kazanması, kültürlerarası bir bilince sahip olmayı zorunlu kılmıştır. Çokkültürlü ve çokdilli toplumlarda, birbirinden farklı kültür ve dil geçmişine sahip insanların bir arada yaşaması kadar, birlikte hareket etmesi de dünyanın bugünü ve yarını için büyük önem teşkil eder. Bununla birlikte, dillerin ve kültürlerin iç içe geçtiği kozmopolit bir dünyada, herhangi bir yabancı dil bilmemek, yerel kalmak ve küreselleşmenin sunduğu avantajlardan tam anlamıyla faydalanamamak anlamına gelir. Bu nedenle, her bireyin en az bir yabancı dil bilmesi ve kültürlerarası bir bilinçle küresel sahnede aktif bir eyleyen olarak yerini alması önemlidir. Çalışmada, küreselleşme, çok dillilik/çokdillilik ve çok kültürlülük/çokkültürlülük, bu bağlamda kültür ve dil olgusu, kültürlerarasılık ve bir yabancı dil bilmenin önemi gibi konular ele alınmıştır. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği ile yürütülmüştür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİNİN MUHASEBE EĞİTİMİNDEKİ ROLÜ: BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62098</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62098</guid>
      <author>Meral EROL FİDANTuğba FAKUÇ </author>
      <description>Hayat boyu öğrenme kapsamında Türkiye’de en önemli ve eski yaygın eğitim kurumlarından biri Halk Eğitimi Merkezleridir. Günümüzde teknolojide meydana gelen hızlı gelişmeler, eğitim kurumları müfredat programlarında da değişiklik ihtiyacını gündeme getirmektedir.  Bu hızlı değişime uyum sağlayabilmek yalnızca örgün eğitimde verilen eğitimlerle mümkün değildir. Yapılan bu çalışmanın temel amacı Halk Eğitimi Merkezi’nde açılan Genel Muhasebe kurslarında verilen eğitimin durumunu ve güncelliğini değerlendirmektir. Araştırmada ayrıca kursiyerlerin Genel Muhasebe kursuna katılma nedenleri kursiyerlerin demografik özellikleri (eğitim durumları, cinsiyet, yaş ve kurs dönemleri) açısından değerlendirilmiştir. Analizler IBM SPSS 26 istatistik programı ile yapılmıştır. Bilecik Halk Eğitimi Merkezi’nde kurs alan ve ankete katılan kursiyerlerin verdikleri cevapların frekans ve ortalama sonuçlarına göre kursiyerlerin bu kursa katılma nedeni olarak çoğunluğunun yeni bir şeyler öğrenmek ve mesleki bilgi edinmek istemeleri nedenlerini belirttikleri görülmüştür. Halk Eğitimi Merkezinin fiziksel şartlarının iyileştirilmesinin kursu daha verimli hale getireceği, bilgisayar laboratuvarları imkânı sağlanarak Genel Muhasebe derslerini farklı muhasebe paket programları ile almak istedikleri de kursiyerlerce belirtmektedirler. Yapılan testler sonucunda kursiyerlerin Genel Muhasebe kursuna katılma nedenlerinin eğitim durumu, yaş, cinsiyet ve kurs dönemi değişkenlerine göre bazı nedenlerde farklılaştığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇEVRE:  FİNANSAL GELİŞME, YENİLENEBİLİR VE YENİLENEMEYEN ENERJİ  TÜKETİMİ VE DOĞAL KAYNAK GELİRLERİNİN ROLÜ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61995</guid>
      <author>Betül ALTAY TOPCU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de 1990-2015 döneminde finansal gelişme, yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji tüketimi ve doğal kaynak gelirlerinin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ARDL, FMOLS ve CCR Modelleri ile araştırılmasıdır. Bu etki enerji tüketim verileri ayrıştırılarak iki model bağlamında incelenmiştir. Birinci modelde finansal gelişmenin, karbon emisyonu üzerindeki etkisinin pozitif olduğu, yenilenebilir enerji tüketiminin ve doğal kaynak gelirlerinin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ise negatif olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İkinci modelde yenilenemeyen enerji tüketiminin, karbon emisyonu üzerindeki etkisinin pozitif olduğu tespit edilmiştir. Finansal gelişme ve doğal kaynak gelirlerinin karbon emisyonu üzerindeki etkisi açısından birinci modelle benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de çevre kalitesinin iyileştirilmesinde, yenilenebilir enerji tüketiminin artırılması ve doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirilmesi gerekmektedir. Analiz sonuçları Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir çevre açısından önemli politika önerilerine sahiptir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TURİZM İŞLETMESİ YÖNETİCİLERİNİN ZAMAN YÖNETİMİ ALGISI VE  ZAMAN TUZAKLARINA KARŞI TUTUMLARI: ŞANLIURFA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62189</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62189</guid>
      <author>Lütfi Mustafa ŞENMustafa AKGÜL </author>
      <description>21. yüzyılda insan yaşamında ekonomik ve teknolojik alanda yaşanan hızlı gelişime bağlı olarak sosyal hayatta büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm ile beraber yeni işletme ve iş sayısı yükselmiştir. Bu nedenle iş dünyasında gelişen yoğun rekabet ortamı ve sürekli değişen koşullar karşısında işletmelerin sahip oldukları kaynakları etkin olarak kullanması, her geçen gün daha çok önem kazanmaktadır. İşletmelerin sahip oldukları kaynaklar içerisinde ikamesi mümkün olmayan tek kaynak zamandır. Bu sebeple, işletmelerde yönetsel ve örgütsel zamanın verimli kullanılması oldukça önemli bir husus haline gelmiştir. Emek yoğun bir sektör olan turizm sektöründe görev alan yöneticilerin, oldukça sınırlı sürelerde ve aynı zaman dilimi içerisinde pek çok işi başarılı bir şekilde gerçekleştirmeleri beklenmektedir. Buna bağlı olarak turizm sektör yöneticilerinin zaman yönetimi ve zaman tuzakları konusundaki bilgi düzeyi ve tutumu önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma; Şanlıurfa özelinde turizm işletme yöneticilerinin zaman yönetimi bilgisi ve zaman tuzaklarına olan tutumlarını incelemeye yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla; Şanlıurfa ili özelinde kamuda turizm yönetişiminde sorumluluğu olan idareciler ve turizm sektöründe faaliyet gösteren işletme yöneticilerine yönelik olarak hazırlanan anket ile analiz için gerekli veriler elde edilmiştir. Ardından elde edilen bu veriler IBM SPSS Statistic 26 bilgisayar programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu araştırma sonucunda; turizm yöneticilerinin büyük bir kısmı "zaman yönetimi" konusunda bilgi sahibi olduklarını ifade etmişlerdir. Örgütsel zamanda verimliliğin artması açısından “zamanın etkin kullanımının” önemi yöneticiler açısından oldukça önem verilen bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna rağmen zaman tuzaklarının bilinirliliği çok yüksek değildir. Bu sebeple turizm işletmeleri ve ilgili kurumlarda zaman yönetimi konusunda önemli düzeyde eğitim ihtiyacı bulunduğu düşünülmektedir. Zaman tuzaklarının biyografik özelliklerine göre analizi sonucunda cinsiyet ve yaş değişkenlerine bağlı olarak anlamlı düzeyde farklılıkların olduğu tespit edilmiş diğer değişkenler bağlamında ise herhangi bir farklılık bulunamamıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AÇIK ALAN HEYKEL UYGULAMALARINA GÜNCEL BİR YAKLAŞIM: MİNQİN/SUWU ÇÖL HEYKEL PARKI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62295</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62295</guid>
      <author>İlker YARDIMCI</author>
      <description>Günümüzde heykellerin açık alanlarda uygulanmasına yönelik olarak,  ulusal ve uluslararası boyutta düzenlenen bienal, sempozyum gibi organizasyonlar oldukça yaygındır. Geleneksel olarak kentsel alanlar, meydanlar, sokaklar, kentin içinde veya yöresinde yer alan parklar heykellerin genel uygulama alanları olarak değerlendirilirler. Bu geleneksel yaklaşımın yanı sıra bazı organizasyonlarda açık alanda yer alacak heykellerin uygulama alanları veya biçimlerine yönelik yeni arayışlar ve öneriler de söz konusudur. Çalışma içeriğinde heykellerin uygulanma alanlarına yönelik güncel ve yeni bir deneyim olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nde coğrafi olarak iki çölün arasında konumlanan Minqin kenti yakınlarındaki Suwu çölünde yer alan Uluslararası Çöl Heykel Parkı ele alınmıştır. Ekolojik koşullar açısından zorlu bir bölgede yaşama geçirilen heykel parkı,  organizasyonun uluslararası boyutu ve uygulama özellikleri bakımından,  ilk örneklerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Çalışma genelinde, 2018 yılında başlayan etkinliklerde heykel parkının oluşturulma nedenleri, günümüze değin uygulama aşamalarına ilişkin bilgiler,  alınan sonuçlar ve bir uygulama örneği paylaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ'NDE ÖĞRENİM GÖREN BİRİNCİ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN BÖLÜM MEMNUNİYETLERİ VE GELECEK KAYGILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58095</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58095</guid>
      <author>Kadir DELİGÖZMurat KURNUÇ  </author>
      <description>Ülkemizde İktisadi ve İdari Bilimler fakülteleri birçok alanda yeterli işgücünün yaratılmasında önde gelen fakültelerdir. Dolayısıyla burada okuyan öğrencilerin memnuniyet derecelerini ve gelecek kaygılarını sınıflandırmak önemlidir. Fakülteye kayıt oldukları ilk yıldan itibaren öğrencilerin bölümlerinden memnuniyet düzeylerinin en üst düzeye çıkarılmasına ve gelecek kaygılarının en aza indirilmesine yönelik önerilerde bulunulması hem öğrenciler hem de ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Ridit analizi ile Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören birinci sınıf öğrencilerinin bölüm memnuniyetlerine ve gelecek kaygılarına yönelik analizlerin yapılması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler doğrultusunda hem betimsel istatistiklere yer verilmiş hem de analizler yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin bölüm doyumları ile gelecek kaygıları (işsizlik, umutsuzluk, ayrımcılık, deneyimsizlik, kişisel yeterlilik) arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CONFLICT MANAGEMENT IN EDUCATIONAL ORGANIZATIONS</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62284</guid>
      <author>Nur SILAY</author>
      <description>Çatışmalar, bireyler veya gruplar arasında ortaya çıktıkları için her yerde ve her zaman vardır. Çatışmalar insani olduğu için, toplumların küçük birimleri olan eğitim örgütlerinin bünyelerinde daima var olmaktadırlar. Eğitim örgütlerinin başarısı, büyük ölçüde yöneticilerinin yönetsel becerilerine bağlıdır ve bu nedenle çatışma yönetimi tekniklerini edinmek çok önemlidir. Eğitim yöneticileri, çatışmanın tam manasını anlamaya başlayarak, düzenli olarak planlanmış ve uygulanan mesleki eğitimler sayesinde çatışmalarla yapıcı bir şekilde başa çıkabilmektedir. İlgili literatür, bu yöneticilere yönelik bu tür düzenlenmiş çatışma yönetimi eğitimlerinden ve çeşitli araştırmalardan elde edilen olumlu sonuçlardan bahsetmektedir. Olumsuz etkileri en aza indirmek için eğitim yöneticilerinin yanı sıra veliler, öğretmenler ve öğrenciler gibi diğer paydaşlara da bu eğitimler verilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞEK İLE YAKİN ZAİL OLMAZ FIKIH KAİDESİNİN FELSEFE İLE OLAN İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57708</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57708</guid>
      <author>Hasan YAKUT</author>
      <description>Çalışmada, İmam  Nevevinin İslâm dininin en önemli asli kaidelerden olduğu ve fıkhi meselelerin çoğunu ilgilendiren hatta fıkhın dörte üçü  ve daha fazlasını kapsayan”Şek yakîn ile zail olmaz”Kesin olarak varlığı ya da  var olmadığı bilinen bir duruma ait hükmün şüphe ve tereddüt sebebiyle ortadan kalkmayacağı fıkhi kuralın temeli vahiy dönemine kadar uzanan ve inançta, ibadette, muameletta dengeyi sağlamak, cezaların ıskatında müessir olan şek ve şüphenin sosyal hayatta  adaletin tecellisinde muazzam bir zırh ,hatta Sanığın korunmasını amaçlayan  ve kişilerin  masumluk karinesiyle bağlantısı üzerinde dini ve felsefi olumlu ve olumsuz etkisi ve tesiri, diğer yandan “Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.”Fıkıh kaidesinin doğrultusunda görünen  ve var olan bir şeyin hilafına bir delil bulunmadıkça bekâsına , yakînin şek ile zail olmayacağı  ancak yakînin yakîn ile zail olacağı, eşyaların ibahesi, tahrimi kişilerin suçluluğu yada  beraeti ziimmeti, felsefi ve sosyal hayatın mecrasında  hayat sigortası konumunda olan mezkür fıkhi kurallar, evrensel olan  hak hukukun arızı  şek ve şüphelerle  değişmiyeceğini  sağlıyan bu kaidenin kaynağı vahiydir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BATI KALİGRAFİSİ GELENEĞİ İLE GRAFİTİ ORTAKLIĞI: CALLIGRAFFITI GRU-BU ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61951</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61951</guid>
      <author>Almıla YILDIRIM</author>
      <description>Batı kaligrafi geleneği, geçmişten günümüze evrilerek, oldukça dikkat çekici dönüşümler geçirmiştir ve Batı kaligrafisi ile ilgilenen günümüz sanatçı ve tasarımcıları tarafından yeni boyutlar kazanarak hem kavramsal hem de görsel anlamda kendini farklı bir yerde konumlandırma, yeniden farklı bir perspektifte değerlendirme olanağı sunmuştur. Geçirdiği bu dönüşüm, Batı kaligrafi geleneği gereği yığılarak ilerleyen ve biriken bir konsept olarak, günümüz sanatçıları için hem geçmişten faydalanma ve ilham alma, hem de bireysel algı ve yorumlamaları için önemli bir zemin haline gelmiştir. Farklı disiplinlerden beslenen günümüz sanatçıları içinde, Batı kaligrafisine farklı bir soluk getiren grafiti sanatçıları dikkat çeker. Özellikle grafiti ve kaligrafi sanatçısı Niels Shoe Meulman’ın, 2007 yılında başlattığı, yeni nesil grafiti sanatçıları tarafından da artan bir ilgi gören &lt;em&gt;Calligraffiti &lt;/em&gt;hareketi, Batı kaligrafisi ve grafiti iş birliğinin en çarpıcı örneklerini sunan, dikkate değer bir füzyon hareketi olur. Bu harekete katılan ve kaligrafi, grafiti melez birleşmesi ile iş üreten &lt;em&gt;calligraffiti &lt;/em&gt;sanatçıları, birer &lt;em&gt;calligraffiti &lt;/em&gt;elçisine dönüşür. Batı kaligrafi geleneğinin dönemin ihtiyaçlarına göre, kısıtlı ve sınırlı teknik ve imkanlarla hem bütünsel anlamda hem teknik ve biçimsel anlamda günümüz grafiti kökenli sanatçıları nasıl etkilediği, &lt;em&gt;Calligraffiti &lt;/em&gt;hareketi kurucu Niels “Shoe” Meulman ve grubun dikkat çeken üyeleri Pokras Lampas ve Said Dokins’in çalışmaları üzerinden incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSEL GÜRÜN EVLERİNDE ÇIKMALAR</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62000</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62000</guid>
      <author>Kübra KARABULUT AY</author>
      <description>İnsanın içinde yaşadığı toplumla birlikte kendini en iyi yansıttığı yapı tipi konuttur. Mimarlık tarihi içerisinde evler, kullanılan malzeme ve biçimlenişleriyle içinde bulunduğu bölgeyi ve toplumu en iyi şekilde yansıtan türler olarak görülmektedir. Geleneksel konut mimarisi hem iç hem de dış yapı elemanlarıyla gösterişten ziyade ihtiyaca ve kullanıma dönük olarak tasarlamıştır. Geleneksel konut mimarisinde dış yapı elemanı olan çıkmalar, yapıların hem işlevsel hem de görsel anlamda tamamlayıcıları olmuştur. Çıkmalar, konutların iç mekândan dışa doğru genişlemesini sağlarken; dış cephe de de konuta estetik bir zenginlik katarak, geleneksel konutları dış mekânda şenlendiren önemli unsurlar olmuştur. Geleneksel konutlardaki içe dönük yaşam biçimi, üst katlardaki çıkmalarla kısmen kırılmıştır. Çıkmalar, konutun sokağa açılmasını ve dış çevre ile ilişkisini artırmıştır. Geleneksel Gürün evlerinin büyük çoğunluğu, dış cephelerinde çeşitli tiplerde çıkmalar bulundurur. Bu çalışmanın amacı; Sivas ilinin Gürün ilçesinde bulunan Geleneksel Konutların dış cephe düzenlemelerinde yer alan çıkmaların gruplandırılarak sınıflandırılmasının yapılmasıdır. Çalışma, 2014 yılında tamamlanan “Gürün’de Konut Mimarisi” isimli yüksek lisans tezinden uyarlanarak hazırlanmıştır (Karabulut, 2014). Çalışmada Gürün ilçe merkezinde, araştırmada yer almasına karar verilen 24 Geleneksel Konut hem iç hem de dış mekânlarıyla incelenmiş ve çıkma özellikleri tespit edilmiştir. Çıkmalar benzer ve farklı yönleri ortaya konularak çalışmada ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALMANYA’NIN ORTADOĞU İLE İLGİLİ EKONOMİ POLİTİKALARI(1890-1914)</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62499</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62499</guid>
      <author>Kezban TALAK</author>
      <description>Bu çalışma, 1890 ile 1914 yılları arasında Almanya'nın Ortadoğu politikasını ekonomik çerçevede incelemeye dayanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle 1800’lü yıllarda Alman İmparatorluğu’nun kuruluşu, devletlerarası denge politikaları ve bu politikalar kapsamında sanayisi için ham madde ve pazar arayışında olan Almanya’nın yönelimleri incelenecektir. Sonrasında çalışmanın odak noktasını oluşturan Almanya’nın Orta Doğu bölgesi üzerindeki ekonomik politikaları ve bu politikalardan çıkarları incelenecektir. Özellikle II.Wilhelm döneminde ivme kazanan Osmanlı Devleti- Almanya ilişkileri ve bu dönemde yürütülen iktisadi politikalar incelenecektir. 1800’lü yılların sonunda sanayisi gelişen devletlerin ham madde ve pazar arayışının, Almanya'nın Orta Doğu'ya yönelik politika yaklaşımı üzerinde güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, Almanya'nın bölgedeki maddi çıkarlarındaki değişiklikler, Almanya'nın dış politika yaklaşımının temellerini oluşturmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALTI GÜN SAVAŞININ İNGİLİZ BASININA YANSIMALARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58202</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58202</guid>
      <author>Amrah BAYRAMOV</author>
      <description>Stratejik ve doğal kaynaklar açısından zengin olan Ortadoğu bölgesi her zaman büyük güçlerin ilgi alanı olmuştur. 400 yıla aşkın bir sürede Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan bölge, devletin zayıflaması ile büyük güçlerin mücadele alanı haline gelmiştir. Fransız İhtilali sonrası yayılan milliyetçilik fikirleri geçte olsa bölgeni etkilemiştir. 19. yüzyılın başlarından itibaren Ortadoğu’da Arap milliyetçiliğinin gelişmesi, Birinci Cihan Harbi sırasında da kendi etkisini göstermiştir. Emperyalist ülkeler, Arap ulusunun uyanışını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Bununla birlikte bölgede gelecekte kanlı savaşların temellerini atacak Siyonizm faaliyetlerin de görmekteyiz. Bölgeye uzun süreli bir Yahudi göçü ve Siyonist faaliyetler Arapların rahatsızlığına neden olmuştur. Birinci Arap-İsrail Savaşı’ndan zaferle çıkan İsrail, bölgede Siyonist politikaların uygulayarak daim sınırlarını genişletmek için çaba sarf etmiştir. İsrail’in yayılmacı politikası, onları sürekli Arap komşuları ile karşı karşıya getirmiştir. 1952 yılında Mısır’da iktidara gelen Nasır’la birlikte bu çatışmalar daha da hız kazanmış, bölgeni 1956 ve 67 savaşlarına götürmüştür. İsrail’in Suriye ve Ürdün’e karşı saldırgan politikalarına karşı Nasır, Akabe Körfezini İsrail gemilerine kapatmıştır. Bu misilleme sadece İsrail’e değil, onun destekçileri olan büyük güçlere karşı da bir meyden okuma olmuştur. Nasır’ın bu kararına İsrail savaşla karşılık vermiştir. 5 Haziran sabahı Mısır hava üslerine ani saldırı düzenleyen İsrail, altı gün sürecek olan 3. Arap-İsrail Savaşı’nı da başlatmıştır. Bu savaş bölgede çıkarları olan İngiltere’ni de endişelendirmiş ve İngiliz basınında büyük yankı uyandırmıştır. Bu çalışmada, 5 Haziran 1967 tarihinde başlayan, altı gün savaşı veya 3. Arap-İsrail Savaşı olarak da literatüre geçen savaşın gidişatı ve bölgeni savaşa götüren süreç İngiliz basınına göre araştırılırken, nitel araştırma yöntemlerinden doküman ve belge analiz yöntemleri kullanılmıştır. Böylece dönemin İngiltere yerel gazeteleri, yabancı ve Türk kaynakları incelenerek objektif bir çalışma ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİM VE SANAT MERKEZLERİ DESTEK GRUBU ÖĞRENCİLERİNİN ÜÇ BOYUTLU KAVRAM GÖRÜNTÜLERİ: CİSİM İMGELERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61175</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61175</guid>
      <author>Alper KAYABAŞINagihan KAYABAŞI  </author>
      <description>Bu çalışmada örnekleme yöntemi ile seçilen bir grup bilim ve sanat merkezi destek grubu öğrencilerinin üç boyutlu kavram görüntüleri ve cisim imgeleri, çizim yöntemi ile ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak Ordu ili ve ilçelerinde bilim ve sanat merkezlerinde öğrenim gören destek grubu öğrencilerinden 134 kişi ile çalışma yürütülmüştür. Çalışmaya katılan öğrencilerden küp, silindir, dikdörtgenler prizması ve kare piramit çizerek isimlerini belirtmeleri istenmiştir. Öğrencilerin bu konudaki bilgilerini özgürce ifade edebilmelerini sağlamak için herhangi bir kalıp öne sürülmemiş konuyu ifade eden her türlü çizim ve adlandırmanın uygulanabileceği belirtilmiştir. Öğrencilere bu uygulama için 20 dakika süre verilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak görüşme formu yönerge ile birlikte çocuklara verilmiştir. Toplanan veriler hazırlanan değerlendirme tablosu kapsamında her bir geometrik cisim için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Alınan sonuçlara göre çocukların üç boyutlu düşünme ve geometrik cisim imgeleri konusunda yetersiz oldukları ve yanlış imgelere sahip oldukları görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> FİGÜRATİF DIŞAVURUMCU RESİMDE RENK VE BİÇİM İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61990</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61990</guid>
      <author>Mehmet Alpdoğan ERCİŞMuhammet Emin KAYSERİLİ  </author>
      <description>Çalışmanın amacı; E.L. Khirchner, O. Kokoshca, O. Müller ve A. Gorky’nin figüratif eserlerinde renk ve biçim ilişkisini keşfetmek, anlamak ve yorumlamaktır. Nitel araştırma yöntemiyle hermeneutik desene göre hazırlanan bu çalışmada, E.L. Khirchner, O. Kokoshca, O. Müller ve A. Gorky’den eser örnekleri çalışma grubu oluşturmaktadır. Veri toplama yöntemi ve doküman kullanılmıştır. Çalışmada yer alan her bir sanatçının iki eseri ele alınarak, sanat eleştiriseli ve sanat tarihseli açıdan çözümlemeli olarak değerlendirilmiştir.  Eserlerin sanatçılarına ait duygu durumlarının görsel biçimi olarak tanımlanabilir olduğu keşfedilmiştir. Dışavurumcu sanatçıların eserlerinde kullandıkları ortak özellikler, deformasyon yöntemleri, özellikle rengin sembolik, duygusal, dekoratif etkileri ve doğal durumundan bağımsız kullanımı, abartılı bakış açısı ve desen anlayışı olduğu belirlenmiştir. E.L. Khirchner’in rengi palette karıştırmadan ve eskiz yapmadan eser ürettiği, O. Kokoshca’nın Portrelerindeki yüz çizgilerini derinleştirmiş, tenin farklı renk dokularıyla işlenmiş, çarpıtılmış olduğu, O. Müller’in biçimsel ilişkilerin düzenlenmesine ve renk alanlarına oldukça duyarlı olduğu A. Gorky’nin ise resimlerinde ayrıntıya yer vermeyen bir figüratif ifadeye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak ilgili sanatçıların eserlerinde biçimin renkle deformasyona uğradığı anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ PROGRAMI ÖĞRENCİLERİNİN GÜVENLİK ALGILARINA VERİLEN EĞİTİMİN ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62060</guid>
      <author>Mehmet Ali ZENGİNMustafa SEKMEN ,Murat TEKBALKAN </author>
      <description>İşletmelerde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarını yönlendirecek olan İSG programlarından mezun olan öğrencilerin güvenlik algıları işletmelerin güvenlik kültürünün oluşturulmasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, iş sağlığı ve güvenliği programı 2. sınıf öğrenciler ile bölüme yeni gelmiş ve alan derslerini almamış 1. sınıf öğrencilerin güvenlik algılarının aldıkları eğitimle nasıl değiştiğini araştırmaktır. Bu kapsamda programda kayıtlı 1. sınıftan 45, 2. sınıftan 44 öğrenci ile anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada öğrencilerin güvenlik algılarını ölçek için “Üniversite Öğrencilerinin Sosyal Güvenlik Algıları” ölçeği kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasındaki farklılıklar Mann-Whitney U Testi, üç ve daha fazla bağımsız grup arasındaki farklılıklar Kruskal Wallis Testi ile analiz edilmiştir. Çalışma sonunda 1. ve 2. sınıf öğrenciler arasında güvenlik algıları konusunda farklılığın olmadığı her iki sınıfta öğrenim gören öğrencilerin yüksek güvenlik algısına sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte öğrencilerin yaşları, cinsiyetleri, daha önce iş kazası veya ramak kala olaya maruz kalıp kalmadıkları, mezun oldukları lisenin türü, anne ve baba eğitim seviyesinin güvenlik algılarını etkilemediği belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TIP ETİĞİ PERSPEKTİFİNDEN “NİETZSCHE AĞLADIĞINDA” ESERİNDE  HASTA-HEKİM İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62126</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62126</guid>
      <author>Vahide KORKMAZSelda YILDIZ </author>
      <description>&lt;p class="p1" style="text-align: justify;"&gt;Amerikalı Psikiyatrist Irvin Yalom tarafından kaleme alınan bu eser, günümüzde olduğu gibi tarihte yer alan doktor hasta ilişkisinin de başlı başına bir çalışma alanı olduğunu göstermektedir. Eser üç tarihi aktörün kurgusal iletişimi etrafında kurulmuş bir sahnede, psikanalizin doğuşunu tetikleyen dinamiklerin ortaya konduğu bir senaryo ile sunulmaktadır. Bu yönüyle yazar psikanalizin perde arkasında bulunan fenomenleri okuyucuya sunmaktadır. Tıp tarihi açısından önemli olan bu eser çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Edebi metinlerin yazıldığı dönemin ahlaki ve etik yaklaşımından bağımsız olamayacağı fikrinden yola çıkarak hekim hasta ilişkisi türlerinin, tıp etiği açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Eserde, inceleme konusunu oluşturan etik yaklaşımların tıp tarihinde uygunluğunu kontrol eden tarihsel yöntem benimsenmiştir. Eser içinde yer alan hekim ve hasta profillerinin etik ilişki çerçevesinde temel unsurlarının dikkate alındığı perspektifte değerlendirme yapılmıştır. Eserdeki hekim-hasta ilişkisinin egemen unsurlarının doğruyu söyleme, Paternalizm ve Holistik yaklaşım olduğu görülmüştür ve bu kavramlar eserin kaleme alınmış olduğu tarihsel süreç içinde değerlendirilmiştir.İletişim modeli olarak kullanılan karşılıklı konuşma metodu döneminin  oldukça ilerisinde bir teknik olarak karşımıza çıkmıştır. Bu sayede paternalist geleneğin hastaya biçtiği edilgen kimlikten hastanın sıyrılmasına, zamanla hekim-hasta ilişkisinde daha etkin bir rol almasına kapı aralamıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL BEŞİNCİ SINIF UZAKTAN EĞİTİM KONUŞMA KAZANIM ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62152</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62152</guid>
      <author>Yağmur PEHLİVAN COŞKUNPerihan Tuğba ŞEKER </author>
      <description>Çalışmada ortaokul beşinci sınıf öğrencilerinin konuşma alanına yönelik uzaktan eğitim konuşma kazanım önerilerinde bulunmak amaçlanmıştır. Bu çalışma nitel model kullanılarak tasarlanmıştır. Doküman incelemesi ile yurt içi ve yurt dışı eğitim programları, Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metni ve ilgili alanyazın incelenerek taslak form oluşturulmuştur. Taslak formda 105 kazanım maddesi yer almaktadır.   Taslak form oluşturulurken&lt;em&gt; kazanımların öğrenci merkezli olması, düzeye uygun fiil ve bilişsel görevi vurgulaması, derste uygulanabilir olması&lt;/em&gt; &lt;em&gt;şeklinde&lt;/em&gt; sıralanabilen kazanım oluşturma ilkeleri göz önünde bulundurulmuştur. Beşinci sınıf uzaktan eğitim konuşma becerisine yönelik kazanımların belirlenmesinde uzman görüşüne başvurulmuştur. Alan uzmanlarından alınan görüşler doğrultusunda taslak forma son şekli verilmiştir.  Beşinci sınıf uzaktan eğitim konuşma becerisi için hazırlanan taslak formun çevrim içi ders kazanımları ve dijital konuşma için örnek oluşturulacağı ve “&lt;em&gt;Ortaokul Beşinci Sınıf Uzaktan Eğitim Konuşma Kazanım Önerileri&lt;/em&gt;” nin alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OBEZİTE VE ŞİDDET</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62202</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62202</guid>
      <author>Şeyda ÖZTUNANermin GÜRHAN </author>
      <description>Günümüzde birçok ruhsal hastalığın oluşmasında sosyolojik, kültürel olduğu gibi biyolojik temellerin üzerinde de durulmakta ve tüm boyutların iç içe olduğu düşünülmektedir. Alanda yapılan çalışmalara göre, beslenmenin duygu durumu ve davranışları etkileyerek şiddet olgusunda rolü olduğu bilinmektedir. Toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkan şiddet olgusunun oluşumunun önlenebilmesi sürecine katkı olması amacıyla, biyolojik bilgi birikiminin gözden geçirilerek holistik yaklaşımın önemi vurgulanmış ve obezitenin şiddet ile ilişkisine yönelik bilgiler derlenmiştir. Araştırmalar, beslenme ile obezite, obezite ile de şiddet arasında bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Bazı beslenme türlerine bağlı olarak ortaya çıkan yeme bozukluklarının şiddet dürtüsünü başlattığı ve/veya artırdığı düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda yetersiz beslenmenin insan organizmasını zayıflatarak, ruhsal hastalıklara daha kolay yakalanılmasına neden olurken, buna karşılık vücudun ihtiyaç duyduğundan fazla kalori alınmasının da organizmanın dengesini bozarak obeziteye yol açtığı ve birçok fiziksel hastalığın yanında bireylerde davranışsal değişikliklere sebep olduğu da gözlenmiştir. Şiddet ve obezitenin psikolojik, davranışsal, ekonomik ve tıbbi sonuçları vardır. Günümüzde koruyucu sağlık programları arasında yer alan yeterli ve dengeli beslenme konusunun, şiddet olgularının önlenmesinde bütüncül olarak değerlendirilmesi ile ruhsal yönden iyilik halinin sağlanmasına katkıda bulunulacağı düşünülmekte ve şiddetin etyolojisi ile derinlemesine bilgiler sunulan çalışmamızın, literatüre yarar sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜRDÜRÜLEBİLİR İŞLETMELER İÇİN UMUT VERİCİ BİR STRATEJİ OLARAK OYUNLAŞTIRMA</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62204</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62204</guid>
      <author>Melike ZEHİRSerdar BOZKURT ,Sadiye OKTAY ,Sevgin BATUK ÜNLÜ </author>
      <description>Oyunlaştırma umut verici özellikleri nedeniyle çeşitli disiplinler tarafından giderek daha fazla kabul edilmekte ve uygulanmaktadır. Sürüdürülebilir işletmeler için strateji olarak uygulanabilme potansiyeline sahiptir. Bu çalışma öncelikle oyunlaştırmanın kavramsal çerçevesi ile birlikte oyunlaştırmanın dinamik ve bileşenlerini sunmaktadır. İkinci olarak, çalışma oyunlaştırmanın sürdürülebilir işletmeler ve organizasyonlardaki kullanım alanlarını belirtmektedir. Analizler hem akademik çalışmaları hem de gerçek yaşamdaki uygulamaları kapsamaktadır. Web of Science veritabanında 2012-2021 yılları arasında yayınlanan çalışmaların verileri kullanılarak bibliometrik analiz ve haritalama yapılmıştır. Öncü sektörel örnekler de incelenmiştir. İncelenen çalışmalar ve vakalar oyunlaştırmanın sürdürülebilir işletme ve organizasyonlar için faydalarıyla birlikte potansiyel kullanım alanlarını da vurgulamaktadır. Çalışmamızın güncel literatüre 3 önemli katkısı bulunmaktadır. İlk olarak, bu çalışma akademik çalışmalar ve güncel uygulamalardan elde edilen bulguları kapsamaktadır. İkinci olarak oyunlaştırma literatürüne dair güncel istatistikleri sunmaktadır. Üçüncü olarak da diğer çalışmalardan farklı olarak oyunlaştırma tekniklerinin sürdürülebilir işletmeler ve organizasyonlarda etkili kullanımına odaklanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALIŞANLARIN DİJİTAL TEKNOLOJİYE YÖNELİK TUTUMLARININ DUYGUSAL BAĞLILIK VE PERFORMANS ÜZERİNDEKİ ETKİSİ </title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62262</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62262</guid>
      <author>Kıvanç TURASAYMürşide ÖZGELDİ </author>
      <description>Dijitalleşmenin her alanda etkisini göstermesiyle birlikte işletmeler; dijitalleşmeye yapılan yatırımların ne kadar anlamlı olduğunu, iş sonuçlarına olumlu etkilerinin olup olmadığını, bu alanda yapılacak yatırımların iş sonuçlarına etkisinin ne olacağını tartışmaktadır. Araştırmanın amacı, çalışanların dijital teknolojiye yönelik algılarının, iş sonuçlarından olan iş performansı ve duygusal bağlılık üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu amaçla yapılan çalışma Türkiye’de perakende sektöründe yer alan bir zincir perakende şirketi bünyesinde görev yapan 415 beyaz yakalı çalışanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir.  Toplanan verilerin analizinde IBM SPSS AMOS Sürüm 24 ve Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kullanılmıştır.  Araştırma sonucunda; çalışanların dijital teknolojiye yönelik tutumlarının örgüte duygusal bağlılık ve bireysel performans üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZOR ZAMANLAR VE BÜYÜK UMUTLAR ADLI ROMANLARDA KÖTÜLÜKTEN İYİYE GEÇİŞ</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62263</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62263</guid>
      <author>Ferit ŞAHİN</author>
      <description>İngiltere’de Viktorya döneminin önemli yazarlarından biri olan Charles Dickens yazdığı onlarca roman, kısa öykü, makale, şiir ve tiyatro eserleriyle yaşadığı dönemin ve günümüz edebiyat dünyasının önde gelen yazarlarından biri olmuştur. Fakat bu uzun edebiyat serüveninde birçok okuyucu tarafından daha çok romancı kimliğiyle bilinmektedir. Dickens romanlarında Viktorya dönemi İngiliz toplumunu farklı yönleriyle tasvir etmiş, gerektiğinde romanları aracılığıyla toplumsal eleştirilerde bulunmuştur. Bu tez yazarın farklı temalara sahip olarak görünen Zor Zamanlar ve Büyük Umutlar adlı romanlarını incelemektedir. Zor Zamanlar romanı sanayi devriminin dönemin insanları üzerinde yarattığı tahribatı anlatırken, Büyük Umutlar romanı Pip adındaki yetim bir çocuğun centilmen olma ve sınıf atlama uğruna yaptığı hataların sonucunda geçirdiği ahlaki gelişimi anlatmaktadır. Bu çalışma, ilk bakışta farklı görünen bu iki romanın Dickens’ın ahlaki öğretileri açısından benzerlikler gösterdiğini vurgulamaktadır. Charles Dickens, her iki romanda da üst sınıf insanlarının işçi sınıfı üzerindeki baskısını tasvir etmekte ve bu baskı sonucunda ortaya çıkan kötülüğe çözüm olarak kötülük yapan karakterlerin ahlaki açıdan iyiliğe dönüşmesi gerektiğini belirtmektedir. Her iki romanın sonunda kötü karakterler yaptıklarından dolayı pişmanlık duyar ve alt sınıfa karşı empati kurulması gerektiğini öğrenirler. Dickens’ın romanlarındaki kötü karakterlerin bu dönüşümü aynı zamanda okuyucularına yönelik ahlaki mesajlar taşımaktadır. Yazar toplumsal bozulmaya karşı çözüm olarak sunduğu bu ahlaki dönüşümle bir bakıma okuyucularını da ahlaki açıdan eğitmeyi hedeflemektedir. Zor Zamanlar ve Büyük Umutlar romanları bağlamında iletilen bu ahlaki mesaj okuyucuya iyi ve kötü arasındaki keskin çizgiyi göstermekte ve iyiliğin kötülük karşısındaki nihai başarısını vurgulamaktadır.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REHA ERDEM SİNEMASINDA ÖĞRETMEN TEMSİLİ: BEŞ VAKİT ve HAYAT VAR FİLMLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62274</guid>
      <author>Hasan AKPULAT</author>
      <description>Eğitimin başladığı ilk yer her ne kadar aile olsa da öğrencilik hayatına başlayan bir bireyin adım attığı ilk formal kurum okuldur. Eğitimin başat aktörü öğretmen, formal kurumda bireyin sadece eğitim hayatını değil aynı zamanda sosyal yaşamını da doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen kişidir. Toplumda öğretmenin hem öğrencilere hem de sosyal çevresine rol model olmada önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Sinema da öğretmenlere ve eğitim temasına ilk dönemlerinden itibaren pek çok filmde yer vermiştir. Eğitim temalı filmlerde öğretmenin sinemasal temsil açısından yönetmenlerin perspektifinden beyazperdeye yansıtıldığında bu temsillerin bazen dönemsel bazen de tercihe bağlı olarak farklılık gösterebildiği görülmektedir. Bu temsiller gerçek hayatla ya da gerçek hayatta örtüşmeyen doğrultuda olabilmektedir. Özgün bir üslubu olan Reha Erdem de yaptığı filmlerde eğitim olgusunun bileşenleri olan okul, öğretmen ve öğrencileri filmlerinde doğrudan veya dolaylı olarak işlemektedir. Bu çalışmanın amacı formal eğitime eklemlenen çocuk karakterlerin Reha Erdem sinemasından örneklem seçilen &lt;em&gt;Beş Vakit (2006)&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Hayat Var (2008)&lt;/em&gt; filmlerinde öğretmenin temsilinin nasıl olduğuna dair bir saptamada bulunmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde Türk sinemasında eğitim temalı filmlerin sinemada yansımasına ve öğretmenin temsiline; ikinci bölümde Reha Erdem‘in biyografisi ve uzun metrajlı filmlerine; son bölümde çalışmanın örneklemini oluşturan &lt;em&gt;Beş Vakit (2006)&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Hayat Var (2008)&lt;/em&gt; filmlerinde ilgisiz, otoriter (katı-sert) ve cezalandırıcı öğretmen temsillerine rastlandığına dair bulgulara yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU TANIMI, GELİŞİMİ, BAŞVURUNUN ŞARTLARI, İNCELENMESİ VE VERİLEN KARARLARI</title>
      <link>https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62323</link>
      <guid isPermaLink="true">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62323</guid>
      <author>Omar Shakir MAHMOOD</author>
      <description>Bireylerin sadece insan oldukları için sahip bulundukları temel hak ve hürriyetleri teminat altına almak amacıyla bireysel başvuru kurumu, 2010 yılında gerçekleştirilmiş olan referandumla kabul edilen Anayasa maddelerinde gidilen değişiklik ile hukuk sistemine girmiştir. T.C Anayasası 148. maddesine referandum ile eklenmiş olan üçüncü fıkra ile herkesin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile korunmuş olan temel hak ve hürriyetlerden herhangi birinin kamu organları tarafından ihlali halinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceği şeklinde düzenlenmiştir. Mahkemenin üstesinden gelemeyeceği bir iş yoğunluğu karşılaşmaması için başvurular açısından kabul edilebilirlik kriterleri belirlenmiştir. Böylelikle temel hakların korunması hususunda etkili bir denetim sağlanmış olacaktır. Bu amaçla, başvurular kabuledilebilirlik incelemesine tabi tutulmaktadır. Bireysel başvurunun, Mahkemenin konu yönünden yetki sınırları çerçevesinde bulunması gerekmektedir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınabilmesi için Türk hukuk sistemine 2010 yılı referandumundan sonra giren Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru kurumu bütün boyutları ile incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


